7/10
·144 syf.··
2026 17. kitabı
Roman, yaşlılık nedeniyle hafızasını giderek kaybetmeye başlayan eski bir seri katilin iç dünyasını anlatır. Hayatının büyük bölümünü gizli suçlarla geçiren adam, Alzheimer’ın etkisiyle geçmişi ve bugünü ayırt etmekte zorlanırken, çevresinde yeni bir tehdit hissetmeye başlar. Kızını koruma isteğiyle hareket eden kahraman, bir yandan zihninin dağılmasına karşı mücadele ederken diğer yandan gerçek ile hayal arasındaki sınırları sorgular.
Bir Katilin GüncesiKim Young-Ha · Timaş Yayınları · 20246,2bin okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 79. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 14:25
Daha cesur, daha sağlam, daha korkusuz, endişelerinden arınmış biri olmak isterdim. Hayatta kaçırdığım fırsatlara baktığımda bunun arkasında yatan nedenin hep kendi kendime inşa ettiğim korkularım olduğunu görüyorum. Evet kaygının artık bireysel bir problem olmaktan çıkıp toplumsal soruna dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Hepimizin geleceğe dair endişeleri var, kaygı sarmalı içinde hapsolmuş gibiyiz. Mesela ben bazen ortada herhangi bir tehdit unsuru, korkmamı ya da heyecanlanmamı gerektirecek bir şey olmadığı halde nabzımın hızlandığını, odaklanmakta zorlandığımı hissediyorum. “Endişeli biriyseniz şu duyguyu iyi bilirsiniz: son derece güvenli yatağınızda uzanmış, gözleriniz açık yatıyorsunuzdur, içinizde bir korku vardır ve bu korku giderek artar. Nedeni gerçek olaylar değildir, olabilecek olaylardan korkuyorsunuzdur.” Bu aslında sol beynimizin algıları fazlasıyla abartan, dengesiz bir düşünme biçimidir. Bunu fark ettiğimizde sağ beynimizi harekete geçirerek daha dengeli bir bakış açısını yeniden kurabiliriz. Harvard sosyoloji mezunu, dünyaca ünlü yaşam koçu ve konuşmacı olan Martha Beck kaygı ile başa çıkma sürecini iki temel döngü üzerine kurar. Kaygı sarmalı ve yaratıcılık sarmalı. “Sağ beynimi çalıştıracak şeylerle ilgilenmek, beni sol beynimin kaygı sarmalından çıkaracaktı.” Yaratıcılık Sarmalı beynin sağ yarım küresiyle bağlantılıdır. Merak, keşif ve öğrenme yoluyla aktive edilir. Beck, kaygının panzehirinin kontrol değil, merak olduğunu savunuyor. “Kaygı sarmalları bizi dünyadan uzaklaştırır. Yaratıcılık sarmalları bizi dünyaya yaklaştırır.” Martha Beck New York Times çoksatanı ve Amazon 2025’in En İyi Kitaplar seçkisinde yer alan bu kitabında, dünyayı tehdit olarak algılayarak daralan bir bakış açısı yerine, merak ve yaratıcılıkla dünyayı genişleten bir bakış
Kaygının ÖtesiMartha Beck · Domingo Yayınevi · 20265 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·104 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 18:57
Roman, Strazburg’da yaşanmış gerçek bir tarihi olaya, "Dans Salgını"na dayanıyor ve dönemin Avrupa’sındaki açlığı, sefaleti, çaresizliği konu alıyor. İnsanların açlıktan çocuklarını kaybettiği o günlerde, bir kadının sokağa çıkıp durmaksızın dans etmeye başlamasıyla tüm şehrin kaderi değişiyor.Kitapta beni en çok etkileyen şey, "dans etme" eyleminin bir kabusa, vahşete ve toplumsal bir cinnete dönüştüğünü görmek oldu. Bu insanlar keyiften değil; devletin ağır baskısından, yoksulluktan ve çaresizlikten deliliğin sınırına gelerek dans ediyorlar. Kelimelerle dökemedikleri o büyük isyanı ve acıyı; bedenleriyle, ayakları parçalanıp kalpleri durana kadar haykırıyorlar.Aynı zamanda halkı bu kitlesel histeriye sürükleyen tek şey kıtlık ve sefalet değil. Kitapta arka planda sürekli devam eden ve halkı ciddi şekilde endişelendiren bir Türk saldırısı korkusu var. Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa içlerine doğru ilerleyişi, Strazburg halkı üzerinde büyük bir baskı yaratıyor. Yaklaşan bu tehdit; zaten açlık ve baskı altında ezilen halkın yaşadığı travmayı tetikleyerek onları nihayetinde bu delilik noktasına getiriyor. Sonrasında tıp dünyasının ve din adamlarının bu salgını durdurmak için buldukları saçma çözümler ise otoritenin halktan ne kadar kopuk ve cahil olduğunu trajikomik bir şekilde gözler önüne seriyor.Kara mizahın, absürtlüğün ve tarihi konuların iç içe geçtiği bu kitap; hacim olarak kısa olmasına rağmen benim için biraz yorucu oldu.
