Puan vermedi
Merhaba kitap dostlarım bugün size fantastik, macera ve gizem türünde @mstf_dilsiz kaleminden #düzen kitabı ile geldim. Kitap Türkan adlı bir genç kızın ekseninde ilerlemektedir. Türkan küçük yaştan itibaren bir eğitime dahil edilir. Burada kendisini beklenmedik gizemli olaylar, macera, ve sırların olduğu bir dünyanın içinde bulur. Zaman ilerledikçe Türkan Türklerin kurduğu yüzyıllardır varlığını gizlice sürdüren bir teşkilatta “Saka” olarak yetiştirilmeye başlanır. Kitap boyunca bu teşkilatın nasıl kurulduğu , üyelerin nasıl seçildiği ve hangi amaçlar doğrultusunda eğitildi anlatılmaktadır. Kitabın ana temasa Türk tarihi , kadim bilgiler, gizli yapılanmalar, Kimlik arayışı ,kurulan teşkilatların sırlarla örülü yapısı anlatılmaktadır. Akıcı ve hızlı ilerleyen bir kurguya sahip . Tarih, mitoloji, fantastik, gizli teşkilatlar ve kadim sırlar temalarını seviyorsanız macera ve temposu yüksek bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. “ Uyanma vakti geldi. Çiçekler ancak zamanı gelince açarlar.” “ Vatan bazen dünyaya sığmaz bazen de küçük bir yüreğin içinde atar. “ Çocuklarım, canlarım unutmayın bizim yapmak istediğimiz de verdiğimiz savaşta, beyaz, iyi, kötü ya da taraf yoktur.” Bu kitabımı Kübra Kabakcı öncülüğünde#birkelimelikitapokuyoruz etkinliği için okudum. @oceangirlbook @perseusyayinevi #keşfetteyim #okudumbi̇tti̇
DüzenMustafa Dilsiz · Perseus Yayınevi · 202411 okunma
10/10
·288 syf.··
2026 13. kitabı
" Güzel güzelliğini bir noktada toplarken, güzellik her noktadan temaşa etmekti" demiş yazar. Nakkaş'ın fırçasından çıkan renklerin seyrine durduk. Güzelden yola çıkarak güzelliğin sırrına ermek dileğiyle. Kendimi mavinin tüm izlerinden arındırarak oturdum bir sohbetin halkasına. Okudukça renklerin duraklarında kimi zaman nefes aldık kimi zaman pişmanlık rüzgarıyla savrulduk. "Ben" ve "ama" larla dolu kendi masivamızın girdabında renkten renge halden halde bulandık. Kâh idrak ettik kâh idrak denizinde boğulup bir gönül erinin yardımıyla sekinet kıyısına vardık. Enelerimizin elinde birer oyuncak olmanın hezimetiyle yorgun düşerken gönüllerimiz bir Allah dostunun aynasında güç buldu. Nakkaşı okudukça kendi hikayemizin satırları dizildi karşımıza. Öylesine bizden öylesine biz. İnsan nisyandı. Önce nimeti vereni unuttu sonra nimeti ve sonunda kendi hakikatine olan sadakatinin nisyanliğiyla kulluğun hakikatinden oldu. Gönlüme renk renk nakış olup işlendi, belki de satırlara sahiplik edenin hürmetine böylesine sirayet etti. Şah nakşibendi hazretlerinin hayretleri artıran gönüllere nakşedilen hayatından nasiptar olmak dinleyenlere tavsiyemizdir.
