24'ün sorumsuz zaman dili gece.. Sen ise heybesindeki haybesin ne de olsa. "Amma ağırdır düşününce." Ayın zincirleri sağ olsun. Lakin paslanıyor, şu fakire bir cila. Gülen çocuklar bu gezegeni güzel kılan çok az şeyden biri. Bir de içimdeki çocuğa bak. Kadrajı kafama sabitlemiş, pompayla kurşun şişiriyor. Kış sabahlarında battaniyenin altından çıkmak istemeyen ben gibi, şapkalarını çekiyor harfler üzerine. Ama iyi de yüzünüz gözükmüyor ki. Dert değil tanıyorum, hanginiz hanginiz... Kelimelerle anlaştığım denli insanlarla anlaşmak isterdim. Herkesde bir mevsim görüyorken benimki yok ya da kaçamak. Göremiyorum ki! Şu önümdeki beni çeker misiniz? Gücüm yetmiyor kendisine. Sayfalar sarardı noktayı bulamadım. "Küpe diye sağa karga, sola elmacık kuşu takmışın. Biri diğerini öldürür. Sen diğerine hastasın. Birine gömüt tahsil eden dünyada hastasın. Nasıl olacak? Çok inatçısın." Amma uzun ettin, irisimdeki sarmaşık, sözlerini saklasın. Da bir daha uğrama. "Aynanın karşısına geçince ilk nerene bakarsın?" İçinden durmadan dökülen döngü kozalarına ve onları yiyen larvalara. Yani ağzıma. Tembih tembihe bantlar, uyarırım, "Hiçliklerinizi sıkı giyinin. Dönüşümlü tükenim..." Sende de olmuyor mu, birinin ağzına bakmayagör, neler neler dökülüyor. "Her harfin bir anlamı varmış. Seninki alfabede yok." İyi bak oralarda bir yerde olacaktı. "Gel göster." Bak burada... Sayfalar sarardı ben hâlâ noktayı bulamadım. 15 Haziran 2026 18.31
Günaydın (Azılı Aşklar Şatosu)
Bir tek sana tembih ettim saadeti Hiç bir şey hatıra değil aslında Kaynayan sular gibi bakardın ya bana Donan sular gibi gülerdin ya Bütün büyük sular korkutuyor şimdi beni Bir tek sana tembih ettim saadeti Hiç bir şey ihanet değil aslında Kararan havalar gibi dokunurdun ya bana Bozan havalar gibi şevişirdin ya Bütün güzel havalar ağlatıyor şimdi beni Küçük İskender
Alıntı
Reklam
HAZRET-İ ÖMER (R.A.) ZAMANINDA DIMAŞK (ŞAM)’IN FETHİ -2
Müslüman ordusu kale içindeki durumdan habersiz ise de Hâlid bin Velîd Hazretleri geceleri uyumayıp düşmanın hareketini gözlemekteydi. Hattâ içeride bir de casusu vardı. Bu sayede onların her hâl ve hareketinden haber alırdı. Bunun yanında bir fırsat ve ihtiyaç anında kullanmak üzere ipten merdivenler de hazırlamıştı. O gece sur çevresinde dolaşırken muhafaza mahallerinin boş kaldığını tespit ettikten sonra hemen askerini hazırladı. Dışarıda bekleyen askerlerine, “Siz, sur üzerinde tekbîr seslerini işittiğiniz gibi bizim yanımıza çıkın ve kapıya hücum edin” diye tembih etti. Yanına Ka’kâ’ bin Amr ve Mez’ur bin Adiyy (r. anhümâ) gibi yiğit cengâverleri alıp kale duvarlarının yanına gitti. İpten merdivenleri kale burcunun üzerine attı. Ka’kâ’ ile Mez’ur Hazretleri, yukarı çıkıp merdivenlerin uçlarını burçlara bağladı. Hz. Hâlid de yanındaki adamlarıyla yukarı çıktı. Burç üzerinde birkaç muhafız bırakıp onlara tekbîr almalarını tembih etti. Kendisi aşağı inip kalan nöbetçilerin hakkından gelip kapıyı açtı. Yukarıdakiler tekbîr getirince Müslüman ordusu, merdivenlere ve kapıya hücum ederek içeri girdiler. Şehirde bir kargaşa başladı. Ahali ne yapacağını şaşırdı. Bunun üzerine Rumlar, Ebû Ubeyde Hazretleriyle haraç vermek üzere sulh yaptılar. Ebû Ubeyde (r.a.), Câbiye kapısı tarafından sulh ile yani anlaşarak, Hâlid bin Velid (r.a.), Tûma kapısından harp ile girip ileri hareket ederek şehir ortasında buluştular. Diğer kumandanlar şehre sulh ile girdikleri için Hz. Hâlid’in girdiği kapı da sulh ile alınmış sayıldı. Ebû Ubeyde (r.a.), fetih haberini Hazret-i Ömer’e (r.a.) arz etti. Halife Hazretleri, fetih haberinden son derece memnun oldu. Radıyallâhü anhüm ecmaîn. (A. Cevdet Paşa, Hazret-i Ömeru’l-Fâruk (r.a.), Çamlıca Basım Yayın) İSİMLERİMİZ: Erkek: Ömer, Kız:
Din İslam
Çocuk Yetiştirmede Sevgi Şefkat ve Merhametin Önemi…
