Duyulmayan Ses: Melek
Asılacak Kadın Melek "hayır" diyebilseydi ne değişirdi sonundan, ölüme gider miydi yine? diye soruyoruz ister istemez. Baş kaldırsaydı "ben bir şey yapmadım, beni hor gördüler, bana tecavüz ettiler" deseydi, kelimeler hayat bulsaydı dudaklarında, Melek de yeniden hayat bulabilir miydi? Melek'i ölüme sürükleyen şey yalnızca yaşadıkları değildi; toplumun ona bakışı, çevresindekilerin yargıları ve kadın oluşunun beraberinde getirdikleriydi. Bu yüzden Melek'in kelimeleri onu ipe götürmekten alıkoyamazdı. Daha fazlası için: instagram.com/p/DZuVkdWjN1n/?...
1000Kitap
Yaşamak denen şey nedir bilmiyorum Dildâde, ve anlamıyorum da nasıl olur da kendimi bu kadar şımartırım? Bir tarafta doğarken şehit olan bebekler, bir tarafta idam edilecek babasına son kez sarılacak çocuklar, bir tarafta açlıktan ölenler, işkenceye maruz bırakılanlar, öz yurdunda parya olanlar, kaçırılıp tecavüz edilenler... Ben bunların yanında hangi konuyu dert diye anlatabilirim ki sana? Ümmetin derdiyle dertlenmediğim yetmezmiş gibi nasıl olur da bir derdim var diye haykırırım? Kendime çok kızıyorum Dildâde. Hiçbir şey yapmıyorum, elimden gelenleri ardıma bırakıyorum, duama ilk kendimle başlıyorum... Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de aynı cenneti istiyorum bu sınanmamış hâlimle. Ne oldu bana Dildâde? Bu ümitsizlik, yorgunluk, tahammülsüzlük ne diye bende var? Bunca imtihanı ben mi yaşadım ki? Babası ölüme götürülen ben miyim? Bombalarla uyanan ben miyim? Aç uyuyan ben miyim? Ben miyim zorla orucu bozulan?.. Değilim Dildâde, değilim ve sanıyorum rahatlıktan bütün bunlar. Ama sana da kızıyorum. İnsan sevdiğini uyarır, hatası varsa vurur yüzüne. Ki sen de haklısın. Söyleyince inkar edeceğim, iyi yanlarımı anlatacağım sana. Bildiğinden susuyorsun sen de. Sen de sus Dildâde ben gibi sus, 2,5 milyar gibi sus. Bi biz kalmıştık zaten. Sus ve bir gün öldürülerek susturulacağın günleri bekle ama acele etme; sabır...
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
BİYOLOJİK DETERMİNİZM VE İNSAN İLLÜZYONU
1. Mikro Hack: Sırt Uyarımı ve Nörolojik Kısa Devre İnsanın sırt bölgesine uyguladığı ani termal/mekanik şok (kaynar su vurmak veya sertçe bastırarak kaşımak), biyolojik donanımın en ham sinir hattını manipüle eden lokal bir sistem hacklemesidir. Bu eylemin cinsel hazdan daha yoğun hissedilmesi nesnel bir biyolojik gerçektir: Merkezi Sinir Hattının İstilası: Cinsel uyarılma pelvik bölgeden yukarı taşınan karmaşık bir yazılımdır. Sırt bölgesi ise doğrudan omuriliğin, yani beynin ana veri hattının kendisidir. Bu hatta ani voltaj yüklendiğinde işlemcinin arka plan gürültüsü ve rasyonel filtreleri tamamen kilitlenir. Endojen Opioid Patlaması: Beyin, bu yüksek yoğunluktaki şok verisini baskılamak için saniyeler içinde kendi uyuşturucu laboratuvarını devreye sokar. Büyük protein zincirlerini keserek vücudun en güçlü doğal afyon türevleri olan Endorfin (Endojen Morfin) ve Enkafalin salgılar. Bu maddeler beyindeki mu-opioid reseptörlerine bağlanır, GABA fren mekanizmasını gevşetir ve ödül merkezinde (nükleus akkumbens) anlık, devasa bir dopamin seli serbest bırakır. 