NakkaşSadiye Erol Aykaç · Nesil Yayınları · 2022456 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·320 syf.··
2026 75. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 06:57
GÜNLÜK YAŞAM FELSEFESİ . Düşüncenin hayata temas ettiği, hayatın da bu temasa kendi diliyle karşılık verdiği canlı bir alan bu kitap. Biz okuyanları yalnızca düşünmeye değil; hissetmeye, yaşamaya davet eden, sabah kahvelerimize, yürüyüşlerimize, sessizliklerimize eşlik eden deneyimler silsilesi . Arkadaşlığa, düşmanlığa, ölüme, sanata, birlikteliklere, sosyal hayata, ucundan siyasete, kendi korkularımızın yarattığı özgürlükten daha pek çok konuya ilişkin bir sohbet bu. Gündüz Vassaf ile Duru Uslu' nun düşündüren, kurcalayan, bizleri de yanlarında hissettiren samimi sohbeti. Sıradan görünen hayatlarımızın aslında ne kadar derin felsefi sorularla örülü olduğunu hatırlatan, bizleri gündelik yaşamın içindeki görünmez kalıpları sorgulamaya davet eden çok özel bir eser. Gündüz Vassaf,insanların geçmişin yükleriyle ya da geleceğin kaygılarıyla yaşadığını, bundan sebep de içinde bulunduğu anı kaçırdığını savunuyor. " Hayat, ertelenen mutlulukların değil, yaşanan anların toplamıdır" belirterek bizi an'a döndürüyor ve bunu yaparken kendi yaşamından sunduğu kesitlerle son derece sade ve anlaşılabilir bir dil ile silkeliyor aslında bizi. Ön söz de diyor ya bize, " Alarmsız güne başlamaya, her günün sonunda bugün ne öğrendiğinizi, bugün sizi neyin mutlu ettiğini düşünmeye, cümleleri farklı kurmaya bir davet... " Birkaç kısacık çıkardığım mottolar ile gönülden tavsiyemdir sizlere . Keyifle; √ Kaybetmeyi göze al, riski göze alarak yaşa! √ Derdin her neyse, bir gün, bir ay, bilemedin bir yıl sonra, tamamen unutulacak olmasa da belleğimizin uzak köşelerine depolanacakken, bencil olma, anını abartma! √ Yaşadığınız günün hakkını verin. √ Kuşkuyla yaklaş, seziyle anlamaya çalış. √ Hakkını ver yaşadığının. Zamanını güzel kullan, sevgiyi paylaş. √ Durun ve bir şey istemeden bakın.
Günlük Yaşam FelsefesiGündüz Vassaf · Tuhaf Yayınları · 202636 okunma
Dulluk ve zorlukları
8/10
·80 syf.··
2026 9. kitabı
Bu romanı çok beğendim. Sizlerin de beğeneceğini düşünüyorum.Tanzimattan beri kötü kadın tiplemesi edebiyatımızda var. Genelde gayri-müslüm kadınlardan oluşturulur zaten kötü kadın karakterler. Namık Kemal’in “İntibah”ı mesela. Nefret etmiştim. Amaç toplumu eğitmek olduğundan, iyiyi/kötüyü yazar, kendi bakışından kendi ahlakından yerleştirir, bariz taraf tutar. Ben de bunu hiç sevmem. Bana göre bu kötü bir edebiyattır. Ahmet Mithat’ın “Dolaptan Temaşa”sını da epey eleştirmiştim. Yine bir tanzimat eseri olan “Dolaptan Temaşa” incelememde bu topraklardaki namusun psikolojik yansıması adında bir bölüm paylaştım. Orada neden sadece kadınların bu psikolojik ve toplumsal baskıyı yaşadıklarını anlatmıştım. İşte o roman kötü bir roman örneğiydi. Bu romansa, “Siyah Gözler” ise aynı toplumsal baskıdan çıkmış iyi bir roman. Romandan önce “Cemil Süleyman’ı” kısa bir tanıyalım. 1886 İstanbul doğumlu. Babası Kaymakam. Dönem karışık bir dönem olduğundan babası bir sürgün, bir görev derken Beyrut - Halep - Sidon dolaşıyorlar ailecek. Ta ki Cemil Süleyman’ın Beyrut’ta TIP okumaya başladığı zamana kadar. O sene annesi kollarında vefat edip, babası da 2 ay bile olmadan akrabadan biriyle evlenince Cemil Süleyman’a Beyrut dar geliyo ve Tıp eğitimini İstanbul’a Mekteb-i Tıbbiye’ye aldırıyor. Edebiyatla ilgili olduğundan İstanbul’da Servet-i Fünun ile yolları kesişiyor. Edebiyat hayatı böyle başlıyor. Ama Cemil Süleyman için hekimlik ve vatani görevler her şeyden önemli hele ki veba salgını varken. Cidde, Karaman, Hicaz, 1.Dünya Savaşı, Yanya, Arabistan, Batum, Kurtuluş Savaşı Antalya, Cumhuriyetten sonra Çanakkale, Samsun. Buralarda hem hekimlik hem askerlik yapmış, Harp Madalyası, Demir Salip Nişanı kazanmış… velhasıl görmüş geçirmiş bir adam. Zaten işte bu doktor olmasından ve Servet-i
