Bir Müslüman Kemalist olabilir mi, olamaz mı? Allah’a iman ettiğini söyleyen bir kimse, Mecusilerin ateşine, putperestlerin putuna saygı veya sevgi duyduğunu söyleyebilir mi… Elbette kimseye inancından ötürü zorlama yoktur dinimizde; hatta başka inançlara sövmek bile yasaklanmıştır. Lakin Müslümanların imanıyla uğraşan kimselere saygı duymak, hoşgörü değil zelilliktir.
Medeniyet diye algılanan şeyi Batı’nın kültüründen, yaşamından, kılık kıyafetinden ibaret sananlar vesilesiyle bugün bütün bir dünya tektip hale gelmiş durumdadır. Bilim/ilim evrensel olmalıydı oysaki, ama onu dahi bir grup tekeline almış durumda; o grubun emellerine hizmet etmekten başka gayesi yok. İlim, insanlığın güzele ve hakikate ulaşması için bir araç olmalıydı ama amaç haline geldi. Bilim adamı olanlar, bilime tapanlar medeni sayıldı; fakat dünya kravatlı “medeniler” tarafından altüst edildi. İnsanın kendisinin seçme hakkı dahi bulunmadığı ırkı, bir gurur ve mabud haline getirilerek insanlar sırf taşıdığı kandan ötürü aşağılık olarak görünür duruma geldi. Kendi istedikleri kalıba sokamadıkları her insan gerici, yobaz veya bağnaz sayıldı.
Saymakla bitmeyecek bağnazlıklar yaşandı ve günümüzde hâlâ yaşanmakta. Kendine “Müslümanım” diyen kimse, “Seven sevdiğiyle beraberdir.” hadisi şerifine iman eden kimsedir; o hâlde kimi sevdiğine dikkat etmesi manevi durumu için elzemdir.
Kitaptan alıntı yapmak gerekirse Grace Ellison, Mustafa Kemal ile aralarında geçen bir sohbeti şöyle aktarır:
“Ben şüphelerimi elimden gelen en iyi şekilde ifade ettiğim zaman, ‘Dinden bahsediyorsun,’ dedi. ‘Benim dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını temenni ediyorum.’” (Ellison, Turkey To-day, s. 24; s. 90’daki dipnot.)
Kitap, içinde bulunduğumuz ve içine doğduğumuz şartlar altında “Ben Müslümanım”