Montaigne Bir mit, bir efsanedir diyebiliriz Denemeler için. Üniversite sınavına hazırlandığım yıllarda -çok çok eski zamanlarda yani- öğretmenlerimden hep duyardım: "Denemeler’i okuyun. Oradan paragraf soruları çıkıyor." O zaman okumadım. Ancak tam paragraf sorusu yapılacak metinlerle dolu kitap. Üniversite sınavına hazırlanan okuyuculara kitabı bu gözle okumalarını tavsiye edeyim.
Adını çok duysak da hakkında pek bilgi sahibi olmadığımız bir eser Denemeler ve onun yazarı Montaigne. Fransız yazar 1533-1592 yılları arasında yaşamış. Zengin bir ailenin iyi yetişmiş çocuğu olan Montaigne hayatının son 20 yılı sahip olduğu çiftliğe çekilip Denemeler’i yazmayla geçmiş. Montaigne’in hayatında kitaba yeni denemeler eklenerek üç ayrı baskı yapmış.
Denemeler Deneme türünün de mucidi, isim babası Montaigne. Denemeler öyle tutuluyor ki sonra bir tür olarak deneme türü ortaya çıkıyor. Malumunuz deneme yazarın herhangi bir konu üzerine kişisel düşüncelerini samimi bir dille anlattığı yazılardır. Denemenin temel konusu yazarın ben’idir.
Montaigne’in kendine dair düşünceleri, kendinden yola çıkarak hayata, dünyaya insanlara ve edebiyata dair düşünceleri yer alıyor. Kısa yazılar. okuyucuyu sıkmıyor, yormuyor. Şunu da okuyayım diye epey ilerliyorsunuz okurken. Kitap başta insan sevgisi olmak üzere iyimserlik, dayanışma, özgürlük ve okuma alışkanlığı üzerine birçok farklı deneme içeriyor.
Kitaptaki alıntılardan Montaigne çok iyi Latince bildiği görülebilir. Birçok filozoftan şairden alıntılar var. Hatta şöyle ki: Daha önceden vecize olarak duyduğunuz, başka kitaplardan okuduğunuzu hatırladığınız birçok sözün kaynağının Les Essais (Denemeler’in orijinal adı) olduğunu görüyorsunuz. Mesela hep duyduğum "Gideceği limanı bilmeyene hiçbir rüzgarın faydası yoktur". sözü Montaigne’ye ait.
450
Suskunlar İhsan Oktay Anar'ın okuduğum üçüncü kitabı oldu Suskunlar. Okuduğum her kitabında bu kadar ayrıntıyı nasıl bildiğine şaşırdığım bir yazar İhsan Oktay. Ege Üniversitesi Felsefe Bölümünde öğretim üyeliği yapmış, edebiyatımızın önemli postmodern yazarlarından biri. Puslu Kıtalar Atlası, Efrasiyab'ın Hikayeleri, Galiz Kahraman, Tiamat gibi önemli kitaplara imza atmış.
Kapağından anlaşılacağı üzere Osmanlıda padişah 3. Ahmet dönemi müzisyenleri üzerine yazılmış Suskunlar romanı.
Roman, Hacı İskender Efendi'nin, Şeytan (Tağut) tarafından ölümsüzlük vaadiyle kandırılarak diğer musiki ustalarını öldürmesini konu alıyor. Hacı İskender Efendi, son üstat Eflatun'u öldürmeye çalışırken Eflatun'un ikiz kardeşi Davut ile karşılaşıyor ve onunla mücadele etmeye başlıyor. Roman bu mücadeleyi anlatıyor.
Özellikle ilk yüz sayfada kitabı kafamda bir yere koyamadım. Birbirine pek değmeyen, müzik ortak noktası dışında birbirinden bağımsız karakterlerin hikayeleri kısaca verilmiş. Dönemin hayatını şehrini (yani İstanbul'u) uzun uzun anlatan, sonu gelmeyen bahisler... Açıkçası sıkıldım!
Ancak yüzlerden sonra kitap toplanmaya, olaylar bir istikamete yönelmeye, kahramanlar birbirine dokunmaya başladı. Asıl olay da oradan sonra başladı. Puslu Kıtalar Atlası’na bayılmış biri olarak Suskunlara da aynı motivasyonla başladım ancak Suskunlar ikinci bir Puslu Kıtalar Atlası değil!
Böyle bir ifadeyle kitaba haksızlık etmek de istemem. İhsan Oktay'ı bulunmaz yapan anlattığı dönemi çok iyi bilmesi ve bunu esere müthiş canlı bir üslupla yansıtmasıdır. Suskunlar’da Osmanlı Dönemi İstanbul'unu -belki de Konstantinyye demeliyim. Çünkü kitapta böyle geçiyor.- en ince detayına kadar görebiliyorsunuz. Bu gerçekten müthiş bir özellik.
Ve de mizahi dili… Köşenizde sessiz sessiz kitabı okurken ani