Siyah GözlerCemil Süleyman · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20264,038 okunma
Ney Misali
10/10
·366 syf.··
Beğendi
·
2026 62. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 12:46
Neyin içi soyulmadan ses çıkmaz; herkes üfler ama herkes nağmeye varamaz. Risale okumak da böyledir: herkes satırları geçer ama herkes manaya nüfuz edemez. Ben de yıllar sonra yeniden açtım o bahçeyi; kelime kelime yürüdüm, her birini tattım, sorguladım. Denizlerin uğultusu, rüzgârın serinliği, şimşeğin çakışı, çiçeklerin renkleri… Hepsi bir ağızdan tevhidi haykırıyordu. Derken Said Nursî’nin sesi içimde yankılandı: “Âlemler içinde âlemler…” İnsan, kâinat sarayının en mükerrem misafiri. O an içimden “değerliyim be” diye fısıldadım. Çünkü her zerre Rabbini zikrederken insana düşen emaneti korumak, ömrün sermayesini israf etmemekti. Faniliğin acısı, ayrılıkların sızısı satırlarda resmediliyordu. “Bil ey nefsim” diye kendime seslendim. Yıldızların diliyle Allah’ın varlığını haykıran şiir karşıma çıkınca semaya baktım: her yıldız bir hutbe, her ışık bir bürhan. Ve nihayet içimde bir arzu doğdu: göklerin süslerini temaşa etmek. Bir teleskop alıp semanın incilerini seyretmeyi hayal ettim. O şiiri açıp dinlerken yıldızların birer mescid-i seyyar, birer gemi-i cebbar oluşunu gözlerimle görmek istedim. Çünkü ben de o âlemler içinde bir yolcuyum; hem küçücük bir ney nefesi, hem de en mükerrem misafir. Keyifli okumalar ️️ Bediüzzaman Said Nursî
Din
Asâ-yı MûsâBediüzzaman Said Nursî · Söz Neşriyat · 20146,8bin okunma
Bir kahve içtiler ve…
9/10
·192 syf.·
2020 26. kitabı
- Her şey huzursuzlukla başlıyor. Kitabı bölüm bölüm incelemek istedim. Her hikayede aslında tıpkı vahdeti vücut gibi aynı ana yola ulaşan tali yollar gibi kısa mesajlar var. I. BÖLÜM 1) Aynalı Baba ile Konuşma ilk çatışma: “Kalbimle inkâr ettiğimi aklımla, aklımla inkâr ettiğimi kalbimle kabul ediyordum.” “Yalnızca ben “var”ım. Çünkü “hiç”im ve “yok”um. Varlığım mutlaktır. Yokluk, bağımlı olan için vardır. Mutlak “varlık”tır, “var”dır.” ↳ Vahdet-i Vücud (varlığın birliği) “Ben” insan egosu değil, ilahi varlığın bir yansımasıdır. Tasavvufta insan kendi başına bir varlığa sahip değildir. Bir aynanın içindeki görüntü gibidir. Ayna çekilirse görüntü yok olur. Kişi kendi benliğini yok saydığında geriye kalan tek gerçeklik Allah’tır. - Benliğimden vazgeçtiğim an, gerçek varlığın bir parçası olduğumu anlarım. - Eğer bir şey mutlak ise onun dışında bir varlıktan söz edilemez. Evrende her şey tek bir kaynaktan geliyor. Mutlak varlık için yokluk diye bir kavram yok. Eğer bir şey mutlaksa, onun zıttı yokluk imkânsızdır. Özet: ölmeden önce ölünüz. Benim bu küçük, sınırlı ve aciz benliğim aslında koca bir hiçtir. Ben bu hiçliği kabul ettiğimde aslında her şey olan o Mutlak Varlık ile birleşirim. Gerçekten var olan tek şey O’dur ve ben O’nun bir yansımasıyım. Kitabın ana felsefesi budur. Bu anlayışla yazılan diğer eserleri toparlamak gerekirse en bilinenleri: (1) Muhyiddin İbnü'l Arabî = Fususü'l Hikem (fikir babası - en büyük şeyh) (2) Mevlana = Mesnevi (3) Yunus Emre = Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm (4) Hallac-ı Mansur = “Enel Hak” - Ben Hakk'ım. Canını vermiştir. (5) Spinoza = Etika → Mantıkut Tayr (Kuşların Dili) → Hay Bin Yakzan → Dünyanın ilk felsefi romanı → Siddhartha 2) Yokluk Tepesi Filibe’yi biraz araştırınca– Bulgaristan / Plovdiv (Alimler yatağı) Meriç
A'mak-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Pozitif Yayınları · 201122,3bin okunma