"TİLKİ GÜNLÜĞÜ"YLE TANIŞMA ve AHMED BERKÎ...
(...) Tilki Günlüğü’nden ilk defa 1990 yılı ortalarında haberdar olduk. İBDA Mimarı, “Nokta” dergisine verdikleri ünlü mülakatta, bu isimli bir eser hazırladıklarını, “yüzyılımızın topoğrafya haritası”nı çıkaracaklarını belirtmişlerdi. Yâni, yüzyılımıza âit herkesin ve her şeyin hâlinin hakikatin hakikatine göre izahını yapacak, eğrisini doğrusunu gösterecek bir eser… Bu yönlü bir beklenti içine girmiştik. 1991 yılının Eylül ayında KİP Lokalinde verilen bir resepsiyonla Tilki Günlüğü’nün birinci cildi okuyucu karşısına çıkınca, doğrusunu isterseniz, neye uğradığımızı bilemedik. Ben, neler hayâl etmiştim, tam olarak söyleyemem ama, herhâlde eseri görünce, zavallı hâlimin nasıl tuzla buz olduğunu tahmin edersiniz… Büyük bir heyecanla elime aldım, okumaya çalıştım. Ama bu Türkçe değil mi? Türkçe… O hâlde neden ilk sayfasıyla son sayfası arasında -biraz mübalağayla- tek kelimesini olsun anlayamıyorum? Daha önce gördüğüm hiçbir esere benzemiyordu da ondan… İBDA Mimarı’nın sözleriyle ilk karşılaştığım daha genç bir yaşımı hatırlıyorum: “Allah’ım, bu insan sözü olamaz!..” Böyle aşırı bir şaşkınlık geçiriyordum. Neyse ki, bazı tevafuklar imdadıma yetişti ve eseri benim için -anlamasam bile- olağanüstü cazib kılmaya yetti. **Tilki Günlüğü’nde beni ilk sarsan şey, tarihler oldu. Niçin 17 Ağustos 1990 tarihinde başlıyordu? Bu tarihin benim için özel bir anlamı olmasıyla bir ilgisi var mıydı? Hani Faust’ta Faust ile Margarit’in karşılaşma sahneleri vardır ya; daha doğrusu Faust’un Margarit’i görme sahnesi… Tutulma, çarpılma, sendeleme; öyle bir şey… Öyle bir şey uyandırdı bu tarih bende; ve ardı sıra başka tarihler… Bilirsiniz, Tilki Günlüğü’nün birinci cildi 17 Ağustos 1990 tarihinden başlar ve tarih olarak iki yönde ilerler: Birincisi, geriye doğru, bazen 1983’e
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
(...) Gelgelelim “Hafiye” gibi bir idrak için, söz konusu levha(*) bir “sonuç” değil, bir “başlangıç” cümlesidir. O buna bir “tesadüf” değil, bir “tevafuk” gözüyle bakacak, derhâl üzerinde bir “tefe’ül” açacak, iştikak “tablo”larıyla onun tecrid stratosferindeki mânâ ihtimâllerini ve ruhî delâletlerini kurcalayacak, yetinmeyip “Ufuk”un kafa kâğıdına başvuracak, yetinmeyip O’nun verdiği mânâ “yevmiyeler”inden bir ışık arayacak, en nihayet İslâm te’vil ve tabir ahlâkını cihan çapında örnekleştirici bir “vâridât-akla gelenler” hâlinde, ama yine tam bir nezaket ve feraset heykeli teşkiliyle, fikrini ileri sürecektir. Şu kadar bir âlem dolusu derinlik ve genişlik içinde: “İmtidah: Medhetme, övme… İmtidah: Aşma, taşma… Seylâb: Taşkın su, sel… Sevleb: Tilki… Ubâb: Taşkın sel suyu. Pek taşkın, coşkun… Ubâb: Her nesnenin muazzamı, her şeyin büyüğü. Cemaat, topluluk… Medd: Sel suyu. Uzatma, çekme. Yayma ve döşeme. Çoğaltmak. SÖNMEK. Bir şeyi söndürmek. Yardım etmek, mühlet vermek. Yâr ve yâver olmak. Tarlaya fışkı ve gübre dökmek. NİHAYET, SON… Seab: (Çoğulu, sâbân). Sel suyu… Seâbîn: (Su’ban’ın çoğulu). Büyük yılanlar, ejderhalar… Tuğyan: Su baskını. Azgınlık, taşkınlık. Taşkın mizaçlılık. Kan galebe etmesi hâli. Resmî devlet kuvvetlerine isyan.” [**]
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.
Akademya Yazıları
Reklam
Efendimiz (sav); "islamda teşeüm yoktur, tefeül vardır" buyurduğunda, kendisine tefeülün ne olduğu sorulmuş, o da şöyle cevap vermiştir: "Hådiselerin değerlendirilmesiyle alakalı güzel yorumdur "Tefe'ül, olayları iyiye yormak, onları uğurlu saymak ve birakım hayırların başlatıcısı olarak algılamak demektir. Bu kavramın zıddı olan teşe'üm ise; nesneleri ve hadiseleri uğursuz kabul etmek olanları şerre yormak ve sürekli olumsuz ihtimalleri öne çıkarmak anlamlarına gelir
Tefeül
Tefeül, tevafukları hayra yormak işi... Allah'ın, müminin her dem hayrını isteyeceğine kani olmak gibi, nurdan bir hüsn-ü zan tavrına da havî olarak.
Sayfa 335·Kitabı okudu
Bir tefe’ül ardından...
Dünyanın mahiyeti anlaşıldıktan sonra, elbette hayat-ı ebediyeden başka beşeriyetin o inkisar-ı hayal yarasını tedavi edecek Kur'an'dan başka yoktur.
Alıntı
Hubeybiye, Süheyl b.Amr ve Ebu Cendel...
O esnada Süheyl b. Amr çıkageldi. Süheyl gelince Peygamberimiz, ‘kolay, kolaycık’ mânâlarına gelen bu isimle tefe’ül ederek sahâbîlerine, “Artık işiniz kolaydır.” buyurdu. Süheyl gelince, Resûlullah Efendimize: “Haydi malzemeleri getir de sizinle aramızda bir barış antlaşması yapalım.” dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir kâtip çağırdı. Gelen kâtibe: “Bismillâhirrahmânirrahîm yaz!” buyurdu. Süheyl: “Rahmân mı? Ben onun ne olduğunu bilmiyorum. Daha önceleri yazıldığı gibi, ‘Bismikellâhümme’ diye yazdır.” dedi. Müslümanlar, “Vallahi Bismillâhirrahmânirrahîm’den başkasını yazmayız.” diye tepkilerini dile getirdiler. Allah Resûlü: “Bismikellâhümme yaz.” dedi. Sonra da ondan, “Bu metin, Allah’ın Peygamberi Muhammed’in, Kureyş ile mutabık kaldığı bir barış antlaşmasıdır.” diye eklemesini istedi. Süheyl: “Vallahi, biz senin peygamber olduğunu kabul etseydik, zaten seni Kâbe’yi ziyaretten menetmez, seninle savaşmazdık da! Hayır olmaz, Abdullah oğlu Muhammed diye yazdıracaksın!” dedi. Resûlullah: “Siz beni yalanlasanız da, vallahi ben Allah’ın Resûlüyüm.” diyerek kâtibe: “Abdullah oğlu Muhammed yaz!” emrini verdi. Bu hadisin râvilerinden Zührî der ki: Resûlullah’ın, Süheyl’in bu tekliflerini kabul etmesinin sebebi şu idi: Peygamberimiz daha önce şöyle demişti: “Kureyş, Allah’ın harem dahilinde muhterem kıldığı şeylere tazim etme maksadıyla benden ne isterse muhakkak onu kendilerine veririm!” Resûlullah Efendimiz Süheyl’e: “Bizimle Beytullah arasından çekilin de onu tavaf edelim!” teklifinde bulunduysa da, Süheyl: “Vallahi, cebren istilâya uğradık diye Arapların dedikodu yapmasına meydan vermemek için bu sene sizi serbest bırakamayız. Ama, ziyaretler gelecek seneden itibaren başlasın.” dedi. Bu madde de böyle yazıldı. Süheyl: “Bizden sana, senin dinine mensup olan
Alıntı
Reklam
Reklam