Eflak ve Boğdan’da Osmanlı’nın ahaliyi “sömürüsü”, tartışıldığı üzere iki şekilde gerçekleştirildi; ilk olarak voyvodalar aracılığıyla haraç ödemesine tabi tutmak ve ikincisi, ekonomisi üzerinde tekelci bir yağma sistem tesis etmek.
Tarih
Kur'an ya bir Arap tarafından, ya Arap olmayan biri tarafından, ya Hz. Muhammed tarafından veya Tanrı tarafından 'yazılmıştır. Argümanı şöyle özetleyebiliriz: 1. Kur'an edebî ve dilsel nitelikleriyle insanlığa meydan okur. 2. 7. asır Arapları, Kur'an'ın edebî nitelikleriyle yarışabilecek en kabiliyetli insanlardı. 3. 7. asır Arapları, Kur'an'ın hitabını aşan bir eser ortaya koymakta başarılı olamadılar 4. Alimler ve uzmanlar Kur'an'ın taklit edilemez bir 'kitap' olduğuna tanıklık ettiler. 5. İlmi/bilimsel olmayan tanıklıklar makul değildir, çünkü tesis edilmiş arka plan bilgisini reddetmişlerdir. 6. Dolayısıyla (1'den 5'e kadar olan maddelerden çıkarı-yoruz ki), Kur'an taklit edilemez, eşsizdir. 7. Kur'an'ın taklit edilemezliği; bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından, Hz. Muhammed Tanrı tarafından yazılmış olmasıyla açıklanabilir. veya 8. Bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından veya Hz. Muhammed tarafından yazılmış olamaz. Bunlara göre, en iyi açıklama Kur'an'ın Tanrı'dan gelmiş olmasıdır. (2. Maddenin açıklaması)Alim Taki Osmani , "belâgat ve hitabet onlar için bir can damarı idi" Şairlerin hayatlarını yazan ve 9. asırda yaşamış olan el-Cumâhi, "Şiir, Arapların bütün bilgilerinin birikimi ve sahip oldukları ilim ve irfanın en büyük pusulası idi; işlerine şiirle başlar ve şiirle bitirirlerdi. (... Arap kabi-lelerinden birinde bir şair yetiştiğinde, diğer kabileler tebrik etmek için gelirlerdi, şenlikler hazırlanır, kadınlar çalgıların etrafında düğünlerdeki gibi bir araya gelir, yaşlı ve genç erkekler de bu güzel haberin keyfini çıkarırlardı. Araplar iki halde bir-birlerini tebrik ederlerdi; iri bir çocuğun doğumunda, diğeri ise aralarından bir şair yetiştiğinde. 9. asır alimlerinden İbn Kuteybe, Arapların gözünden şiiri şöyle tarif
Sayfa 319·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bugün yüzlerce yıl evvel Ehl-i beyt'in kanıyla sulanan topraklarda, Filistin'de, Yemen'de, Myanmar'da, Afrika'nın ücra bölgelerinde mümin kanı akmaya devam ediyor. Alem-i İslâm ise daha kendi içerisindeki zulümleri engelleyemezken zalimlerin katliamına "dur" bile diyemiyor. Daha kendi evinde ailesinde adaleti tesis edemeyen müslüman, yalnızca sokaklara çıkıp protesto gösterisi yapıyor. Birkaç saat slogan atıyor, bayrak sallıyor, özçekimleri sosyal medya hesabından paylaşarak vicdanını rahatlatıyor. Hashtag'lere destek vererek sözüm ona bir hançer de o saplıyor zulmün kalbine! Sonra daha fazla kazanmak için, hız ve haz üzerine kurgulanmış hayatı tüm pervasızlığıyla yaşamaya devam ediyor.
