10/10
·254 syf.··
2026 50. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:53
Tüm hikayeyi bir paragraf ile alıntılamam gerekirse; "Biliyordum ki, Efruz Bey yalnız «şifahi bir muharrir» değil, aynı zamanda şiirsiz meşhur bir şâir, esersiz meşhur bir dâhi, ilimsiz meşhur bir âlimdir. Kanatsız kuş, kanbursuz deve, gagasız leylek gibi bir harika... Ansiklopedik münekkitliğiyle metascientifique icazı da üstüne caba... İlmi de alenen inkâr eder. Bir takımlarının «Tahaddüs» diye lisanımıza geçirmelerine rağmen halkın, muhterem avamın «işkembe-i kübra» terkibiyle tercüme ettiği «intuition» onun tükenmez bir hazinesidir... Önüne gelene: «Ben ilim falan tanımam. Mantık, usul falan hepsi efsanedir! Yaşasın intuition! Her mesele işkembe-i kübra ile halledilir» der. Dünyanın hiç bir tarafında bir eşine daha tesadüf ihtimali olmayan bu kadar orijinal bir dâhinin mektubunu nasıl merakla, nasıl şevk ile, nasıl heyecanla okuduğumu tasavvur ediniz." Okurken oldukça eğlendim; Efruz Bey'i ve dahi diğer karakterleri kah tanıdığım birilerine benzettim, kah hallerine üzüldüm, güldüm. Mizah, hiciv, kinaye... Gönül doyuran bir eser. Efruz Bey Ömer Seyfettin
İnceleme
Efruz BeyÖmer Seyfettin · Bilgi Yayınevi · 19702,017 okunma
10/10
·478 syf.··
2026 33. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:35
İstanbul (Bir Aşk Şehri) İstanbul... Aşkın, ayrılığın, acının ve kavuşmanın hikâyesinin yaşandığı şehir... Hikâye, lise ikinci sınıf olan saf ve dinamik karakterimiz olan Mina'nın başından geçiyor. Bursa'dan İstanbul'a ablasına ziyaret etmek için bir yolculuğa çıkar Mina. Bu yolculuk sadece şehir değiştirmek için değil hayatının akışını da değiştiriyor. Ne olduysa metrobüste tesadüfen karşılaşma sonucunda oldu. Bu klasik ve tatlı tesadüf ablasının komşusu olan Kamer ile ömürlük bir yolculuğun ilk adımı oldu. İstanbul, Mina için hem büyüleyici bir keşif süreci hem de duygusal bir sınava dönüşür. Zamanla iki erkek arasında kalan Mina, dostluk, sadakat ve aşk üçgeninde hayatının en zor seçimlerinden birini yapmak zorunda kalır. Kitap ağır betimlemelerden ziyade gençlerin günlük konuşma diline, diyaloglara ve hızlı ilerleyen olya örgüsüne sahiptir. Anlatım tarzı ana karakterin günlüğünü ölüyormuşum gibi bir his verir. İstanbul Bir Aşk Şehri, özellikle lise yıllarındaki okurlara hitap eden; dostluğu, gençlik aşklarını ve tesadüflerin getirdiği heyecanları İstanbul fonunda işleyen çerezlik bir romandır. Kaderin cilveleri ve türlü tesadüflerle örülü, yüreğimizi ısıtacak bir gençlik hikâyesidir.