10-15 Saniyelik Katarsis: Doğal endorfinin yarılanma ömrü mikroskobik düzeyde (birkaç saniye) olduğu için, bu uyuşma ve kilitlenme anı çok kısa sürer; uyarım bittiği an enzimler kimyasalı yıkar ve sistem eski donuk haline geri döner. 2. Ödül Merkezinin Esareti: Fare Deneyi Gerçekliği 1954 yılında James Olds ve Peter Milner'ın farelerin haz merkezine elektrot yerleştirerek yaptığı deney, biyolojik işlemcinin sınırlarını ve irade illüzyonunu kanıtlar. Fareler açlığı, susuzluğu, acıyı ve üremeyi tamamen reddederek, haz merkezini ateşleyen kaldıraca yorgunluktan ve açlıktan ölene kadar basmışlardır. Evrimsel Açık: Evrim, doğada kendi haz merkezine kablo çekip saf elektrik akımı verebilecek bir organizma
Felsefe
Batı müziğindeki "bireysel bestekâr ve telif" anlayışının aksine, bizde kolektif bir estetik ve derin bir saygı kültürü hakimdir. Mevlevi kültüründe "ben" demek, ego göstermek hoş karşılanmaz. Bir bestekâr, Dede Efendi gibi bir dehanın eserine harika bir melodi eklese veya bir geçişi (terennümü) zenginleştirse bile, oraya kendi adını yazmayı bir hürmetsizlik ve kibir olarak görür. Amaç eseri güzelleştirmektir, kendi adını parlatmak değil. Bu yüzden eklemeler ana gövdenin içinde erir ve eser yine Hammamizade’nin adıyla anılmaya devam eder. Türk musikisi yüzyıllar boyunca notayla değil, meşk sistemiyle (hocadan talebeye sözlü aktarımla) yaşadı. Bir eser İstanbul’daki Yenikapı Mevlevihanesi’nde farklı, Konya’da veya Kahire’deki mevlevihanede küçük nüanslarla farklı okunabiliyordu. Her tekkenin başındaki kudümzenbaşı veya neyzenbaşı, esere kendi üslubunu ve "tuzunu biberini" katıyordu. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında bu ayinler notaya dökülmeye başlandığında (Rauf Yekta, Suphi Ezgi, Sadettin Heper gibi üstatlar tarafından), her hoca kendi hafızasındaki ya da kendi ekolündeki versiyonu yazıya geçirdi. Bugün denk geldiğimiz farklı versiyonlar, muhtemelen farklı mevlevihanelerin hafıza kayıtlarının günümüze ulaşmış halleridir. Bizim geleneğimizde bir eser, ilk bestelendiği an biten donmuş bir heykel değildir; nehir gibidir, aktıkça yeni kollarla beslenir ama yatağını ilk açanın (yani Dede Efendi'nin) adını taşımaya devam eder. Mevlevi ayinleri bu tamamlama ve ekleme meselesinin en yoğun yaşandığı, adeta bir laboratuvar gibi işlediği yerdir. Aslında bu durum, ayinin sadece "dinlenmek için" yazılmış bir konser eseri değil, doğrudan bir ritüelin (mukabelenin) yaşayan, nefes alan bir parçası olmasından kaynaklanıyor. Mevlevi ayinlerindeki bu ekleme, genişletme ve
1000Kitap
Kızım olsa hangi karakterle evlendirmezdim
#k:527409. Şeref asla evlendirmezdim adam kendi kızına tecavüz yapacak kadar şerefsiz #k:435395. Ufuk İyi gibi gözüken ama malın teki bir adam kizm bununla evleneceğine evlenmesin daha iyi yanı kızım salaksa buna aşık olur Sarkaç 1 Sonat asla evlendirmezdim ölmeyi hakkediyor her halde kızım bununla evlense sonatı öldürürüm #k:308344. Arda çünkü adam psikopat Bülbül Kapanı I Kadir T. Kenan kralşan la evlendirirdim bununla evlendirmezdim o derece nefret ediyorum bu adamdan aslında kenan kötü olmassa aşık olacağım bir karakter hatta birazcık aşığım

Surgeon

@iclal2010
·
