Bir başka deyişle, propaganda totalitarizmin totaliter olmayan dünyayla ilgilenebilmesinin tek ve belki de en önemli aracıdır; buna karşılık terör ise totaliter devlet biçiminin özünün ta kendisidir.
İnsanlığın yaşamında her şey ortaktır,
her şey tek bir gelişimden ibarettir; birey bütüne
aittir, fakat bütün de bireye aittir.
— Varnhagen
Doğanın yasasını tarihte de tanıyan ve kabul eden kişi
kehanette bulunabilir; bunu bilmeyen ise
yarın ne olacağını bilemez ve ancak bir devlet bakanı olur.
— Börne
Üç bin yılın hesabını
veremeyen kişi,
gafletin pençesinde kalır,
günden güne yaşayıp gider.
— Goethe
İran 1042'de tamamen Selçuklular'ın hükmüne girmiş. 12. Asır sonlarına kadar bu hanedanın, daha sonra yine halis Türk olan Harzemşahlar'ın, Harzemşahlar'dan sonra Çengiz Hanedanı'nın bir kolu olan İlhanlılar'ın, İlhanlılar'dan sonra Calayırlar, Karakoyunlular, Temirli-ler, Akkoyunlular, Safevîler, Afşarlar ve Kaçarlar'ın hâki-miyeti altında kalmış ve bu hâkimiyet 1925 yılına kadar uzamıştır. 1042 ile 1925'in arası 883 yıl eder. Bir ülke 883 yıl Türklerin elinde kalıp da halkının çoğu Türk olunca şüphesiz bir Türk memleketi sayılacaktır. Bir Türk memleketi olduğu halde zıt ve yabancı bir ülke sayılma-sının tek sebebi ortaçağlardaki devlet kavramında en mühim faktör sayılan mezhep ayrılığının doğurduğu ara-lıksız ve lüzumsuz kavgalardır.
Tarihlerin Türk-Acem kavgası diye gösterdiği Çaldıran meydan savaşında Türklüğü temsil eden Yavuz Sultan Selim'in ordusunda 10.000 kadar devşirme Yeniçeri ve-saire bulunduğu halde Acemliği temsil eden Şah İsmail'in ordusu yüzdeyüz Türkmenlerden mürekkepti. Saray ve ordu dili Türkçe olan İran'ın fiilen olmasa bile resmen Farslaşması 1925'te Pehlevî Hanedanı'nın İran tahtına geçmesinden sonradır.
Tanrı tek Yasa-koyucudur ve O'nunla, sadece O'nunla egemenlik ve egemen irade konumlanır. Eğer modern devletin egemen iradesi yasada temsil ediliyorsa, Tanrı'nın egemen iradesi de öyledir. Müslümanların Tanrı'sının yasası şeriattır, açık ve öz. Ve şeriat ahlaki bir kanundur, O'nun ahlaki iradesinin bir temsili, ilk ve son meselesidir. Hukukun teknik bünyesi ve daha önemlisi dünyevi politik idarenin şekli de dahil olmak üzere gerisi teferruattır. Şeriat, Tanrı'nın Yasası ve İradesi, hem mantıksal hem de zamansal olarak her türlü yönetimden önce gelir.
İnsan doğası gereği sosyal bir varlık olduğundan, aile, topluluk ve devlet içinde bağlantıya muhtaçtır. Devlet tek bir hedefe hizmet etmesi gereken tamamen insani bir kurumdur; o hedef de dünyevi mutluluğun imkanlar çerçevesinde oluşturulması. Devlet, doğal gerekliliktir, yani tanrı iradesidir.