İstanbul (Bir Aşk Şehri İstanbul)Tuğba Sayın · Fenomen Kitaplar · 2015502 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 150. kitabı
Merhabalar Bugün sizlere yazardan okuduğum ikinci kitap olan Süper Çocuk Yanık Göz Ve Genç Nolan ile geldim. Uzun süre etkisi geçmeyecek, ters köşesiyle son sayfaya kadar merakını diri tutan bir kitabı geride bıraktım. Gazetecinin, elindeki bir mektubu ulaştırmak için büyük bir çabayla Joliet Hapishanesi’ndeki Genç Nolan’a ulaşma isteğiyle başlayan aslında sadece bir görüşmenin değil, geçmişe açılan kapıların ve iç içe geçmiş hayatların hikâyesi. Başta sıradan bir röportaj gibi görünen bu buluşma, kısa sürede derin bir itiraf zincirine ve duygusal bir yüzleşmeye dönüşüyor. Nolan’ın çocukluğundan yetişkinliğine uzanan süreçte yaşadığı kayıplar, kırılmalar, hayatına giren ve çıkan insanlar onun hem kendisini hem de kaderini şekillendiriyor. Aile bağları, ayrılıklar, yeniden kurulan ilişkiler ve tüm bu süreçte verilen yaşam mücadelesi öyle güçlü aktarılmış ki, okurken kendinizi bir film sahnesinin içinde gibi hissediyorsunuz. Jason’ın hikâyesi ise bu kitapta ayrı bir ağırlık taşıyor. Küçük yaşta ailesini kaybederek başlayan zorlu yolculuğu, onu hem derin bir yalnızlığa hem de içsel bir hesaplaşmaya sürüklüyor. Hayatının farklı dönemlerinde karşısına çıkan insanlar, kimi zaman bir sığınak kimi zaman da yeni yaralar oluyor. Özellikle Yargıç Rager Jason’ın hayatında unutulmaz bir iz bırakıyor. Kitapta yer alan bireyler aslında farklı bir duyguyu temsil ediyor. Riley’nin bıraktığı izler ve yaşattıkları, affetmenin zorluğunu hatırlatırken bazı kişiler ise insana yeniden inanmayı öğretiyor. Yargıç Rager’ın hem yaşadığı trajediler hem de buna rağmen ayakta kalışı, Jason için adeta bir dönüm noktası oluyor. Özellikle aralarındaki diyaloglar... Roman ilerledikçe aslında hiçbir şeyin tesadüf olmadığını daha iyi anlıyoruz. Nolan’ın hikâyesi, ona yüklenen ağır anlamlar ve tüm
Süper Çocuk Yanık Göz ve Genç NolanMurat İsfan Korkmaz · Bengisu Yayınları · 2024164 okunma
Puan vermedi
Bize anlatılan inandırılmak istenen doğrulara bizde doğru demişizdir. Ta ki gerçekleri bir tesadüf ile öğrenene kadar. Neden tesadüf peki? Çünkü doğru bildiğimizi zaten her yönden kabul etmişizdir. Araştırmaya sorgulamaya ne hacet var. Zehra öğretmen doğru inandığı şeylere kendini kaptırmıştır ki acıma duygusunu yitirmiş, babasının ona ve ailesine acımadığına inanmıştır. Babasını,acınması gereken en önemli insanı, hep yanlış tanıdı yanlış bildi. Herkesin Zehra öğretmeni tanımasını tavsiye ederim. Zehra öğretmen bazen bir öğretmenin olması gerekeninden daha fazla acımasızdır. Zehra öğretmeni tanıyarak daha fazla kendi inandıklarımıza, bize söylenen şeyleri daha fazla sorgulayacağımıza inanıyorum. Akıcı ve derin, anlamlı ve insanı sorgulatan bir kitaptı. Zehra öğretmenin hayat hikayesi ve babası ile telafi edilemeyecek pişmanlıkları çok derinden etkiledi.
