TEMEL ÖLÇÜLER İSLÂM'DA...
(...) Problem; 500 yıldır “İslâma Muhatab Anlayış“ın nerede olduğundadır. Bu kadar zamandır, Müslüman mütefekkirin (düşünür), Müslüman münevverin (aydın) neden yetişmediğindedir. Problem, Batı’nın neden üstün olduğundadır. Problem, insanımızın nasıl cahil ve geri bırakıldığındadır. Bütün bunlar birer “kendinden zuhur alanı”dır. Ledünnî, yâni dindışı, yâni dinin kendisiyle doğrudan doğruya ilişkili olmayan, ama temel ölçüleri ve ana yerleri dinde gösterilmiş olan konulardır.
İbda Diyalektiği -Kurtuluş Yolu -II-, 20 Mayıs 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
İBDA Diyalektiği
Çatışma durumunda tarafların hedeflerine atfettikleri değer ve hedeflerin birbiriyle bağdaşabilir olma özelliği çatışma karşısında gösterilen tepkileri belirler. Bu özellikler doğrultusunda çatışma çözmeye yönelik beş temel yaklaşım tanımlanmıştır: Gerileme, çatışma ortamını terk etmektir. Bunun maliyeti yüksek olabilir, çünkü sahaya çıktıktan sonra maçı oynamayı reddedip oyundan atılmaya benzer. Ya da çözümü şansa bırakmaktır. Bu yaklaşımı benimseyenler ise açıkça dile getirmeseler de aslında çatışmayla yüzleşmektense bedelini ödemeye razıdırlar. Yok sayma, olayın üstünü örtmek ve sanki her şey yolundaymış gibi davranmaktır. Bazen bir üçüncü şahısla birlikteyken bu stratejiye başvurulur. Bu yöntem çoğunlukla geçici bir yaklaşım olarak değerlendirilir ve farklı bir stratejiye (genellikle zorlamaya) geçmeden önce zaman kazanmak için kullanılır. Zorlama; taraflardan birinin kazandığı, ötekinin kaybettiği bir savaştır. Bu yaklaşıma galip/mağlup ilişkisi ya da kavga da denir. Zorlama, fiziksel güç kullanımına dayanabildiği gibi, yasal ya da gizlice yürütülen bir mücadele de olabilir. Uzlaşma, bir başka deyişle pazarlık, her iki tarafın da bir şeylerden vazgeçip karşılığında istediklerinin hiç değilse bir bölümünü aldıkları bir müzakere biçimidir. Hakemlik yapan bir üçüncü taraf da bulunabilir ve her iki tarafı dinleyerek adil ve eşitlikçi bir uzlaşma sağlama görevini üstlenebilir. Problem çözme, tarafların birbirleriyle değil de çatışmayla yüzleşmeleridir. Her iki tarafı da tatmin edecek yenilikçi çözümler içerir.
Sayfa 207
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kişinin hayatı boyunca zorluk ve sıkıntılarla mücadelesinin kaçınılmaz olması da bireyin istikrarlı gibi görünen iç dengesini ciddi şekilde bozarak o ana kadar "görünmez olan" zayıflıklarını ortaya çıkarabilir ve gecikmiş bir etki ile geçmişte problem olmayan şeylerin bir anda sorun haline gelmesine neden olabilir.
Bugünün insanı, her türlü çılgınlığı denemeye çalışıyor, denedikçe de susuzluğu daha çok artıyor. Tıpkı deniz suyu gibi... Türkiye'deki insanlar evi, mo-derniteyle tanıştıktan sonra unuttular. Şimdi evlere dönmek istiyorlar, fakat dönemiyorlar. Evi tekrar ihya etmeliyiz. Ben matbuattan, günümüz deyişiyle medyadan birtakım haberleri takip ediyorum. Çocuklar neden böyle, ebeveynler neden böyle diye bazı haberler okuyorum. Tüm bu çatışmamız, evi unutma-mızdan kaynaklanıyor. Hâlâ birtakım torunlar, torunların ço-cukları postmodernist akımın maskarası olmuş durumdalar; ama buna rağmen kendi köklerine ve evlerine bağlılıklarını gösteren birtakım simgeleri de üzerlerinde taşıyorlar. Evin ne olduğunu tekrar hatırlayıp evlere dönmemiz lazım; çünkü dışarıda kurguladığımız hayat bize ait değil. Biz dışarıda Ame-rikan hayatı kurguluyoruz ve dahası da bunu fark etmiyoruz.Halbuki biz, evde bir hayat kurgularsak o hayat kesinlikle dışa-rı yansıyacaktır. Böylece biz de kendimize ait bir hayat biçimini toplumsal manada yaşamaya başlarız. Bunun nüvesi, temeli, kökü, tohumu evde atılır.Modern dünyada aile biraz kuşatılmış durumda ve modern kapitalist toplumun dinamiklerinden çok etkileniyor. Ben bu duruma bir tür "taşeron ebeveynlik" diyorum. Anne babanın bizatihi kendisinin yapması gereken işler bile ya bakıcılara ya da öğretmenlere devrediliyor. Her iş için birisi tutuluyor. Hat-ta çocuklara bisiklet binmeyi öğreten kurslar ve hocalar var. Geçtiğimiz yıllarda bununla ilgili bir sunum yapmıştım. Bir ço-cuk bisiklete binmeyi babasından ya da annesinden öğrenerek zenginleşir aslında. Mesele sadece o beceriyi kazanmak değil-dir; o beceriyi ona aktarırken çocukla birlikte zaman geçirmek, aynı anı paylaşmak, o anda derinleşmek, bir yakınlık kurabil-mek ve o birlikte geçirilen demleri çocuğun
Kürdler, kendi ülkeleri Kürdistan'da (Kürdistan ulusal dinamikleri ve coğrafyası parçalanmış parçalı olarak tutularak yönetilebilen Kürdlerin kadim yurdudur.) binyıllardır yaşayan bir halktır. Kürdlüğün tanımında herhangi bir problem yoktur. Yüzyıllardır bütün işgalcilerin uğradığı bir yurttur Kürdistan. Moğol sürülerinden, İskender sürülerine kadar, Osmanlılardan, Arap istilalarına kadar bütün bu bölgenin bu coğrafyanın istilacılarının uğradığı bir uğrak yeridir Kürdistan. "Kürdlük"ün bu temel üzerinde tanımlanmasında en ufak bir problem yoktur. Türkiye'de bir Kürd sorunu yoktur bu anlamda. Kürdler kendi coğrafyalarında, kendi topraklarında yüzyıllardır yaşayan sürekli istilaya uğrayan sürekli katliamlara tabi tutulan bir halktır ve bunun tanımında da en ufak bir tereddüt yoktur.
"Beyin nasıl düşünce üretiyor?" gibi temel bir soruya
Bile bir ma­tematik yanıtı ancak yeni yeni verebilir olduk ve ne kadar doğru yolda olduğumuzu da henüz bilmiyoruz. Yine de insan beyninin zaten insanüstü yeteneklere sahip olduğunu seziyor ve bu sezgiyi araştırılabilir bir hipoteze dönüştürebilmek için sınanabilir doğru soruyu bulmaya çalışıyoruz. Her insan beyni-zihni, günümüz ve geçmişte toplumlarımızı, kültürlerimizi ve fiziksel ortamlarımızı inşa eden tüm beyinler-zi­hinler tarafından geliştirilen katmanlarca bilgi ve yaşantı çıktısını enformasyon ağında barındırır. Bu nedenle herhangi bir insandan daha yüksek "IQ"su ve problem çözme yetisi olan algoritmalar ya­ratsak da, onlara kendilerinin daha da zeki versiyonlarını yaratma becerisini versek de insanlarda gözlemlediğimiz "insanüstü zekaya" yani insan zihninin yaşam ağını değiştirip geliştirme zenginliğine onları da eriştirmemiz mümkün olmayabilir. Ayrıca unutmamalıyız ki fiziksel ve kültürel evreni de somutlaştı­ ran ve yaşam haline getiren de beynimiz ve ürünü olan zihnimizdir. Yani yapay zekalı yaşam formları insan zekasını artırabilir ama geçmesi zor olacaktır. Aslında bu noktada bilinçten ve bilincin ne'liğinden bahsetmek gerekir ki henüz bu yetkinliği kendimde bulamadığımdan bu konuyu gelecek yıllara bırakmak zorunda kalıyorum.
Sayfa 54 - Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
Bilim/Felsefe