Yaşanmış Korkunç Bir Hikâye Işığında; Çocuk Yetiştirmede Sevgi Şefkat ve Merhametin Önemi… Caninin biri 6 kişiyi işkence ederek öldürüyor. Cinayetlerine 23 yaşında başlayan, bu cani son kurbanı yaşlı bir teyzeyi öldürdüğü gün yakalandı. Yakalanana kadar geçen 7 ay 13 günlük sürede 6 kurbanı ardında bırakan, tam bir cani psikopat. Öldürmeden önce kurbanlarının kimisinin kulaklarını kimisinin ellerini, burunlarını kesen öldürdükten sonra bile işkencelerine devam eden bir vampir… Vampir çünkü bazı cesetlerin kanını bile içmiş… İnsan aklının ve vicdanının alamayacağı derecede kötülük dolu bu cani, 23 yaşında başlıyor; 7 ay 13 gün devam ediyor işkence etmeye, öldürmeye… Sonunda yakalanarak ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı. Olayları medyadan takip eden ünlü bir psikolog bu adamla görüşüp konuşturmaya karar verdi. Çeşitli hediyelerle seri katili ziyaret etti. Eğer konuşursan sana para vereceğim hapishanede rahat edersin, belki de afla çıkar rahat yaşarsın dedi. Cani sanıldığından daha akıllıydı. Dedi ki: “- Hücrede yatan adam parayı ne yapsın ki?” Psikolog hazırlıklıydı. “- Senden hiçbir talebim yok. Sadece hayat hikâyenin telif hakları benim olacak…” Buna benzer tatlı diller dökerek caniyi hayatını anlatmaya razı etti. Cani hayat hikâyesini anlatmaya başladı. “- Ben hamal bir baba ile sinir hastası bir annenin tek oğluyum. Her şeye aklım ermeye başladığında evimizde her gün tartışmalar kavgalar oluyordu. Babam eve geç ve yorgun geliyordu. Eğer annemin dediklerini getirmezse evde kıyamet kopuyordu. “- Peki, annen baban seni hiç sevmiyor muydu?” “- Ben sevginin S’sini; şefkatin Ş’sini; merhametin M’sini bile bilmem! Ne annem ne babam beni bir kere bile kucağına alıp sevmediler, bir kere bile öpüp koklamadılar. Ben 5 yaşıma geldiğim zaman yine annemle babam
Hayat ve İnsan
TEMBİH!
İçerisin de Allah-u Rabbul Alemînin rızası olmayan her iş boştur. Kitap okumak da buna dahildir. Kimse unutmasın ki o yüce sübhanın azameti karşısında hiçbir varlık iddiamız olamaz. Yani çok okumak marifet değil, asıl bilmek ve hakikatı bilmek de bu kitapları okumak ile olmaz. Dolayısıyla insanın yaptığı her iş onu Hak Tealaya ulaştırmak için olmalıdır, aksi takdirde bir ehemmiyeti yoktur. السلام على من اتبع الهدى
Modern toplum, anlamını yitirdiği her kavramı devasa bir bürokrasiyle ikame etmeye çalışıyor. Bugün aile çatısı altında yaşanan derin kriz; Milli Eğitim’den Diyanet’e, Halk Eğitim’den yerel yönetimlere kadar uzanan devasa bir seminer endüstrisi ile maskeleniyor. Harcanan milyonlarca lira, doldurulan salonlar ve havada uçuşan akademik terminolojiler; aslında tam kalbinden çürüyen bir yapıyı ayakta tutma telaşının beyhude birer çabasıdır. Sert bir gerçekle yüzleşmek gerekirse; şiddet eğitimi alanın şiddet uygulamaya devam ettiği, mahremiyet dersi verenin mahremiyeti çiğnediği bi entelektüel ikiyüzlülük çağındayız. Bu seminerlerin temel sorunu, sevgiyi ve saygıyı bir mmüfredat öğesine indirgemis olmalarıdir. İnsan ruhuna dokunmayan, kağıt üzerindeki projeksiyon sunumlarından ibaret kalan bu anlatılar, katılımcıların zihninde birer istatistikten öteye gidemiyor nedense. Bir pedagogun kürsüden eş hakları üzerine verdiği teorik nutuk, ne hikmetse eski bir Anadolu evindeki o sessiz ama vakur terbiyenin yanından bile geçemiyor. Çünkü o seminerlerde bilgi/kâl var ama hâl yok. Ne hazin ki günümüz insani, bilginin hamallığını yaparken, o bilginin ahlaka dönüşme sürecini çoktan kaybetti. Mesela geçmişin o son hutbe tadındaki aile içi nasihatleri neden daha etkiliydi? Cevap basittir: Bir ananin kizını karşısına alıp evliliğin hukukunu anlatması,kırk dakikalık bir sertifika programı değil, bir ömrün süzülmüş tecrübesiydir; Bir babanın oğluna eşinin hakkı üzerine verdiği tembih, sadece bir tavsiye değil, bir emanet bilincidir. Zira buu bağın gücü, hiçbir devlet dairesinin veya sivil toplum kuruluşunun bürokratik diliyle kıyaslanamaz. Tabii/eski aile yapımizda hak kavramı hukuki bir mecburiyetten ziyade, bir gönül rızası ve incelik meselesiydi. Şimdiki seminerler ise sevgiyi bile bir
Reklam
Reklam