Sanatın işlevi, kişiliklerimizi yeniden dengelemekten ibaret değildir; aynı zamanda daha ahlaklı olmamızı sağlar. "Ahlak" sözcüğü modern çağ için fevkalade can sıkıcı bir kavram haline gelmiştir. "İyi" olmak için nasıl davranmamız gerektiğine dair öğütler dinlemekten pek hazzetmeyiz. Hayatımıza müdahale edilmesinden çok korkarız. İnsanlar bir jimnastik salonuna gitmeleri gerektiğine rahatlıkla ikna olur, ancak aynı zamanda kişiliklerini gözden geçirerek, fiziksel zindelik kadar erdemli yaşamayı da amaç edinebilecekleri önerisi tüylerini diken diken eder. Modern demokratik siyasal düşüncenin kilit varsayımı şudur: Hatalarımızdan dolayı sürekli azarlanmadan, ahlaken yargılanma korkusu taşımadan ve otoritenin keyfi buyruklarına bağlı kalmadan, dilediğimiz gibi yaşayabilmeliyiz. Biri ahlakımızı sorgulayacak olduğunda ona, "Sen kim oluyorsun da bana nasıl yaşayacağımı söyleyebiliyorsun," diye kükreriz. Ancak şurası açıktır ki, tarih boyunca üretilmiş en iyi sanat eserlerinden birçoğu bariz bir ahlaki görev kaygısı taşır: kodlanmış tembih ve nasihat mesajlarıyla iyi yanlarımızı teşvik etme çabası. Nasihat veren eserleri buyurgan ve lüzumsuz bulabiliriz, ancak o zaman erdemli yaşamaya teşvikin kendi arzularımızla hep çeliştiğini varsaymış oluruz. Oysa gerçekte, suçlamalara maruz kalmadığımız sakin zamanlarımızda, çoğumuz iyi olmaya can atarız ve bunun için başkalarının tembihlerine kulak asacak değiliz; sadece her gün aynı motivasyonu bulamayabiliriz. İyilik yapmayı çok isteriz ama Aristoteles'in akrasia dediği irade zayıflığı çekeriz. İlişkilerimizde iyi davranmak isteriz ama baskı altında istemediğimiz şeyler yaparız. Daha iyi olmaya gayret ederizmama en önemli anlarda motivasyonumuzu kaybederiz. Böyle durumlarda, en iyi yanlarımızı ortaya çıkarmaya cesaretlendiren
Sayfa 38·Kitabı okudu
İnsanlar ikiye ayrılır iyiler ve kötüler...
Demokrat Parti döneminde Halil Öz toprak ile Malatya Müftüsü arasındaki polemik, Alevilerin "cüretinin muhtemel sonuçlarını haber vermekteydi. "Alevinin selamı alınmaz", "alışveriş edilmez", "kestiği yenmez", "köyünden geçen suyla tarla sulanmaz" gibi yerel dinî otoritelerce tembih olunan, cumhuriyetin ilk yıllarında belki bir parça geriye atılmış önyargılar, Demokrat Parti'nin vaadeylediği inanç hürriyetini kullanmaya yeltenen ilk yazılı girişimlerin ardından olanca hışmıyla geri dönmüştü. 50'li yıllar boyunca bu gerilim sadece Maraş ve Malatya 'da değil, Erzurum, Erzincan, Sivas, Yozgat, Tokat, Çorum gibi Alevi ve Sünnilerin "birlikte" yaşadıkları bölgelerde yoğun bir şekilde hissedilmekteydi. Fikret Otyam'ın '60'lı yıllarda Maraş, Malatya yöresine dair tanıklıkları, Alevi-Sünni rekabetinin çokpartili siyaset denemeleriyle birlikte yükselen gerilimine dair uyarılarla doludur.
Sayfa 916·Kitabı okudu
Düşünce
Reklam
Tembih [285] Şimdi, sen bedende ve onun engelleri ve meşgul edenleri içinde bulunup münasip yetkinliğine arzu duymadığında ya da onun zıddının meydana gelmesiyle elem duymadığında, bilmelisin ki bu durum sendendir, ondan değildir. Tembih [286] Bilmelisin ki, bedene komşuluk nedeniyle nefse eklenen ve bildiğin gibi edilginlik ve yapılar olan bu meşgul edenler, onun ayrıklaşmasından sonra da yer etmiş olurlarsa sen bundan (ayrıklıktan) sonra öncesinde olduğun gibi olursun. Fakat onlar, tıpkı öncesinde kendisinden fariğ olunup akabinde tekrar meşgul olunan yerleşmiş elemler gibi olur, dolayısıyla sen onları olumsuzlayıcı olarak algılarsın. Buna göre böyle nitelenmiş bir hazzın mukabili olan bu elem/acı, ki o ruhani ateşin elemidir, cismani ateşin eleminin üzerindedir. Tembih [287] Sonra bilmelisin ki, ayrıklıktan sonra umulan yetkinliğin istidadının eksik olması cinsinden nefsin rezileti, zorunlu değildir. Yabancı perdeler (örtüler) nedeniyle olanlar ise zail olacaktır ve azap onlar sebebiyle sürekli olmaz. Tembih [288] Bilmelisin ki eksiklik rezileti, yetkinliğe arzu duyan nefsin kendisinden acı çekeceği şeydir. Bu arzu, kazanmanın verdiği bir tenebbühe bağlıdır. Aptallar bu azaptan uzaktır. Bu azap, inkar edenler, ihmalkârlar ve kendilerine gelen hakikat parıltısından yüz çevirenler içindir. Dolayısıyla aptallık, keskin zekadan (arzulamaktan kaynaklanan acıdan) kurtuluşa çok daha yakındır.
