Rober Koptaş’ın Unufak romanı, ilk bakışta bir ailenin hikâyesini anlatıyor gibi görünse de, aslında parçalanmış bir hafızanın ve yerinden edilmiş bir kimliğin izini sürer.
Her şey oldukça sade başlar:
Bir değirmenci ailesi…
Ama bu sadelik uzun sürmez. 1915’le birlikte yalnızca evler, değirmenler değil; insanların hayata tutunduğu anlam da ellerinden alınır. O andan itibaren anlatılan şey bir yaşam değil, dağılan bir hayatın parçalarıdır.
“Unufak” kelimesi romanda sadece bir mecaz değildir.
T’de başlayan hayat İstanbul’a savrulur, oradan Almanya’ya, Amerika’ya uzanır. Ama bu yolculuk bir ilerleme hikâyesi değildir. Aksine, her adım biraz daha köksüzleşmenin, biraz daha eksilmenin hikâyesidir.
Asadur’un kendine “Antonyo” demesi bu yüzden önemlidir. Bu bir yükseliş değil; kimlikten kopuşun son aşamasıdır. Dünyalı olma iddiası, aslında hiçbir yere ait olamamanın başka bir adıdır.
Romanın en güçlü taraflarından biri, karakterlerini yargılamamasıdır. Kimse “iyi” ya da “kötü” değildir. Hepsi aynı kırılmanın farklı yüzleridir.
Kevork, içindeki boşluğu şiddetle doldurmaya çalışır.
Harut, sistemin dışına düşer ama aslında hayatta kalmaya çalışır.
Maro, elindeki tek gücü —güzelliğini— kullanır.
Asadur ise kaçtığını sandığı şeyin içine savrulur.
Bu yüzden bu karakterler bozulmuş değil; zaten kırılmış bir dünyanın içinden çıkmıştır.
Romanda kadın karakterler de en az erkekler kadar bu kırılmanın yükünü taşır; ancak bunu farklı biçimlerde yaşarlar. Azad, mesafeli, kontrollü ve ayakta kalmaya odaklı bir figürdür. Kocasına karşı duygusal bir yakınlık kurmaz; kendi hayatını kurmak için Almanya’ya gider, çalışır, birikim yapar ve sonunda İstanbul’da bir ev alır. Onun dünyasında duygu geri plandadır, düzen ve hayatta kalma ön planda.
Maro ise bu düzenin dışında durur.
Va pirtûka dema min xwend ez bi taybetî çûme serdema dema Dewrêş û Edûlê evêndariya dest pê dike û zarokatiya herduyan û jîyan a bav û kalên wan bû. Pirtûk çanda koçeriyê, dûzena jîyan a çadira wê demê ku bi şert û mercan hatine hevdû nîşan dide. Her waha sîyaseta Osmanî ya ku li ser eşîrên Kurdan dimeşîne dide baş dide nîşan " le belê di gellek cîhan de zêde zêde dikeve hûrgulîyan ev jî carna dibê nivîskar herikbariyê ji dest bernede" û wekî dinê hogirtî ya ciwanên ebra milan û yên kurdan xwe bi germî û xwedê derketina hev û bi taybetî jî ya jina balkêş bû. Nivîskar di vê mijarê de li gorî min serkeftî bû. Pirtûk; di mijara xwendina kurdî de jî başe û gellek peyvên herêmî têde derbas dibin hewceye dema mirov xwend, nîşe(not) bigire ji ber ku ramanê mirov ên Peyvan xurt dike.
Qehremanê pirtûk ê Derwêş; bi jêhatîbûna xwe gellek di pêş deye û pir jî zîrek e.
Evîndariya Derwêş û Edûlê bi rastî dema min pirtûka wegera tirkî xwend min hewqas kelecan nedigirt û wê pirtûkê gellek deran jî çewt hatibû wergerandin. Bi kurtasî pirtûk gellek xweş bû û ez jê pir peyv jî fer bûm.
Hewceye her ciwaneke kurt bixwîne.
Romana Hesenê Metê a bi navê Labîrenta Cinan cara yekem di sala 1994 de çapbuye û 150 rupelî pêk tê.
Roman bi çîroka evîna Mamoste Kevanot û Nêrgisa Koçerê destpêdike. Dema berhem diherike xwîner dibîne ku vê çîrokê tu tişt romanê/ çîroka bingehîn zêde nekiriye, hema heye. Mamoste Kevanot bajariye keçika Koçer re dizewice û tê gundekî dibe mamoste. Lê di romanê de em cudahiya van kesan qet nabînin. Heta dema çîroka bingehîn a cinan destpêdike Nêrgisa Koçer hole radibe, tune dibe.
Di çapa Peywendê ( 2019) li ser pişta bergê nivisên hin navdaran hene ku qala romanê dikin. Navdara Tirk Pakîze Barişta dibêje " Realizm û surrealizma di Labîrenta Cinan de ji wan nimûneyên heyî yên ku em pê dizanin gelekî cudatir e. Û xwe dispêre cihên welê ku ji wan çavkaniyên welatên rojava jī dûrtir e, ev surrealizmeke xas e û ya nivîskar bi xwe ye." Lê ev çîrok hemî jî di nava civata Kurdan de hene. Tu şik û guman tuneye haya hemî xwênerên Kurd van gotegotan heye ango ev qinyet di civaka Kurdan de ji xwe heye. Niviskarî ev gotegot berhevkiriye û raxistiye ber xwêneran. Wekî tê zanîn li Kurdistanê wek berê gundên wisa kevneşopî zêde nemane( bo Bakûr dibejim) Ji ber wê zêdetir xwînerên îroyîn nebune şahidê van buyeran lê çawa ku min li jor jî got haya wan ji wan gotegotan heye.
