Puan vermedi·280 syf.··
2026 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 21:38
İnsanın sadece benliği çevresinde dönen bir hayat felsefesenin derin yalnızlığa düşüren travmatik dönüşümünü okudum burda. Severken, konuşurken kısaca yaşarken kendi benliğimizi parlatmaya dönük tutumumuzun bencilliğin çok ötesinde yorumlanılabilir şekli bu. Çağımızın bizi ulaştırdığı bencillik kalıbı "..izole hayatın içinde, oraya bir şey katmadan, renksiz kokusuz bir şekilde yaşayacaklardır" sözüyle net görülüyor benim açımdan. Hüznü gereksiz gören, kendinden vermeyi tasavvur etmeyen, hep karşıdan - yaptığından kendi açısından ne kazancı olduğuna odaklanan otomatlara dönüştürüldük. Aksini görsek saf mı salak mı bu diye düşünmekten geri duramıyoruz hiç birimiz.. "İnsan olmanın tanımında kendini aşan bazı değerlere bağlanma ihtiyacı var. İnsan yeryüzünde var olma sebebini sadece kendisiyle sınırlı tutarsa o zaman sorunlu bir şeyle karşı karşıyayızdır. Bizi aşan bazı değerlere bağlanmamız gerekir. Birtakım ülkülerimiz, ideallerimiz olması gerekir." Karşımızdakinin zayıflığından keyif almayacak bir ahlak temeline bağlanmamız gerekiyor evvela. Yazar okul gösterilerinde kilolu bir starın taklidini yapan bir çocuğun ve gülerek tepki veren velilerin örneğini gösteriyor bize. Kelimelere dökülünce belki de ne kadar ehemmiyetli bir mesele olduğu anlaşılmayacaktır ama bir çağın bu psikoloji üzerinden yeşerdiğini düşününce tablonun dehşeti kendini gösterecektir. Konuşabilmek... Evet böyle basit bir eylemi icra etmekten aciz düştük. İnsan kendinden konuşmaktan korkar oldu.. zafiyet alameti göstermekten çekinir oldu. İçine doğru bir çöküşle tamamıyla bağımızı her şeyden koparır olduk. Zamanla bunun doğuracağı sonuçları zaman bize seyrettirmeye başladı aslında. Görmemek kabil değil. En göze çarpan yankısı bencillik oldu.. Bütün bu hengamenin doğurduğu zayıflığın, yalnızlığın,
Edebiyat
Şimdi Şehir İçin Kalp ZamanıM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 2021516 okunma
Puan vermedi·332 syf.·
2025 50. kitabı
Bir Müslüman Kemalist olabilir mi, olamaz mı? Allah’a iman ettiğini söyleyen bir kimse, Mecusilerin ateşine, putperestlerin putuna saygı veya sevgi duyduğunu söyleyebilir mi… Elbette kimseye inancından ötürü zorlama yoktur dinimizde; hatta başka inançlara sövmek bile yasaklanmıştır. Lakin Müslümanların imanıyla uğraşan kimselere saygı duymak, hoşgörü değil zelilliktir. Medeniyet diye algılanan şeyi Batı’nın kültüründen, yaşamından, kılık kıyafetinden ibaret sananlar vesilesiyle bugün bütün bir dünya tektip hale gelmiş durumdadır. Bilim/ilim evrensel olmalıydı oysaki, ama onu dahi bir grup tekeline almış durumda; o grubun emellerine hizmet etmekten başka gayesi yok. İlim, insanlığın güzele ve hakikate ulaşması için bir araç olmalıydı ama amaç haline geldi. Bilim adamı olanlar, bilime tapanlar medeni sayıldı; fakat dünya kravatlı “medeniler” tarafından altüst edildi. İnsanın kendisinin seçme hakkı dahi bulunmadığı ırkı, bir gurur ve mabud haline getirilerek insanlar sırf taşıdığı kandan ötürü aşağılık olarak görünür duruma geldi. Kendi istedikleri kalıba sokamadıkları her insan gerici, yobaz veya bağnaz sayıldı. Saymakla bitmeyecek bağnazlıklar yaşandı ve günümüzde hâlâ yaşanmakta. Kendine “Müslümanım” diyen kimse, “Seven sevdiğiyle beraberdir.” hadisi şerifine iman eden kimsedir; o hâlde kimi sevdiğine dikkat etmesi manevi durumu için elzemdir. Kitaptan alıntı yapmak gerekirse Grace Ellison, Mustafa Kemal ile aralarında geçen bir sohbeti şöyle aktarır: “Ben şüphelerimi elimden gelen en iyi şekilde ifade ettiğim zaman, ‘Dinden bahsediyorsun,’ dedi. ‘Benim dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını temenni ediyorum.’” (Ellison, Turkey To-day, s. 24; s. 90’daki dipnot.) Kitap, içinde bulunduğumuz ve içine doğduğumuz şartlar altında “Ben Müslümanım”
Tarih
Türk'e TapmakOnur Atalay · İletişim Yayıncılık · 2018155 okunma
Reklam
Puan vermedi·626 syf.··
2025 7. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2025 02:57
Jane Eyre/ Bizde çok sığ, keyif kaçırıcı bir görüş vardır, kitapla az çok haşır neşir olan herkes bir kerecik olsun bu görüşe toslamıştır diye düşünüyorum: "roman okumanın/ başkasının hayatını okumanın bana ne katkısı olacak?" Aslında bu soruyu muhattap almak bile kendini yormaktan başka bir işe yaramaz, daha doğrusu vakit ayırmak kendi vaktini boş yere harcamak sayılır (.d) ama, ben ilk defa bir kitabı okurken bu berbat sorunun cevabını çok net bir şekilde aldım. Hatta bildiğin cevabı hissettim. Farkında olmasa da insanın kafası bazı dönemler aşırı düzleşir. Tektip düşünmeye, tektip anlamaya ve görmeye başlar. İşte tam da böyle zamanlarda okunan romanın, hele de jane eyre gibi hem dili hem de öyküsüyle etkileyici bir romanın verdiği yeni bakışaçısı o tektipleşmiş kafayı sallar, hacışakir sabunla silinmiş cam gibi pırıl pırıl yapar. Ve o Allahın cezası soruya niye roman okumamız gerektiğinin cevabını şıllak diye verir. Etkileyici, hele de uzun süren bir düzenin ardından insana o anki ritminden farklı ritim sunan bir roman okumak insanın hem yaşamdan aldığı zevki, hem düşünce tarzını tazeler ve etrafını çok rahat, çok profesyonel bir açıyla görmesini sağlar. (Yaniii... bende öyle oldu. Kendi başıma geleni bu kadar genellediğim için beni taşlayabilirsiniz sorun değil, çok etkilendim çünkü .d) Charlotte Brōnte öyle sağlam bir gözlemci, öyle sağlam bir yazar ki, kitaptaki karakterler bir elin parmaklarını zar zor geçecek kadar az olmasına rağmen her biri birer ders gibi. Her bir karakterden gerçekçilik ve kendine has bir doku akıyor. Hatta ben bu etki yüzünden, kitabı bitirdikten sonra fenasal bir yoksunluk yaşadım, yaa bi daha rochester'in "janet" demesini okuyamayacak mıyım filan diye hüzünlendim o derece .d Karakterlerden aldığım lezzettin tadı damağımda kaldı mesela,
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,1bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2025 7. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2025 09:43
Modernizmin insanlara sunduğu fikirleri,dayatmaları,normları dimağımızda süzmeden,kalbimizde vicdan terazisini kurmadan kabul edip uyguladığımız su götürmez bir hakikat. Şahsiyetlerin tektip bir kalıba girdiği, ruhların rafa kaldırıldığı,sınırların yok sayıldığı,mükemmellik çığırtkanlarının da kol gezdiği bu zamanda; insan olmanın insanca yaşayabilmenin getirdiği sorumlulukları dengeye oturtmaya çalışmak için bir hatırlatma olmuş kitap. Bir başkaldırı da diyebiliriz. Kusursuzluğun empoze edildiği,başarısızlığın ayıp sayıldığı toplumlarda bizi biz yapan değerleri, yaratılışımızı kucaklayabilmeyi okuyoruz Kafayı Yemeden Yaşama Sanatı
