EDEBİYAT- Roman Sanatı -Erich Forster
Puan vermedi·232 syf.··
2026 3. kitabı
·
1231 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 23:24
Kitabı uzun zaman önce elime almış ve bir çok farklı nedenden ötürü bir türlü konsantre olarak tamamlayamıştım. Hemen her kitapta olduğu gibi, seçilen ve ele alınan kitabın okunması eylemi için en uygun zaman, kendiliğinden oluşuyor. Bu eserin, roman sanatı üzerine akla gelen ilk çalışmalardan biri olduğuna şaşmamalı. Kullanılan dil şiirsel. Seçilen sözcükler çarpıcı. Gösterilen örnekler, peşine düşülesi. "Bakış açısı" müstakil konusu ile ilgili olarak Lubbock örneği, bunların başında geldi benim için. Mutlaka okuyacağım. Forster ın sade ve anlaşılır dili, Üniversite ögʻrencileri ve akademisyen câmiaya yönelik konuşmalarından oluşan akıcı ve ufuk açıcı tarzı, oldukça öğretici. Romanların hemen hepsinin temelde bir öykü anlatıyor olduğunu, ancak zekî okuyucuların beklentisinin, ilkçağ mağara insanları gibi, ağzı açık bir şaşkınlıkla sonra? sonra? merakıyla değil, bütünsel bir evrenselliğe ulaştıran, düzgün bir ritm tutturabilen, kahramanlarını öyküye alelâde girip çıkan sıradan figürler değil Mitya Karamazov örneğinde olduğu gibi, metni her okuyanın Mitya nın ta kendisi olduğunu düşündürten ve uyuyakaldığı sandıktan başını ilk kaldırdığında "Güzel bir düş gördüm beyler!" diyebilecek derecede evrenselleşebilen karakterler oluşturabilen, eserini üstün bir sanat zevki, kıvrak bir zekâ ve inceden inceye işlenmiş katmanlı bir olay örgüsüyle temellendirebilen, okuru sıkmadan sorgulatabilen, merakı kaybetmeyen, ilgiyi canlı tutan, tekdüzelik ya da alışılagelmişlikten kurtulan,okunduğunda sanatçının eşsiz yaratım gücüne saf bir saygı uyandırabilen ve bütünsel biçimde arka planda hiç kaybolmayan süreklilikte anlamlı bir ses tınısı ile gizemli bir derinlik sunabilen eserler, roman sanatının sanatkarâne incelikli örnekleri olarak istenmekte ve beklenmektedir diye algılamış
Roman SanatıE. M. Forster · Milenyum Yayınları · 2016145 okunma
9/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 16:36
Zaman kavramını masal tadında öyle güzel anlatmışki yazar… Her şeyin otomatikleştiği, kolaylaştığı dönemde artık hiçbir şeye vakit bulamamamızın gerçekliği ile yüzleşmek sarsıcı oldu okurken. En etkileyen bölüm ise: “Zaman tasarruf edeyim derken aslında başka şeylerden tasarruf ettiğinin kimse farkında değildi. Yaşamlarının gittikçe daha zavallı, daha tekdüze ve daha soğuk geçtiğini kavramak istemiyorlardı. Bu gerçeği sadece çocuklar taa yüreklerinde hissettiler. Çünkü artık kimsenin onlara ayıracağı zamanı yoktu.”
