Yazgı neyse, insan da o kadardı işte.
Ben bir seyyahım ... Kimi zaman bir kuş gibi uçtum, dağları, tepeleri, uçsuz bucaksız nehirleri geçtim bir solukta. Bir katır gibi, iz bilmez, kuş konmaz sarp kayalıkları aştım. İnsan ayağı değmemiş kartal yuvalarının dibinden geçtim. Bir deve misali yayan yapıldak, ekmeksiz aşsız çölleri aşındırdım. Kimi zaman rüzgarla arkadaş oldum, sırlarımı fısıldadım en kuytu köşelerde. İçimi döktüm gizliden gizliye ... Yare söylenecek sözlerimi söyleyemedim. Çoğunu, bir bulutun sırtına yükleyip, öpüp mühürledikten sonra emanet ettim bir kuşun kanadına; belki bir bad-ı sabada(seher yeli) ulaşır diye. Yağmurlara tutundum bazen. Sabahın seherinde yollara revan oldum. Çimenlerin üzerindeki taze gözyaşlarına şahitlik ettim. Akşamları dost belledim kendime. Yalnızlığıma gömülüp, gecenin içine, bir dua yakarışıyla sığınıverdim usul usul. Ne yolum bitti ne de benim yolda olma sevdam...Ne hazindir ki, bu uğursuz çağın tanığı olmak bedbahtlığı da benim payıma düştü. Oysa seyyahlığın kaderinde güzele şahit olmak, enfes şekilde tezyin edilmiş yeryüzünü temaşa etmek, heybeni hoş latifelerle doldurmak, bilgine yenilerini katmak, dimağını canlandırmak ve tazelemek vardı. Ama olmadı işte ... Yazgı neyse, insan da o kadardı işte.
Sayfa 203 - Yeditepe Yayınevi.
Tanzimat'tan sonraki devirde Garp fikri memleketimize yalnız teknik ihtiyaçları doyurmak için girdi. "Mühendishane"nin açılması, Garp riyaziyesinin okunması, düşüncenin prensiplerinde hiçbir değişiklik yapmadı. Bunların birtakım yeni ilmî ve mantıkî neticeler getireceği hatırdan bile geçmiyordu. Bu yüzden iki âlem birbirine nüfuz etmeksizin yan yana ve habersiz olarak yaşadı. Sanata ve fikre boş şekillerin gelmesi zihniyetimizde hiçbir sarsıntı yapmadı. Zahirde bir inkılap gibi görünen hareket, hakikatte bir hercümerçti: düsüncelerde tam bir muhasebe eksikliği, ruhlarda bir yamalı bohça suniliğiydi... Osmanlı gururuna dayanan "kapalı mistik medeniyet" görüșü Garp medeniyetiyle, asıl dünyanın umumi akışıyla temasa gelmeyi menediyordu. Vakıa Tanzimatçılarda Garplılaşmak endişesi kuvvetle bağırıyordu: Şinasi Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar mukaddimelerinde Garp maarifine karşı hayranlığını gösteriyor. Ziya Paşa'da bu daha açıktr: "İslammedeniyeti yıkılmıştır. Şark ahlâkı, kendisine dayanılamayacak kadar bozulmuștur. Garp teknik ve zekâ itibariyle bizi eziyor".
Sayfa 25 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kadîr'e hiçbir şey ağır gelmez.
Sonra kamere baktım. وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدٖيمِ âyetinin gayet parlak bir nur-u i'cazı ifade ettiğini gördüm. Evet, kamerin takdiri ve tedviri ve tedbir ve tenviri ve zemine ve güneşe karşı gayet dakik bir hesapla vaziyetleri, o kadar hayret-feza, o derece hârikadır ki onu öyle tanzim eden ve takdir eden bir Kadîr'e hiçbir şey ağır gelmez. "Onu öyle yapan, her şeyi yapabilir." fikrini, temaşa eden her bir zîşuura ders verir.
Sayfa 39 - Söz Basım Yayın·Kitabı okuyor
Friedrich Nietzsche
“Aşk” diye adlandırılan, ama henüz aşktan başka her şey olan şu sarhoşlukla ne olağanüstü bir başarıya ulaşabilir!— Ne var ki herkesin bu konuda kendi bilgisi vardır. Bir genç kızın yakınlarına bir erkek geldiğinde, o kızın kas kuvveti anında artar, bunu ölçmek için aletler vardır. Cinsiyetler daha yakın temasa geçtiklerinde, örneğin danslarda ve diğer toplumsal etkinliklerde, bu kuvvet öylesine artar ki gerçekten bedensel güç isteyen başarılar mümkün olabilir: Sonunda insan kendi gözlerine—ya da gözlemine pek inanmaz. Böyle durumlarda elbette ki kendi içinde dans etmenin, tüm diğer hızlı hareketler gibi, tüm damar, sinir ve kas sisteminin bir nevi sarhoşluğunu da beraberinde getirdiği gerçeğini de hesaba katmak zorundayız. Böylece iki kat sarhoşluğun kombine etkilerini dikkate almak zorundayız.— Ve ara sıra biraz çakırkeyif olmak ne kadar bilgecedir! İnsanın kendine asla itiraf edemeyeceği gerçeklikler vardır; her şeyden önce birileri kadındır, her şeyden önce birileri bir kadının pudeurlerine [utangaçlıklarına / mahremiyetlerine] sahiptir— raks eden şu genç yaratıklar açıkça tüm gerçekliğin ötesindedirler. Hissedilebilir fikirlerden başka bir şeyle dans etmemektedirler; hatta etraflarında ideallerin oturduğunu bile görürler: Anneleri!— İşte Faust’tan alıntı yapmak için bir fırsat— Şu güzel yaratıklar, biraz çakırkeyif olduklarında kıyaslanamayacak kadar daha iyi görünürler— Ah, bunu kendileri de ne iyi bilirler. Aslında bunu bildikleri için sevimli hale gelirler. Sonuç olarak kendileri de süslü giyimlerinden ilham alırlar; süslü giyimleri onların üçüncü sarhoşluğudur; elbiselerine tıpkı Tanrılarına inandıkları gibi inanırlar— zaten onları bu inançtan kim vazgeçirebilir ki? Bu inanç kutsallaştırır! Ve kendini beğenmek sağlıklıdır! Kendini beğenmek, soğuğa karşı
Felsefe
Hakkıyla anlaşılamamış her şiir yalnızdır, üzerinde yeterince tefekkür edilmemiş her söz, aşkla dinlenmemiş her şarkı, şükürle temaşa edilmemiş her manzara, gerçek bir teslimiyetle varılmamış her secde yalnızdır.
Sayfa 138
Din