1K
Kafayı Yemeden Yaşama SanatıEzgi Akgül · Nesil Yayınları · 0631 okunma
Puan vermedi·480 syf.··
2025 520. kitabı
KAMUSAL İNSANIN ÇÖKÜŞÜ Richard SENNETT 1943 Şikago doğumlu Amerikalı sosyoloji profesörü Richard Sennett tarafından “İnsan”ın gelişimine paralel olarak toplumda sosyal, ekonomik, kültürel, politik, bilimsel ve sanatsal algı durumlarının ve buna bağlı olarak gerek bireysel ve/veya toplumsal edimlerin irdelendiği çok değerli bir kitap. İnsanın kişisel bütünlüğüne kavuşmasının ancak toplumsal varlık alanında görünür olmasıyla mümkün olduğuna vurgu yapmıştır. Başlangıçta hür ama tehlike ile yüz yüze yaşayan insanın sosyalleşerek toplumu oluşturduğu ve kamusal bir varlık olarak güvende olmayı başardığını söyleyen ancak kamusal bir insan olarak varlığını sürdürmesinin gittikçe zorlaştığını dile getiren düşünür kamusal alanı kuşatan kuralların “özgür insanı”ı kontrol altına alarak onun kamusal alanla bağını zayıflattığını ve kendi iç dünyasına çekilerek etkililiğini azalttığını vurgular. Kamusal alanda görünür olan insanlar artık kurgu insanlardır. Bu gün medyada olduğu gibi diğer tüm alanlarda görünen yüzlerin artık kamusal bir varlıkları söz konusu olmayıp sadece tasarıların parçası olarak ekranlara monte edilen insansılardır. Kamuda görünen etkili kişilerin bir fabrikadan çıkmış gibi aynı noktada duruyor olmaları kurgudaki spekülasyonu doğrular niteliktedir. Teknolojinin sunduğu imkanlarla insanlar alanlardan evlerine çekilmişlerdir. Her bir insanı kendi cep telefonuna hapseden bir kamu gücüyle karşı karşıyayız. Çok kolay bir şekilde dünyanın her tarafına ulaşabiliyor olmamız hiç bir şeye ulaşma gayretimizin kalmaması sonucunu doğurmuş, duyarsızlaşmayı arttırmıştır. İnsan kamusal olmaktan bireysel insan olmaya doğru gitmektedir. Bu durum da kamu gücünü elinde bulunduranların işini kolaylaştırıyor, heyecanlandırıyor, daha çok çalışmaları sonucunu doğuruyor. Amaç insanı
Kamusal İnsanın ÇöküşüRichard Sennett · Ayrıntı Yayınları · 2013133 okunma
Ahlak
Puan vermedi
Nietzsche, Hristiyanlık ahlakını suçlar. Ahlak ona göre, sürünün bir arada yaşabilmek için, kendi ihtiyaçlarından hareketle oluşturduğu iyi ve kötü gibi yargıları tek doğrular gibi görüp tüm topluma dayattığı için yaşamı daraltmaktadır. Ahlak, herkesin aynı şeylere iyi yada kötü demesini ister ve sürü dışı olanı hem dışlar, hemde bir tehlike olarak görür ve onu yok etmek ister. Nietzsche’ye göre ahlak sürünün ortalama içgüdüsüdür. Ahlak sadece sürüde durmayıp kendi doğrularını tüm topluma dayatmalarda bulunduğu ve tek doğruymuş gibi davrandığı içinde zararlıdır. Nietzsche’ ye göre, sürünün has değeri olan ahlak, insan çeşitliliğini yok edip, insanı sadece ahlaki bir eyleyen olmaya zorladığı için yaşam karşıtıdır. Ahlak, insanı özgün olma, kendi aklıyla düşünme olanaklarını kısıtlar ve onu tektipleştirir. Ahlak yüzünde tektip hale gelmiş, coşkusu ve dinamizmi azalmış bir yaşam da, Nietzsche’ye göre zamanla toptan değersiz bulunulabilir ve bu da kaçınılamaz olarak nihilizme yol açar.
Nietzsche'de Yaşama SorunuSüleyman A. Örnek · Belge Yayınları · 20126 okunma
Reklam
Reklam