Alıntı
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,2bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·136 syf.··
2026 11. kitabı
Askerlik vazifemi ifa ederken okumaya başladığım 10. kitap olduğunu belirterek inceleme yazıma başlamak istiyorum. Eser Gorki'nin klasik ve kült eserlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Eserde tipik bir Rus (köylü, işçi) ailesi ele alınmaktadır. Bu aile üzerinden de o döneme ait; politik siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal ve sınıfsal eleştiriler dile getirilmektedir. Eserde alt ve orta sınıfın herhangi bir yaşam amacı olmadığı (boş beleş, karın tokluğuna çalıştığı); üst sınıfın ise altta olanlar üzerinden mirasına miras, zenginliğine zenginlik kattığı dile getirilmektedir. EFENDİ ve KÖLE vurgusu yapılmaktadır. Bu durumun sebebi olarak ise iki olgu öne çıkmaktadır. (Din ve Çar). Bu kavramlar üzerinden de insanların cahil bırakıldığına dikkat çekilmektedir. Cahil kalan insanların da yaşamlarına önem vermedikleri sadece (yeme, içme, sıçma, çalışma) döngüsünde oldukları vurgulanmaktadır. Misal Ana ve kocası. Bunun dışında eserde (çalışma şartları-alınan maaş dengesizliği, aktivite ve sosyal hayat eksikliği, din istismarı, tekdüzelik, cehaletin getirdiği davranış bozuklukları) vs. gibi birçok temaya değinilmiştir. Bu durumların anca gerçeği algılama ve kavrama ile atlatılacağı vurgulanmıştır. Bu aydınlanmanın ise ancak ve ancak sosyalizm ile olacağı anlatılmaya çalışılmıştır. Lakin eserin küçük bir kısmında sosyalizminde yeni bir adaletsizlik oluşturacağına dikkat çekilmiş ve aynen belirtilen gibi olmuştur. Gerçekler net, çözümler ise değişken. Misal sosyalizm teoride uygulanabilir duruyor ama pratikte ortaya (gürcü hıyarı stalin, ukrayna domuzu krusçev) çıkıyor ve batırıyor. Önemli olan Thomas Moore abimin de dediği gibi kendi gerçekliğimizin Ütopyasını oluşturabilmek. Her dönem Paveller ve Analar olacak; onun dışında Katarina ve Aleksander'lar da olacak mesele
GorkiNina Goorfinkel · Kaynak Yayınları · 19929 okunma
8/10
·448 syf.··
2026 26. kitabı
Herkese merhaba :) Eğer beni tiktokta da desteklemek istiyorsanız hesabım : @bookswithemir Öncelikle kitap çok sevdiğim bir trope olan Renk Distopyasını (Kast Sistemini) içeriyor o yüzden açıkçası okurken ben çok keyif aldım. Seri boyunca da muhtemelen en dipten zirveye ulaşmaya çalışan Darrow ve zaten Altın olduğu için zirvenin hak görüldüğü ekibini okuyacağız. Neden 2 puan kırdığıma gelecek olursak; 1- Ben karakterler ile bağ kuramadım... Bana kalırsa hiçbir karakterin kendini yansıtan ekstra bir özelliği yoktu hepsi birbirinin aynısıydı (Sevro - Kısrak hariç) muhtemelen bunun nedeni renk distopyası olması ve hepsinin Altın türünden olmasından kaynaklı fakat bu tekdüzelik beni rahatsız etti. 2- Okurken çok hızlı oldu bittiye gelmiş gibime geldi, birileriyle savaşacaklar mesela 2-3 sayfada hemen bitiyor ve sonra hedef değişiyor oraya geçiyorlar falan bu döngüde ilerledi biraz diyebilirim. Yine de Sevro o kadar kafadan gidik bir karakterdi ki savaşları taşıdığı gibi kitabı da taşıdı vallahi... Favori karakterim Sevro'dur efenim... Seriye yakın zamanda devam etmeyi düşünüyorum.
