bana eski bir ölümü anımsatıyor
sabah
taşıyarak bir celladı odama
aşkımın ve bırakılmışlığımın celladını
hüznümle ve çirkinliğimle yargılamadan beni
tanıdığım bir ölümle tehdit ediyor
yalnızlık her sabah öldürüyor beni
İslam, insana değer veren, akletmeyi bir sorumluluk olarak yükleyen, adaleti ve merhameti esas alan bir dindir. Müslümanın hem bireysel hem toplumsal düzeyde mutedil, dengeli, adil ve ölçülü olması beklenir. Kur'an-ı Kerim bu ilkeyi "ümmeten vasatan" (Bakara, 2/143) şeklinde tanımlar. Bu ifade, Müslümanların hayatın her alanında ölçüye uygun olan orta yolu tutmaları gerektiğine işaret eder. Ancak tarih boyunca zaman zaman bu ilke ihmal edilmiş, özellikle dini ve siyasi alanlarda ölçüsüzlük, bağnazlık ve akıl dışı sadakat biçimleri ortaya çıkmış-tır. İşte bu sapmanın adı fanatizmdir. Fanatizm, bireyin hakikati arama sorumluluğunu terk ederek bir kisi ya da gruba mutlak bağlılık sergilemesiyle oluşur. Akletme, vicdan ve muhakeme devre dışı kalır; eleştirel düşünce yerini kör itaate bırakır. Din adına ortaya çıkan bu aşırılık, İslam'ın özüne aykırı olduğu gibi toplumsal barışı ve bireysel dini selameti de tehdit eder. Fanatizmin modern tezahürleri, yalnızca bireyleri değil toplumları ve devletleri de felakete sürükleyebilir.
Halkın içine girdiği vakit kendini tam yerinde hissederdi. Halk ile haşır neşir olurdu. Mustafa Kemal’i halk ile beraber görünce, mürai yobazlar kaybolup giderlerdi. O kalabalıktan ürken ve kalabalığı kendilerinden iki üç asker kordonu ötede tutan diktatörlerin aksine, nefesine nefesi karışan kalabalıkta kuvvet bulurdu. Bütün ömrünce halktan hiçbir tecavüz beklememiştir. Shakespeare’in kralı, başvekilini, tacını bırakıp vatandaş olmakla tehdit ettiği gibi, Mustafa Kemal de kızdıkça: “Millete giderim,” derdi. Mustafa Kemal’in inkılap iradesinin kaynağı, halkın kendine inanışıdır. O bütün baltamaları halktan değil, aydınlardan görmüştür. Tek diktası da bu irtica üniversite profesöründen medreseliye kadar çeşitli aydınların halkı kışkırtlamalarına müsaade etmemekti. Tanzimat’tan beri isimlerini duyduğumuz liderler arasında halkı doğru anlayan ve halk ile kaynaşma yollarını bulan yalnız o idi.
Biz dünyaya yayıldıkça en büyük hayvanlar ortadan kalktı. Bu eğilim günümüzde de devam ediyor. İkisi Afrika'da biri Asya'da olmak üzere, geriye kalan üç fil türünün de soyları tehdit altında.