Puan vermedi·224 syf.··
2026 39. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 18:41
Denizde fırtınaya yakalanmış bir gemide gibiydik Merhaba arkadaşlar bu akşam size #puskin adlı yazardan #yüzbaşınınkızı adlı romanı yorumlamaya çalışacağım Bu roman 1836 yılında yayınlanan yüzbaşının kızı Rus edebiyatının en güçlü tarihi romanlarından biridir 18 yüzyılda çerice 2. Katerina döneminde yaşayan pugacev ayaklanması sonunda geçen Eser aşk sadakat Onur vicdan gibi temalara Harmanlar. Kitap 1773 yılındaki gerçek bir köylü isyanını anlatır. Puşkin Bu kitabı yazmadan önce arşivleri talan etmiş İsa'nın yaşadığı köyleri bizzat gezmiştir.. Gelelim kitaba; Pyotr andreyich grinyov emekli bir askerin tek hayatta kaldığı çocuğudur.Pyotr 17 yaşına geldiğinde babası onu askerliğini yapması için oranburga gönderir oraya giderken yolda bir tipi çıkar ve yolunu kaybeder arabacı ile beraber. Fakat gizemli bir adamla karşılaşırlar ve o pyortra yolu gösterir buna ufak bir karşılık olarak tavşan kürkü ceketini hediye eder.. Belogorsk Kalesi, aslında etrafı çitlerle çevrili sakin bir köy gibidir. Kaleyi Yüzbaşı Mironov yönetmektedir. Grinyov, burada yüzbaşının kızı Masha’ya aşık olur. Ancak kalede görevli diğer bir subay olan Şvabrin de Masha’ya ilgilenmektedir. Şvabrin’in Masha hakkında ileri geri konuşması üzerine Grinyov onu düelloya davet eder ve yaralanır. Masha, iyileşme sürecinde Grinyov’a bakar ve ikili birbirlerine aşklarını ilan eder. Ancak Grinyov'un babası bu evliliğe onay vermez. Sizce bu aşk burda biter mi? Bu savaş hangi tarafa galip gelecektir?? #okudumbi̇tti̇ #puşkin #yuzbasinin kizi
Yüzbaşının KızıAleksandr Puşkin · Kibele Yayıncılık · 199636,9bin okunma
Puan vermedi
Roman, Jerome’un kuzeni Alissa’ya duyduğu derin, platonik ve idealize edilmiş aşkı anlatır. Çocukluktan başlayan bu bağ, yıllara yayılır. Jerome mutluluğu Alissa’yla bir arada görmek isterken, Alissa giderek daha katı bir dindarlığa ve çileci bir erdeme yönelir. İncil’deki “Dar kapıdan girmeye çabalayınız” (Matta 7:13-14) motifi, romanın hem başlığı hem de merkezî metaforudur: Kurtuluşa veya Tanrı’ya giden yol dar, zor ve çoğunlukla yalnızdır. Anlatım büyük ölçüde Jerome’un geriye dönük bakış açısıyla ilerler; mektuplar ve özellikle Alissa’nın günlüğüyle zenginleşir. Bu yapı, olayları tek taraflı değil, çok katmanlı gösterir. Kısa olmasına rağmen yoğun ve şiirsel bir metindir. Ana Temalar Beşeri Aşk vs. İlahi Aşk / Erdem ve Fedakârlık: Alissa, dünyevi mutluluğu (evlilik, mutluluk) reddederek “daha yüce” bir ruha ulaşmaya çalışır. Aşkı, Tanrı’ya giden yolda bir engel olarak görür. Jerome ise aşkını erdemle birleştirerek mutluluğu arar. Roman, aşırı idealizmin ve puritanizmin trajediye dönüşmesini sorgular. Mutluluk ile Erdem Arasındaki Çatışma: Gerçek erdem, mutluluktan vazgeçmeyi mi gerektirir? Aşırı fedakârlık özgür iradeyi yok eder mi, yoksa yüceltir mi? Bireysel Özgürlük ve Ahlak: Gide, bireyin mutluluğunu ve özgürlüğünü ahlaki/ dini tabularla sınırlamanın sonuçlarını inceler. Alissa’nın yolu, kendini yok saymaya varır. Kurban ve Kurban Eden: Hem Alissa hem Jerome birbirini (ve kendilerini) bir tür manevi yükseliş için araçsallaştırır. Bu, romantik aşkın mistik bir boyuta evrilmesidir. Karakter Analizi Jerome: Hassas, idealist, biraz pasif bir anlatıcı. Aşkı hayatının merkezi haline getirir; Alissa’nın peşinden koşar, erdemli olmaya çalışır ama dünyevi mutluluğu da ister. Alissa: Romanın en çarpıcı karakteri. Saf, entelektüel, giderek azizeleşen bir genç
Dar KapıAndré Gide · Timaş Yayınları · 20214,534 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ötanazi Okulu
5/10
·352 syf.··
2026 14. kitabı