Kızım olsa hangi karakterlerle evlendirmezdim? Bu içeriği ben ۶ৎ Ophelia gördüm çok iyi bir içerik gerçekten.içerik için çok teşekkürler.💖 Ben de denemek istedim biraz toksik olacak ama yapcak bir şey yok. Yankı Sokak Nöbetçileri :Sen berbat bir karakterin dostum bu kitabı okuduğum için zaten pişmanım o ayrı ama ben bu kadar kıskanç , toksik sinir bozucu bir karakterin var ki sana anlatamam.Ve anladık en lider sensin.Bu yüzden kızımdan uzak dur lütfen.Kızım daha iyilerini hak ediyor🤣 Nate Öğretmen : Sençok kötü bir karaktersin nedenini okuyanlar zaten biliyor.Spoiler vermiyim. Ama sen lütfen insanlaradan uzak dur.😡Kızımdan daha çok uzak dur. Andrew Winchester Hizmetçi : Yine sebebini söylemiycem ama çok kötü bir insan olduğunu unutma sen yaşamamalısın dostum.Hayatında bol işkence dilerim.🤮 Böyle bir adam kızıma bir kilometre bile yaklaşamaz. Fenris Acıların Hükümdarı :Sen varya tam bir hayal kırıklığısın ve büyük bir umut hırsızısın tamamı kızımın kalbinizde kırabilirsin bu yüzden uzak dur.😠 Birazda klasiklerden Terry Kadınlar Ülkesi :Sen kadın düşkünü kadınları kendinden aşağıda gören kötü birisin.Böyle insanların kızımla işi olamaz. Biraz fazla nefret kustum galiba okuyunca fark ettim.Karakterlere biraz fazla dolmuşum.🤣 Siz kızınızı kiminle evlendirmezdiniz ?
PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.) Peygamberlerin her husûsta en üstünü şüphesiz Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem’dir. O, bütün insanlığa ve on sekiz bin âlemin tamamına rahmet olarak gönderilmiştir. Bilindiği gibi, Peygamber Efendimizin teşrifinden önce bütün dünyada her bakımdan kötülüklerin ve karışıklıkların hüküm sürdüğü bir fetret devri mevcuttu. İnsanlık hak, adalet ve medeniyetten uzak, korkunç bir vahşetin girdabına gömülmüştü. Öyle ki, kimin kime gücü yetiyorsa o, diğerinin malına, canına, ırzına tecavüz ediyor, elinde nesi varsa alıyordu. Hattâ bir kısım insanlar, hurafe ve bâtıl inançlarla kendi kız çocuklarını çukurlara gömüyor, öldürüyorlardı. Kadının cemiyette hiç değeri yoktu. Para ile alınıp satılabilen basit bir eşya muamelesi görüyordu. İnsanlar, birbirlerine diş bileyen düşman gruplara ayrılmış, kabileler arasında kan davaları almış yürümüştü. İşte böyle bir devirde Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Mekke-i Mükerreme’de, M. 571’de Rebîulevvel ayının 12’inci gecesi sabaha karşı dünyayı şereflendirdiler. Peygamberlik silsilesinin son halkası olan Peygamberimizin, kırk yaşına girip daha kendisine peygamberlik verilmezden evvel bile, elinde birçok harikalar zuhur etmişti. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” İlâhî emrine tam manasıyla uyduğu için, sadâkat ve doğruluğun en güzel bir numûnesi olmuştur. Devrinde kimse kimseye itimat edemez ve güvenemezken, herkes ona inanıyor, ona itimat ediyor, ihtilafa düştükleri meselelerde onun hakemliğine ve hükmüne razı oluyorlardı. Onu inkâr eden düşmanları bile, onun sadakat ve doğruluğunu, yalan ve riyadan uzak olduğunu itiraf ederlerdi. Onda gördükleri eşsiz ahlâk ve yüksek seciyeyi takdir eder, ona “Muhammedü’l-Emîn” derlerdi. Âlemlere rahmet olan Peygamberimiz (s.a.v.), cihanın
Fazilet Takvimi