Mamoste Kevanot tê gund,gund hemî dînî û cînîne, di serî de agahiyê wî ên sosretbûna gund hene dîsa jî, mamoste qet jê halî nabe şêniyên gund ne asayîne. Tu bê Mamosteyî hemî agahî ji bîr kir û hemî gundiyan vê rewşa xwe veşart, ji ber wê mamoste jê halî nabe. Da ku Gabranê Baço jê re ta bi derzî dike. Ev yek atmosferekî ava nake û xwêner maliq dimine. Bûyerên gotegotên civatê li romanê hatine û têde jî rûniştîne lê hin buyer maliq mane ne li gor hêmana çîrokêne . Ger mêrikî 52 salî keçikeke
İlk psikolojik roman, Mehmet Rauf'un başarısını temsil eden eser: Eylül!
Yazarımız Eylül için "İlk eserim son üstadıma" der. Buradaki üstad yazarımız Halid Ziya Uşaklıgil'dir. Zaten Eylül'ün konusu, Aşk-ı Memnu'ya benzer.
Şu an gördüğüm derste de Halit Ziya Uşaklıgil'le Mehmet Rauf'un adı yan yana sıkça geçer.
Kitaba gelirsem...
İlk psikolojik kitap olmanın hakkını veriyor, özellikle de Necib!
Kitapta topu topuna 8 karakter var (yanlışım yoksa) ama olan merkezi Suad, Süreyya ve Necib üçlüsü.
Aşk ise Necib'le doğuyor, Suad'ı esir almasıyla devam ediyor...
En masum, çocuksu olan ise Süreyya. 300 sayfa boyunca hiçbir şeyden şüphe duymuyor, anlamıyor.
Hani Türk dizilerinde bakışma çok diye şikayet ediyoruz ya... Ha işte o bakışmaların temelini Mehmet Rauf atmış olabilir. :D
İşin şakası bir yana, kitap edebi açısından o kadar güzel ve dolu ki... Şimdi kitabı okumuş olarak çözümlemesini de inceleyeceğim. (TDE öğrencisiyim)
İlklere Eylül ile giriştim, 2026'da devamı gelmesi dileğiyle...
EylülMehmet Rauf
İbrahim Kalın'ın videolarını tekrar tekrar dinlerim ama okuduğum ilk kitabı, İslâm Aydınlanma ve Gelecek kitabı oldu.Dilinin ağır olduğundan yakınanların aksine zorlanmadım.Birçok kelimeye Eğitim Bilimleri derslerinden ve Tde bölümünden,ayrıca felsefeye olan ilgimden hâkim olmamın katkısı çok oldu.Anlamını bilmediğim kelimeleri araştırdım ki düşünce ufkumda farklı bir pencere açarak destekledi beni.
Kitapta daha önce okuduğum ve bölümümden hakim olduğum birçok kitap(Renan Müdafaanamesi/Namık Kemal, Cemalettin Afgai, Oğuz Atay Tutunamayanlar,Kafka'nın Dava'sı/Dönüşümü vs)ve yazar ismine denk gelmek ayrıca mutlu etti beni.Belli bir birikimle okununca herbir sayfa ayrı bir beyinsel lezzet veriyor insana.
Müzikten, edebiyata,sanata,felsefeye,bilime ve siyasete dair dolu olup, Kur'an'ın rehberliğinde insanda farklı düşünme ufukları açan yazarın,İslam ve İslâm dünyası üzerine yorumları çok kıymetli.Bosna'dan Filistin'e birçok soruna değinmesi yılllardır 'Batılılaşma'adı altında kendi kimliğinden uzaklaşıp kendi geleneklerine (gelene'ek) yabancılaşmış ya da yabancılaşmak zorunda bırakılmış,hatta geçmişini küçümsemek zorunda bırakılmış nesillerin okuması ve yeniden uyanmasını sağlayacak makalelerden oluşan bir kitap, alâkadar olduğum bir çok meseleyi tekrardan farklı bir bakış açısıyla gözden geçirmeme vesile oldu.Makalelerin herbiri çok değerli, üzerine saatlerce kafa yorup kendinizi sorgulayacağınız, dünyaya geliş amacınız ve şuan içinde bulunduğunuz toplumda 'insanlık'adına ne yaptığınızı düşündükten sonra belki de kurtuluşun ilk adımını atacak olan o nüve sizde tecelli bulacak.Kendi adıma aldığım ders 'Geçmişini bilmeyen geleceğini şekillendiremez.'oldu ve etrafında dinlemeye, okumay, dünyayı anlamaya istekli olan herkese bıkmadan usanmadan anlatmanın gerektiği
Noveleke têde hin qewmînên dîrokî û mîtolojîk e. Him evîna Melayê Cizîrî, serhildana Mîr Seîd hatiye ristin. Berî ko meriv Hawara Dîcle(mehmed uzun) bixwîne baş be. Ango hevdu xweş temam dikin.