Sayfa 177
1000Kitap
Kendime defalarca sordum; terapi neden bazıları için işe yarıyor da bazıları yıllarca süren analize ya da terapiye rağmen, belirtilerin mahkumu olmayı sürdürüyor. İncelediğim her bir vakada, insanların kendi hikayelerini keşfetmelerini ve ebeveynlerinin davranışlarına karşı duydukları öfkeyi özgürce ifade edebilmelerini sağlayan terapi ve yoldaşlık türünü buldukları zaman, kötü muamele gören çocuğun yıkıcı bağlılığından kendilerini kur tarabildiklerini gördüm. Yetişkin olarak hayatlarını kendi ellerine alabilmişlerdi ve ebeveynlerinden nefret etmeleri gerekmiyordu. Bunun tam tersi, affetmenin iyileştirici ve şifa verici bir etkisinin olabileceğine inanan terapistlerinin kendilerine affetmeyi ve unutmayı tembih ettiği insanlarda görülüyordu.
Sayfa 91·Kitabı okuyor
Psikoloji
Fikriye- Latife- Atatürk...
Avrupa'da bir verem kliniğine tedavi olması amacıyla gönderdiği Fikriye, Mustafa Kemal'in Lâtife ile evlendiğini duyar duymaz İstanbul'a dönmüştü. 6 Mart 1923'te hâlâ Itilaf güçlerinin işgali altında bulunan İstanbul'daki Ankara Hükümetinin temsilcisi Adnan (Adıvar), genç kadının Ankara'ya gelmesinde bir sakınca olup olmadığını Gazi'ye sordu. Mustafa Kemal aynı gün öfkeli bir telgrafla yanıtladı. Fikriye kendisinden izin almadan dönmüştü; gereksinimlerini karşılaması için ona yeterince para vermişti; İstanbul'da kalmalı ve bu davranışının nedenini açıklamalıydı. Durumu daha da sağlama almak için, İzmit Valisine, Fikriyė Ankara'ya trenle gelmeye kalkıştığı takdirde onu durdurmasını bildirdi. :( Bundan sonraki on dört ay boyunca Fikriye, İstanbul ve Gelibolu'da yaşadı. Mustafa Kemal'e ve hatta İsmet Paşa'ya bile Çankaya'ya ulaşımasına izin verilmesi için defalarca mektup yazdı. Nihayet, 1924 Mayısının sonunda fark edilmeden İstanbul'u terk ederek Ankara'ya doğru yola çıktı. 1 Haziran 1924'te açıklanan resmî öyküye göre, bir gün önce Ankara Garına ulaşan Fikriye, Mustafa Kemal'in Selanik'ten yakın arkadaşı ve uzak akrabası (dolayısıyla kendisinin de uzak akrabası) olan Yarbay Fuat'ı (Bulca) ziyarete geldiğini söylemişti. Ama Fuat'ın evine gitmek yerine bindiği arabayı Çankaya'ya çevirtmiş, eve varınca Cumhurbaşkanı ve karısıyla görüşmek için ısrar etmişti. Bunun olanaksız olduğu kendisine bildirilince arabaya tekrar binmişti. Geri dönerken çantasından çıkardığı tabancayla kendisini vurmuştu. Mustafa Kemal genç kadını kurtarmak için kendi özel doktoru Refik'i (Saydam) gönderdi. Ankara Hastanesi'ndeki cerraha Fikriye'yi kimsenin ziyaret etmemesi tembih edilmiş ve ilk tedavisi başarılı olursa gerekirse tedaviye İsviçre'de devam edileceği bildirilmişti.
Sayfa 474 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
"Sana benim çatım altında bu anormalliklerden söz etme di­ye kaç kez tembih etmem lazım?" diye tısladı. Yüzü canlı bir mor erik rengine bürünmüştü. "Orada, nankör sırtına Petunia ve be­nim geçirdiğimiz giysilerle durmuş -" Harry soğuk soğuk, "Ancak Dudley'nin onlarla işi bittikten sonra," dedi.
Sassy kitap harry>>>>·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam