400 sayfadan oluşan inanılması güç, tüyler ürperten bir kitaptı. Hep çocuklarımızı tembih ederiz ya sakın yabancılardan bişey olma yeme diye.Peki korumamız gereken kişi yabancı değil de abi,baba, amca, dayı ya da dede ise. Düşüncesi bile mide bulandırıyor
En önemli gördüğüm kısımları buraya yazacağım. Sadece çocuklarını korumak isteyen anneler için…
Çocukta cinsel davranışlar 3 yaşında başlar bu normaldir ama yaşının üzerinde ayrıntılı şeyler biliyorsa dikkat edin.
çocuklar 10 yaşına kadar kurgu bilmezler ve olayı dümdüz anlatırlar. Siz soru sorarken onu yönlendirmeyin,aşırı tepki vermeyin, ağlamayın ya da korkunuzu belli etmeyin ki içine kapanmasın.
Resim çizimleri ayrıntılıysa dikkat edin.
istismardan şüpheleniyorsanız ilk 72 saat önemli kesinlikle duş aldırmayın, kıyafetlerini yıkamayın delil olarak kullanılır.
iyi dokunma ve kötü dokunmayı öğretin.( anne duş aldırırken seni temizlemek amacıyla dokunabilir ama başka kimse dokunamaz ve göremez şeklinde)
Hastahanelerde ÇİM yani çocuk izlem merkezi oluyormuş. Buralara başvurulursa çocuğun daha az ifadesi alınır ve daha az örselenir çünkü buralarda hemşire pedagog psikiyatri polis avukat ve savcı gibi birimler birlikte görev alır ve adli görüşme eğitimi almış insanlar bulunur.
Umarım bu yazdıklarıma gerek kalmaz kimse kullanmak zorunda kalmaz. Bilgilendirme amaçlı yazdım.Kitapta çocuğa yönelik istismar anlatılırken bu süreç içinde yaşanılan olaylar sırayla anlatılmış, emniyete gelince neyle karşılaşacakları vs izlenmesi gereken yollar falan her şey yazıyor.İnsan kitap okurken ağlar mı? Bazı sayfalarda gözlerim doldu.Okurken dayanamadığım şeyleri yaşayanlar var malesef
Film önerisi: Atlıkarınca ve kitapta geçen bir gerçeği anlatan film olan bodrumdaki kız filmi
kitap önerisi: Yıkanmak istiyorum (henüz
❝Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş olmuştu.❞
Sade belki ama basit değil, gündelik hayat belki ama sıradan değil. Bu mektuplar dizisi bir yazarın arka bahçesine girmiş gibi. Mektup bir devrin en kokulu, en sadık ve en güzel iletişim şeklidir bana göre. Mektup insana beklemenin güzelliğini, beklerken büyüyen duyguları resmeder. Bu kitap da bunun en nahif örneklerinden biri. Yazarın en güçsüz, en güçlü yönlerini, maddi ve manevi sıkıntılarını öğrenirken sanki Sabahattin Ali oturmuş yazıyor, ben de onu izliyormuşum gibi hissettim. Genç Sabahattin Ali, nişanlı Sabahattin Ali, aşık Sabahattin Ali, baba Sabahattin Ali, mahpus Sabahattin Ali, parasız Sabahattin Ali, edebiyat tutkunu Sabahattin Ali, kısacası tüm Sabahattin Ali leri görmek isteyenler mektuplara buyursun…
Hani Kürk Mantolu Madonna da yazar, “Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim de bir ruhum bulunduğunu öğrettin.” der ya, işte bu mektuplar da tam ordan başlıyor. Sabahattin Ali nin Aliye hanımla tanışması ile. Büyük bir aşkla başlamıyor ilişkileri fakat kısa sürede yazarın kendi deyimiyle Aliye hanım, Onun yarım kalan tarafını ikmal ediyor . Ve “çılgınlar gibi sevmeye başladığını” hissediyor yazar. Öyle de oluyor zamanla.
Sabahattin Ali nin türlü sebeplerle (askerlik, iş, cezaevi) Aliye hanımdan uzak kalışı aşklarını alevlendiriyor ve evliliklerinden kısa süre sonra, kızları Filiz dünyaya geliyor. Yazar Filiz’in doğumundan sonra daha pamuk gibi bir adama dönüşüyor. Kızı Filiz’in hasta olduğu dönemlerdeki mektuplarda “ateşinin kaç derece olduğunu” mektuplarda yazmasını eşine tembih etmesi öyle güzel ki…
Kitabın büyük bölümünde yazar maddi yönden sıkıntılar çektiğini ve bunu eşiyle nasıl aştıklarını kalem
Merhabalar Edgar'ın vampirsever müritleri. @ithakiyayinlari bu vampir serisini arada bir okumak için hızlı tüketmemiştim. #alekseyktolstoy dan #vourdalakailesi ni yeni okudum. 1815 yılındayız Soylu ve seçkin insanlar Haftada iki defa Hitzing kasabasının civarında bir şatoda toplanıyorlar. Bu toplantılarda politika konuşmak yasak herkes akşam şömine başında bir hikaye anlatıyor biliyorsunuz Bu tarz eski korku kitaplarında bu durum çok olağandır. Hatta Victoria döneminde özellikle hayalet hikayeleri şömine başında anlatılırdı. Kitap da aynı bu şekilde başlıyor. Urfe markisinin hikayesini dinliyoruz. 1759 yılında Sırbistan'a gitmek zorunda kalmış ve o esnalarda aşık olduğu bir kadın ona bir haç vermiş. Sırbistan'da bir ailenin yanına konuk oluyor Dede Gorcha ve ailesi. Gorcha, bir Türk eşkıyasını yakalamak için gitmiş ve oğullarına sıkı sıkı tembih etmiştir 10 gün geçip dönmezse adına cenaze töreni düzenlenmeli 10 günden sonra dönerse de kalbine kazık saplanmalı Çünkü o zamanlar vourdalak diye anılan vampirler meşhur. Adam tam 10. günün saatinde dönünce aile ne yapacağını bilemiyor. Adam vampir oldu mu yoksa olmadı mı? Bunun ertesinde olan olayları okuyoruz. Urfe aynı zamanda ailenin küçük kızına nasıl aşık olduğunu da bu hikayeye sıkıştırmış.
Kolay okunan, bir oturuşta bitebileceğiniz kitaplardan biri olmakla birlikte Türklerin Macar ve Sırpları köleleştirmesi gibi saçma bir şeyden de bahsediyor ama Osmanlı fethettikten sonra halkın kendi hâlinde yaşamasına izin veriyordu biliyorsunuz. Çok fazla Türklerle olan savaşa, sürtüşmelere yer verilmiş ve ciddi bir Türk düşmanlığı hissediyorsunuz okurken. Çocukların oyunu bile Türkleri savaşta öldürmek üzerine. Dönemseldir deyip tamamen edebî bir anlamda kitabı ele alırsam gayet güzel bir vampir kitabı.
Vourdalak AilesiAleksey K. Tolstoy · İthaki Yayınları · 202296 okunma
İslâm'a hizmet etmiş Gavsi Sani hazretlerinin,tembih ve sözlerinden oluşan feyz dolu bir eser.Şeriat, tarikat ve hakikat inceliklerinden bahsedilmiş olup, dünya ve ahiret hayatımıza katkıda bulunan bir eser olmuş der, tavsiye ederim... Keyifli okumalar diliyorum.
Suçlular sadece başka insanları hedef seçmediler. Yani yakın akrabalardan yada Koç, hoca amca gibilerden de çıkabilir.
Bazı ebeveynler Belki de çocukları tedirgin etmekten korkarak hiçbir şey yapmazlar. Maalesef bu başını kuma gömme tarzı yaklaşım çocukların savunması kalmasına sebep olur.