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,7bin okunma
9/10
·448 syf.··
2026 12. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 22:04
Laurent Gounelle, bu romanda olay örgüsünü ön plana çıkarmaktan ziyade, insanın düşünce kalıplarını, korkularını ve yaşamı algılama biçimini sorgulatan felsefi bir yolculuk sunuyor. Roman, “Hayatımıza giren insanlar ve yaşadığımız olaylar gerçekten tesadüf mü?” sorusunu merkeze alırken, okuru kendi bakış açısını yeniden değerlendirmeye davet ediyor. Yazarın en güçlü yanı, karmaşık psikolojik ve felsefi kavramları son derece yalın, akıcı ama çok katmanlı bir dille aktarabilmesi. İlk bakışta sade görünen cümleler, üzerinde düşünüldükçe farklı anlam katmanları açıyor. Bu nedenle eser, hızlı okunabilen ancak etkisi uzun süre devam eden kitaplardan biri. Başlıktaki “Tanrı daima tebdili kıyafet gezer” ifadesi de romanın temel metaforunu oluşturuyor. Hayatımızı değiştiren insanlar, karşılaşmalar ve hatta krizler çoğu zaman beklediğimiz biçimde değil; sıradan görünen olayların içinde karşımıza çıkıyor. Yazar, dönüşümün büyük mucizelerle değil, fark edilmeyi bekleyen küçük karşılaşmalarla başladığını anlatıyor. Edebi açıdan değerlendirildiğinde eser, klasik bir roman olmanın ötesinde psikoloji ve felsefeyle beslenen bir kişisel dönüşüm romanı niteliğinde. Karakterlerin derinliğinden çok, onların temsil ettiği düşünceler ön planda. Bu yönüyle okuru sürükleyici bir maceradan ziyade içsel bir sorgulamaya davet ediyor. Kitabı bitirdiğimde bende kalan en güçlü düşünce ise şuydu: Belki de hayatımıza giren insanlar gerçekten tesadüf değildir. Kimi bize bir ders vermek, kimi yönümüzü değiştirmek, kimi ise sadece iyi ki var diyebilmemiz için karşımıza çıkar. Bence bu kitap, yalnızca okunacak değil; üzerine düşünülecek ve zamanı geldiğinde yeniden okunacak eserlerden biri.
Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet GezerLaurent Gounelle · Pegasus Yayınları · 20137,5bin okunma
Bir Hayatı Ne Kadar Bilebiliriz?
10/10
·206 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 19:58
"Bir dostunuzun yaşamöyküsünü yazarken, bunu onun intikamını alıyormuşçasına yapmalısınız." Gustave Flaubert, Ernest Feydeau'ya mektup, 1872 S. 6 Alıntının kendisi de çok Flaubertçedir. Yaşamöyküsü yazmak burada sadece birini övmek değil, ona yapılan haksızlıklara karşı onu tüm karmaşıklığıyla savunmak anlamına geliyor. Yani biyografi yazarı, ölü bir dostun avukatı gibi davranmalıdır düşüncesi var cümlenin altında. Julian Barnes'ın Flaubert'e olan yaklaşımını düşününce, bu sözün kitapta özellikle seçilmiş olması da tesadüf değil. Barnes da bir bakıma Flaubert'in "intikamını" almaya çalışıyor. İnsanlar biyografi okurken karşılarında bir insanın hayatını gördüklerini sanırlar. Julian Barnes ise buna itiraz ediyor. Ona göre biz aslında bir hayatı değil, o hayattan geriye kalmış ve yakalanabilmiş birkaç parçayı okuyoruz. Asıl hayat çoktan ağın deliklerinden kayıp gitmiştir. Flaubert'in binlerce mektubu elimizde olabilir ama pencereden dışarı bakarken beş dakika boyunca ne düşündüğünü bilmiyoruz. Bir akşam canını sıkan şeyin ne olduğunu bilmiyoruz. Bir cümleyi neden sildiğini, kendi kendine yaptığı küçük bir şakayı, söylemek isteyip de söylemediği bir sözü bilmiyoruz. Hayatın büyük kısmı sessizce kaybolmuştur. Barnes'ın asıl vurgusu da burada yatıyor. İnsan yaşarken bile kendisini bütünüyle tanıyamazken, öldükten sonra başka birinin onu eksiksiz biçimde tanıyabilmesi nasıl mümkün olabilir? Buna rağmen biyografiler çoğu zaman kendilerinden son derece emin bir tavırla konuşur ve biz de onları okurken karşımızda bütün bir hayat duruyormuş gibi davranırız. Barnes ise bu kesinlik iddiasına kuşkuyla yaklaşır, hatta yer yer onunla alay eder. Çünkü ona göre biyografi, bir insanın hayatı değil, o hayattan kurtarılabilmiş parçaların ustaca bir araya getirilmiş halidir. Asıl hikâyenin büyük
Edebiyat & Roman
Flaubert'in PapağanıJulian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 2000249 okunma