İnceleme
Kızıl YükselişPierce Brown · Pegasus Yayınları · 20152,533 okunma
Tatar Çölü~
Puan vermedi·232 syf.··
2026 8. kitabı
Bu kitabı okuduktan sonra ilk aklıma gelen yazarın bir askerlik geçmişinin olup olmadığıydı. Çünkü askerlikteki tekdüzeliği, "kahramansızca" ölümleri ele alışını çok gerçekçi buldum. Yazarın hem askerlik hem savaş muhabirliği geçmişinin olması anlatısına çok etki etmiş. Kitap, okuyucuyu aynı hikayedeki bir asker gibi zaman zaman ümitlendirerek sonra o ümidi boşa düşürerek, karakterlerle empati yapmamızı sağlıyor. Ve finalde ana karakterin boşa akan hayatına hüzünleniyorsunuz. Ama yazarın işlemek istediği "bekleyiş" temasını anlamakla beraber, bu temaya çok karamsar bir yerden yaklaştığını düşünüyorum. Tekdüzelik ya da rutin hayatlar bir lanetmiş gibi anlaşılmamalı bence. Hatta kitapta ana karakterin, savaş başlayacağını sandığı ilk an yaşadığı bocalama ve tekrar rutin hayatına, güvenli alanına dönmek isteyişini vermesini de bu anlamda çok gerçekçi buldum. Kitabın asıl anlatısı bence 167. sayfadaki "Ya gayet sıradan bir kadere sahip sıradan biri olarak yaratılmışsa?" cümlesinde gizli. Yazarın sıradan biri olmaktan korktuğunu ve bunun benlik egosuyla çatışmasını görebiliyoruz. Halbuki çok az insan gerçekten kahramandır ve çok büyük bir çoğunluğumuz sıradan hayatlar yaşarız. Yaş aldıkça gelen bu farkındalık baş karakterimiz ne kadar yaş alsa da ona gelmez. Önemli bulduğum bir başka alt metin de 193. sayfadaki yalnızlığa dair paragraftı. Bu bölümlerdeki sıradan olma ve yalnızlık temalarının kitabın asıl hedeflediği temalar olduğunu düşünüyorum. Son olarak 48. ve 49. sayfalardaki zamanın akışı ve yaşlanmanın tanımını yapan paragrafların kitabın benim için en güzel yeri olduğunu söyleyebilirim. Bu kitap aslında çocukluktan itibaren her yaşın kitabı ama doğru bir ruh halinde okunması önemli çünkü karamsar bir bakış açısı var. Okuyucunun kendisini "hayat boş, anlamsız,
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2026 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 17:09
Distopya olarak tanımlanabilecek bu eserde, distopyanın alışıldık kalıplarına pek rastlamıyoruz. Ne belirgin bir politik rejim var ne de geçmişte yaşanmış bir felakete dair bir bilgi. Hikâye, adı olmayan genç bir kızın gözünden anlatılıyor. Bu genç kız, otuz dokuz kadınla birlikte yeraltında, demir parmaklıklarla çevrili kapalı bir mekânda yaşıyor. Etrafta gardiyanlar dolaşıyor ve sürekli bu kadınları gözetliyor. Kadınların birbirlerine dokunması, gardiyanlarla konuşması yasak. Tuvalet bile ortalıkta açık bir şekilde, mahremiyete kesinlikle izin verilmiyor. Her eylem gardiyanların gözleri önünde gerçekleştirilmek zorunda. Anlatıcının diğer kadınlardan en önemli farkı, neredeyse doğduğu andan itibaren burada olması. Diğer kadınlar yetişkinken buraya hapsedilmiş ama anlatıcımız daha bebekken (kadınların varsaydığı üzere) bir hata sonucu bu kadınların arasına düşmüş. Dolayısıyla dış dünyaya, geçmişe dair hiçbir bilgisi yok. Bu durum, onun dünyayı kavrayış biçimini de doğal olarak diğer kadınlardan büyük ölçüde farklılaştırıyor. Çünkü o kaybetmenin ne demek olduğunu bilmiyor, zaten hiç sahip olmamış. Okur, daha ilk sayfalardan itibaren bir bilinmezliğin içine bırakılıyor: Kadınlar neden orada? Dünyaya ne oldu? Gardiyanlar kim? Dış dünya hâlâ var mı? Jacqueline Harpman bu soruların hiçbirine yanıt vermiyor. Ancak bu suskunluk bir eksiklik değil, bilinçli bir edebi tercih. Çünkü roman, politik bir eleştiriden çok, insan varoluşuna dair derin bir sorgulamaya alan açmak istiyor. Kadınların yaşamı, konuşmayan ve hiçbir açıklama yapmayan erkek gardiyanlar tarafından düzenleniyor. Ancak bu gardiyanlar klasik otoriter figürlerden farklı olarak tehdit etmiyor, cezalandırmıyor açıklama yapmıyor. Sadece varlar ve gözlüyorlar. Arada bir de istenmeyen bir durum olduğunda kırbaç
Erkek Nedir Bilmeyen BenJacqueline Harpman · Can Yayınları · 202653 okunma