Kitap, sıradan bir hayatı olan Yeşil'in, kendisini öldürmek üzere görevlendirilen "Gölge" lakaplı gizemli bir suikastçıyla yollarının kesişmesini konu alıyor. Bu suikast girişiminin ardından kendisini suçluların, katillerin ve dışlanmışların eğitildiği gizli ve tehlikeli bir kurum olan "Ötanazi Okulu"nda bulan Yeşil, hayatta kalmak için hem buradaki acımasız düzene ayak uydurmak hem de Gölge ile arasındaki karmaşık ve karanlık bağla yüzleşmek zorunda kalıyor. Karşımızda aslında 4 kitaplık bir seri var ama ben her kitap için ayrı ayrı yazmak yerine tek bir genel yorum yapmayı uygun gördüm. İlk öncelikle açık konuşmak gerekirse; bu tarz kitaplar size edebi anlamda bir şeyler öğrenmeyi veya derin dersler çıkarmayı vadetmiyor. Tamamen kafa dağıtmak için okunabilecek bir tarzı var, ki okurken bazı kısımlara fazlasıyla sinir olabilirsiniz. Mesela erkek baş karakterimiz Gölge aşırı kıskanç bir tip. Sosyal medyada bazı kesimler bu durumu romantize ediyor olabilir ama bence bu bir duygudan ziyade hastalık boyutunda. Gerçek hayatta toksik olan böyle karakterlerin kitaplarda "güzellemesinin" yapılması bana kesinlikle doğru gelmiyor. Ayrıca sanki bu tarz kurgularda erkek karakterler sürekli objeleştiriliyormuş gibi hissettiriyor; o kusursuz yüz hatları, kaslı vücutlar metin boyunca öve öve bitirilemiyor. Diğer yandan, baş kız karakterimizin kendisini öldürmek için gelen adama daha ilk anlardan iyelik eki ekleyerek "suikastçım" diye hitap etmesi ve ondan bu şekilde bahsetmesi de ayrı bir garibime gitti. Çok fazla detay verip spoiler okutmak istemiyorum ama kitabın açık ara en iyi, en temiz karakteri kesinlikle Emily Lewis'di. Hikayenin iyi yönlerine gelecek olursam; yazar kurgu boyunca tempoyu yüksek tutarak okuyucuyu diri tutmayı başarıyor, anlatım oldukça akıcıydı. Fakat
Ötanazi OkuluMaral Atmaca · Ephesus Yayınları · 20227,4bin okunma
10/10
·400 syf.··
2026 49. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 20:41
“Lanet olsun ona. Ve ona beni böyle... böyle... hissettirecek gücü verdiğim için bana da lanet olsun.” Off-Campus serisinin üçüncü kitabı ve şu ana kadar serideki favorim oldu! Okurken o kadar çok kahkaha attım ki sayısını hatırlamıyorum. Aynı zamanda özlediğim o yumuşacık, tatlı romantizmi de sonuna kadar hissettirdi. Dean, seride en çok merak ettiğim karakterdi. Sonuçta grubun en çapkın, ilişkilerden kaçan ve tam bir "red flag" gibi görünen üyesiydi. Ama onun hikâyesini okudukça aslında ne kadar yanıldığımı fark ettim. Dean düşündüğümden çok daha derin bir karaktermiş. Sürekli taktığı maskenin altında gerçek duygularını gizlediği için onu ilk başta tanımak pek mümkün olmuyor. Bu seride en sevdiğim şeylerden biri de kendini beğenmiş ve egolu görünen erkek karakterlerin gelişimini okumak oldu. İlişki istemeyen, bağlanmaktan korkan karakterlerin zamanla değişimini görmek gerçekten çok keyifliydi. Kitabın konusuna gelirsek; Hannah'nın yurt arkadaşı Allie, uzun süreli ilişkisinin bitmesinin ardından eski sevgilisiyle karşılaşmamak için çocukların evinde kalmaya karar veriyor. Ancak o sırada evde sadece Dean var çünkü grubun diğer üyeleri şehir dışında. Bir gece sarhoşken aralarında bir şeyler yaşanıyor ve sonrasında bunun tek gecelik bir hata olduğunu düşünüp birbirlerinden uzak durmaya çalışıyorlar. Tabii ki işler planladıkları gibi gitmiyor. Dean'ın hesaba katmadığı şey, Allie'den gerçekten hoşlanmaya başlaması oluyor. Önce fiziksel çekimle başlayan ilişkileri zamanla çok daha derin bir bağa ve aşka dönüşüyor. Seri içinde şu ana kadar açık ara en sevdiğim kitap buydu. Karakterlerin uyumu, romantizmin dozu ve Dean'ın karakter gelişimi beni tamamen kazandı. Tüm seriyi bitirip uyarlamasına başlamak için sabırsızlanıyorum. Romantik kitap sevenlere gözüm kapalı
HesaplaşmaElle Kennedy · Yabancı Yayınları · 20221,769 okunma
Canan Tan’ın Piraye'sine Eleştirel Bir Bakış
5/10
·431 syf.··
2026 30. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 18:24
