"SEVGİLİ BELLA"
"Bir gece karanlığından anlayacaksın beni. Soğuk rüzgarları teninde ve hücrelerinin derinliklerinde hissettiğinde anlayacaksın. Gerçek yalnızlığı bilip tanıdığından anlayacaksın. İnsanların yüzlerine bakıp görmek istediğini göremediğinden anlayacaksın. Ve duymak istediğini duyamadığında... Uzun sessizlikler kulaklarına gerçekleri fısıldamaya başladığında anlayacaksın. Duymak istemeyeceksin, kulaklarını kapatacaksın. Fakat seslerin geldiği o yere hiçbir vakit ulaşamayacaksın. O kadar derinden hissettiğin şeylere dokunmak isteyip de dokunamadığında anlayacaksın."
Eğer eşinizden geriye, sürekli kafanızın içinde sizinle konuşan, size arkadaşlık eden bir iç ses kalsa, ne yapardınız? Sevgili Bella okurken, Teoman’dan Sevi’ye miras kalan tek iyi şeyin bu ses olduğunu fark ediyorsunuz.
Sevi ve Teoman, Güzel Sanatlar Fakültesi’nde tanışıp önce arkadaş, sonra aşık, en sonunda evli bir çift oluyorlar. Sevi eşine derin bir sevgi beslerken, Teoman’ın içinde sevgi eksikliği vardır; bu eksikliğin kaynağı ise onun çocukluk yıllarına dayanır. Ne yazık ki, mutlu görünen bu evlilik, Teoman’ın ani intiharıyla trajik bir sona ulaşır. Sevi, hem sevdiğini kaybetmenin acısıyla hem de cevapsız sorularla baş başa kalır. Teoman’ın ölümünden sonra Sevi, annesinin yanına taşınır ve geçimini sağlamak için evdeki antika eşyalarını satmaya başlar.
İşte tam bu dönemde, üniversitedeki hocası Cüneyit’in aramasıyla hayatına yeni bir kapı açıldı. Hocası, Teoman’la ilgili bilmediği bazı gerçekleri Sevi’ye anlattı ve ona bir günlük verdi. Bu günlük, Teoman’a aitti. Sevi günlüğü okumaya başladığında, bir yandan hayal kırıklığına uğradı, bir yandan da uzun süredir cevap bulamadığı soruların yanıtlarını keşfetti.
Günlüğü okumaya başladıkça Sevi, Teoman’ın gerçek dünyasıyla ve yaşadığı