Tüm eleştirilere itaat etmelerini gerektiren katı bir tarzda yetiştirilmiş çocuklar özellikle risk altındadır.@
Hayatta hiçbirimiz her şeyi çözemeyiz, Bu yüzden başkalarının tavsiyelerine başvurur.
Çocuk yetiştirme konusunda ucuz teorilere başvuranlar, kendilerini Nasrettin hoca'nın masalında yanlarında bir eşekle ve oğluyla giden hocanın durumunda bulurlar. Yani ne yapsalar çözüm bulamıyormuş gibi hissederler.
Sezgi ve sağduyudan yararlanmak
Sezgi bir şeyi düşünmeden anlamanı sağlayan ani bir histir.
Mesela ani ve sebepsiz bir duyguyla karşıdakinin iyi biri olmadığını hissedebilirsiniz işte bu sezgidir. Mesela bazı iş adamları sahte bir işin neredeyse kokusunu alır. Birkaç yıl polislik yaptım ve Sezgin kayda değer bir şekilde gelişmeye başladı.
Sezgi ve sağduyu birlikte gider. Birçok insanın başı sağduyu görmezden geldiği için belaya girer.
Sağduyu, eğer bir şey gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa, genellikle gerçek olmadığını öngörür. Mesela baba çocuklarıyla aşırı ilgilenen bir Koru şefini tuhaf bulduğunu ancak çocukların ve annelerinin bu ilgiden memnun olduklarını bildiğinden onların mutsuz etmek istemediğini itiraf etmiş. Yani sağduyu ve sezgisini görmezden gelmiş ve bedelini oğlu ve ailesi ödemiştir (tacizci bir Kore şefi olayından alıntı)
yetişkinler sağduyu sahibidir bunu çocuklarına da geçirmek için çaba göstermelidir. Küçük çocuklara bile sezgilerine güvenmeleri öğretilebilir. Şüphelenen bir çocuk kaba davranmaktan korkmadan kaçmalıdır.
Çocukların sevgilerini
Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, çoşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan yaratma makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet diye sonlandırıp bir o kadar da uzadıkça uzuyor
Perec 1936 yılında Paris de doğuyor. 1939 yılında 2. Dünya Savaşında babası ölüyor. 1942 yılında annesi kayboluyor.. 1943 de Nazi kampında işkence ile öldüğünü öğreniyorlar.
1982 yılında vefat etti.
25 yaşında öğrenci bir karakter. Hayatın akışında rutinleri devam ederken bir sabah ansızın duyguların yokluğunu yaşayan adam. Kalabalıklardan uzak, kendinden uzak karakter. Bedeni ve ruhu birbirinden ayrılmış gibi. Ruhu, bedenini izliyor hissi. Dünyanın absürtlüğü, tekinsizliği hiç bir şeyin sabit olmayışı. Elimizde olan şeylerin ansızın elimizin altından kayıp gitmesi yok olması gerçeği ile yüzleşiyoruz. Anlam yüklediğimiz durumların duyguların Ansızın anlamsızlaştığı durum hâline dönüşüp sorguladığı karakterin boşluğu, anlamsızlığı ve hiçliği. Anlam yüklediğimiz durumların anlamsızlığın daha da çok baskın olduğunu anlamsız durumlar. Araf da kalmak gibi sıkışmışlık gibi.
*En yüksek tepelerin doruğuna ne diye tırmanasın ki? Sonradan inmek zorunda kalacak olduktan sonra? İnince de yaşamını oraya nasıl anlatarak geçirmemek mümkün mü?
Doğru Akım gibi değil Alternatif Akım gibi dalgalı değişken hareketler, duygular ve hisler. Bir odanın içerisinde yatağında kıpırdamadan tavanın çatlaklarını incelerken musluktan damla damla akan suyun slow motion eşliğinde gelen sesi duyacak kadar hassas ama kendi kendine kağıt oyunu oynarken 3 kere papaz karşısına çıkacak diye oyunu kaybetme korkusu ile 2 kere papaz karşısına çıkınca