Canan Tan’ın Canan Tan Piraye Piraye romanı, okuyucuya "modern, özgür ruhlu, kendi ayakları üzerinde duran ve çok yükseklerde yaşayan bulunmaz bir kadın" imajı pazarlayarak başlar. Ancak sayfalar ilerledikçe yazarın bakış açısıyla okurun gerçekliği arasındaki o derin uçurum açılır. Çünkü karşımızda iddia edildiği gibi ne destansı, büyük bir aşk vardır ne de gerçek anlamda güçlü bir kadın karakter. Karşımızdaki Piraye, aslında son derece silik ve çelişkilerle dolu bir figürdür. Piraye’nin bu ikiyüzlü duruşu, hayatındaki erkeklere gösterdiği o muazzam tolerans tezatlığında saklıdır: İlk Perdede Kolayca Silinen Masumiyet: Üniversite yıllarında hayatına giren, kendisiyle Nazım Hikmet şiirleriyle konuşan, edebiyatla iç içe o masum çocuğu en ufak bir şeyde "benim dengim değil" kibriyle tek kalemde hayatından çıkarır, üzerini acımasızca çizer. Kendini çok yüksekte gördüğü için ona hiçbir tolerans göstermez. Feodalitenin Karşısında Eğilen Gurur: Aynı Piraye, üniversite ortamında kendini "ağa" gibi tanıtıp hava atan, ama kendi memleketine ve töresine girdiğinde ailesinin karşısında tek bir kelime bile edemeyen, kendi kararlarını alamayan muazzam ezik ve silik bir adam olan Haşim’in karşısında ise adeta el pençe divan durur. Haşim’in ve ailesinin o baskıcı, feodal dünyasına gösterdiği ucu bucağı gelmeyen tolerans, Piraye’nin o "bağımsız kadın" maskesini tamamen düşürür. Bu durum, ortada kör kütük bir aşk olmadığını; aksine Piraye’nin bilinçaltında o ailenin gücüne, toplumdaki yerine, zenginliğine ve statüsüne duyduğu gizli bir hayranlık olduğunu gösterir. Kendini erişilmez ve bulunmaz Hint kumaşı zanneden bu kadın, gerçek hayatın içine ve o töre çarkının çelişkilerine daldığında hiçbir ağırlık koyamaz. Ne o hayata tam anlamıyla isyan edebilir ne de savunduğu değerlerin arkasında
PirayeCanan Tan · Altın Kitaplar · 201350,4bin okunma
Güzel bir gün ölmek için
9/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 13:58
Ernest Hemingway'in 1929 da yayımlanan eseri Silahlara Veda savaş karşıtı bir eserdir. Yazar bu kitabın sonunu 47 kere tekrar yazmıştır. Alternatif sonlar ve yazarın taslak olarak yazdığı notlar 27. Baskının son kısmına eklenmesi harika olmuş. Bu kısımdan görüleceği gibi aslında daha çarpıcı, daha edebi ve felsefi sonlar yazmasına rağmen kendi yazım tekniği ile sade bir sona yer vermiş. Bu sadelik insanın günlük hayat akışının sadeliğini öne çıkararak buzdağı tekniğinin harika kullanımıdır. Günlük yaşantı sadedir ölümler, doğumlar vs. ancak günlük yaşamın olağan akışı içinde akan olayların altında tonla acı tonla keder barındırır. Hiç kimse bir kelime dahi etmese bile bu acıyı ve insana verdiği yükü kavrayabilir. İşte böyle bir eser bu kitap. Savaşın acımasızlığını, bir hiç uğruna savaşta öldürülen insanları, kan boşalır gibi gelen acıları edebi bir dil yerine sade bir dille anlatarak bu duyguları okuyucuya bırakmıştır. Okuyucu bu acılar karşısında kitabın nasıl bu kadar sade bir dile sahip olduğunu görünce "bu acılar daha edebi betimlenebilirdi" der ancak kitabın amacı zaten okuyucuya bunu dedirtmektir. Kitap akarken Ernest Hemingway'in düşüncelerine de rastlıyoruz. Düşünen herkesin ateist olduğu. Tanrı eleştirisi. Savaş başlatan kişilerin halk tarafından kurşuna dizilmesi gerektiği ki mussolini'nin 2. Dünya savaşı sonrasında italyan devrimci halk tarafından ayaklarından asılmasını vurguluyor. İnsanların savaşlara iyimser yaklaştığını sevdiklerinin savaşa gittiğinde ya da günümüzde terör operasyonlarına katıldığında onun başına bir şey gelmeyeceğini ya da ufak bir kurşun yarasıyla döneceğini düşündüklerini ancak gerçeğin hiç böyle olmadığını, savaşa gönderdikleri sevdiklerinin paramparça olduğunu söylüyor. Bununla beraber savaşın gerçeklerinden bahsetmeye devam eder. Askerlerin savaşamayacak
Edebiyat
Silahlara VedaErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 20257,9bin okunma