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 57. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 18:51
Kitabımız, Osmanlı Devleti’nin 1683 yılında gerçekleştirdiği II.Viyana Kuşatması ile başlıyor. Öncelikle bu kuşatmanın neden başarısız olduğunu, yaşananları ve sonuçlarını okuyoruz. Aslında kazanabileceğimiz bir savaşı içimizdeki hainler yüzünden nasıl kaybettiğimizi ve bir insanın ihanetinin kocaman bir orduyu, hatta bir imparatorluğu nasıl etkilediğine şahit oluyoruz. Ama aslında kitabın asıl konusu bu kuşatma sırasında esir edilen yeniçeriler. Esir edilen yeniçerilerden bazıları yollarda ölürken kalan kısmı ise düşmanın elinden kurtulmayı başarıyor. Ancak bu esirler kendi aralarında da bölünüyor. Çünkü bazıları sipahi bazıları ise yeniçeri. Osmanlı Devleti’nin askeri yapısının en önemli iki grubu olan bu insanlar birbirleriyle hiçbir zaman anlaşamıyorlar. Esaretten kurtulduktan sonra da farklı yollara gitmeyi tercih ediyorlar. Biz Balaban Hasan adındaki yeniçeri ve arkadaşlarının hikayesini okuyoruz. Bunlar düşmandan kurtulduktan sonra Osmanlı İmparatorluğu’na dönemeyeceklerini, eğer dönerlerse savaştan kaçan insanlardan olduklarını düşüneceklerini ve hain ilan edilip öldürüleceklerini biliyorlar. Bu yüzden de farklı bir yere gitmek için ilerliyorlar. Günlerce yürüdükten sonra ki burada sayıları da gerçekten çok azalıyor Moena adındaki İtalyan vadisine sığınıyorlar. Buradaki insanlar ilk başta Türklerden korksa da önlerinde çok daha büyük bir tehdit olan Habsburglar olduğu için türkleri köylerine kabul ediyorlar. Aslında on gün kalıp yollarına devam edecek olan yeniçeriler bambaşka bir hikayenin ortasında buluyorlar kendilerini. Köyü Habsburg’ların elinden kurtarmak için mücadele etmeye başlıyorlar. Bu mücadele içinde bir fikir ortaya atılıyor. Hasan Şah ilan ediliyor ve Moena Türklerin ve Müslümanların idaresine geçmiş oluyor. Bu sayede Osmanlı halifesiden yardım
Şah Balaban DestanıCihan Çetinkaya · Timaş Yayınları · 20265 okunma
9/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:43
Selam. İsveçli yazar Alex Schulman ile tanışmak için en son çıkan bu kitabını tercih ettim. Beklentimin üstünde çıkan, beni oldukça etkileyen ve duygulandıran bir kitap oldu. 17 Haziran, 45 yaşındaki öğretmen Vidar'ın çocukluğuna dair onda iz bırakan bir gün aslında. Vidar babasının ölümünün ardından bodrumdaki kolilerden birinde babasının eski telefon defterini buluyor. Kendi yazlıklarındaki o telefon numarasını bir an bir dürtüyle arıyor ve telefonu birisi açıyor. Tarih 17 Haziran 1986. Telefonun karşısında o gün evde bulunan annesi,babası, ablası var. Bu olağanüstü durum karşısında ne yapacağını bilemese de her gün aramaya devam ediyor. Ama günler hiç değişmiyor hep aynı tarih. Bazen telefonu annesi, bazen babası, bazen ablası Tora açıyor. O güne dair bilgiler toplamaya çalışsa da akşam 7 ile 8 arası eksik. O bir saatte ne oluyor da Vidar bu kadar etkileniyor? Vidar bunu öğrenmek için telefonun karşısındaki çocukluğuyla konuşuyor. Yetişkin Vidar çocuk Vidar'ı anlamaya, her şeyin geçeceğini söylemeye, onu yalnız bırakmamaya karar vermiş; ama aslında kendi de hep çocukluğunda o güne takılı kalmış biri. Bunun yansımasını öğretmen olduktan sonra öğrencilerinin kavgasını ayırması sırasındaki şiddetinden anlayabiliyoruz. Yıllar önce söylenmiş bir cümle, yıllar sonra nasıl tetikleyebiliyor bu hikâyede okuyoruz. 8 yaşındaki bir çocuk, bir ebeveyninin sözünden, davranışından ne derece etkilenir? O an hissettiği duygular göz ardı edildiğinde tamamen bitmiş mi olur? Bir anlık sinirle söylenen şeyler o çocukta iz bırakmadan silinip gider mi? Belki o daha çocuk unutur gider dediğimiz şeyler ilerleyen yıllarda çok daha fazla yaralar o çocuğu. Çocuğu önemsememek,korkutmak, tehdit etmek bir çocuk gözünden nasıl görülebiliyor çok güzel anlatılmış bu kitapta. Bastırılmış anıların,
Edebiyat
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,108 okunma
Puan vermedi·246 syf.··
2026 56. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 16:46
İdris naif ruhlu şiirler ile konuşan, dikişe yatkın babası attığı ilmekler ile yalnızca tene değil ruhada dokunan bir gençti Afganistan'da. Babası Hacı Abdullah terziliği öğrensin diye Kabil'in en iyi ustası Usta Habib'in yanına yerleştirir. Sadece tamir işleri yapan Usta Habib gibi sanatını konuşturur ve tıpkı onun gibi iyi işler çıkarır İdris. Birgün dükkana gelen Leyla onun kalbindekini nakşettiren güzelliktir ve kumaşlara işlenen şiirler bu aşkı büyütür ve zengin baba terzi İdris'i tehdit edip vatanını terk etmesine sebeb olur. Savaşın başlaması, İdris'in Leyla'yı araması, mücadeleler ve 9 yıl sonra Jalozai kampında Leyla'sını bulan İdris. Ama kaybettikleri, umutları, hayalleri ve feda edişleri ile birbirine tutuna bilecekler mi? Savaşın gölgesinde aşkın, hasretin, feda edişlerin anlatıldığı, dağılan hayatlarını toplama mücadelesi. Etkileyici konusu, Afganistan sokaklarını hayal ettiren anlatımı ile savaşın yaralarının derinliğini, bıraktığı izleri, parçalanmış hayatlarını toparlama çabaları çok güzel anlatılmış. Severek okudum kitabı türü sevenlere tavsiye ederim Kaderin ipliği sandığından daha uzundur kızım. Bazen o iplik koptu, hayat parçalandı sanırsın; ama asıl sağlam düğüm tam da orada, en karanlık ve en umutsuz anda atılır. Bazı yaralar dikiş tutmaz, bazı Vedalar ise hiçbir bavula sığmaz.
Nar Çiçekleri Barut KoktuğundaSamet Biricik · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20265 okunma