İslam hukûku, insanı hem bireysel hem toplumsal anlamda korumaya yönelik kurallar koyar: can güvenliği, mal güvenliği, neslin korunması, dinin ve aklın korunması! Allah'ın kanunları, suçu yalnızca cezalandırmakla kalmaz; suçun kökünü de kurutacak şekilde toplumsal düzeni tesis eder. Çünkü gerçek adalet, insanların sınıfına, zenginliğine, statüsüne göre değişmez; Allah'ın ölçüsüne göre sabittir!!! Her infialde "idam, idam" demek yetmez o darağacını kuracak sistemi inşaa etmek üzerimize farzdır
Ona bütün sorabileceğim, bizim için doğru olanın Tanrı için de doğru olduğunu nasıl bildiğidir, Tanrı'nın bizim arşınımıza göre ölçülebildiğini nasıl bildiğidir, sadece bizim âdetlerimize, bizim düzensizliklerimize çare olması için tesis edilen, bizim yasa ve âdetlerimizin, Tanrı'nın mutlak gücünün bölümlerine de uygulanabileceğini nasıl bildiğidir. Bu konuda sizin Kilisenizin Pederlerinin gayet ilahi olarak verdikleri cevapları geçeceğim, ama şimdiye kadar gizli kalmış bir sırrı açıklayacağım: Biliyorsunuz ki ah oğlum, topraktan bir ağaç, bir ağaçtan bir domuzcuk, bir domuzcuktan da bir insan olur. Doğadaki tüm yaratıklar daha kusursuza doğru yöneldiklerine göre, insan özü dünyada hayal edilebilecek en güzel karışımın sonu ve hayvanlar âlemi ile melekler âlemi arasındaki tek bağ olduğu için bütün bu yaratıkların insan olmaya iç geçirdiklerine sizi inandıramaz mıyız? Bu başkalaşımların meydana gelmesini inkâr etmek doğrusu ukalalık olur. Bir elma ağacı fidanının sıcaklığının, tıpkı bir ağız gibi çevresindeki çimi emip hazmettiğini; bir domuzcuğun bu meyveyi tüketip onu kendisinin bir parçası yaptığını; bir insanın domuzcuğu yiyerek bu ölü eti ısıtıp kendisine kattığını ve bu hayvanı çok daha asil bir tür içinde yaşattığını görmüyor musunuz? İşte başında külahıyla gördüğünüz şu piskopos da altmış yıl kadar önce bahçemdeki bir tutam ottan başka bir şey değildi. İmdi, Tanrı tüm yarattıklarının ortak babası olarak hepsini eşit derece-de sevdiği için, Pythagoras'ınkine göre daha mantıklı bu ruhgöçü açıklamasıyla, tüm duyu sahibi olanlar, tüm topraktan yetişenler ve tüm madde insana dönüştükten sonra Kıyamet gününün geleceğine ve orada bütün peygamberlerin felsefelerinin sırlarını açıklayacaklarına inanmak daha fazla ikna edici değil midir?"
Ferdî ve içtimaî ibdaları tesit ederken daima şuurlaştırılması gereken biricik kaygı; beylik bir edebiyat klişeciliğine düşmemek, böylece eserin dışında kalmamaktır. Pencereye sancak, kapıya fener, duvara vecize, taka defne dalı asmak ve gündelik gazeteye alışılmış tesit fıkraları karalamak kolay iş! Zorluk; fevkaladeliğine inandığımız hadiseyi her kutlayışımızda onun yeni bir maktaını bulmakta, delaletine yeni bir kanal açmakta. Cumhuriyet bir idare şeklidir ve basit bir tesis. Kıymet, onu doğuran sebepler ve zaruretler aleminde. Bizde onu milli kurtuluş hareketi doğurdu. Onun içindir ki bizde Cumhuriyet; anası olan mucize çapındaki hamlenin üstün kanunlarına bağlanmak, onu ananeleştirmek, ona layık, ona hayran, ona varis kalmak borcu altındadır. Bütün bilgisi ve bütün aletleriyle Garbın artık tasfiye ettiğine inandığı bir tarih ve toprak soyunu, mekân sahasında hayata kavuşturan büyük hamle; şimdi kendisine eş bir davranışla zaman sahasında da bizi fatihliğe davet etmekte. Boşlukta işgal ettiğimiz yer mekânımız; bu yeri dolduran, ifade de zamanımızdır. Mekânı toprak, zamanı eser temsil eder.
Sayfa 134 - Haziran 2010, “16'INCI YIL”, b.d.y·Kitabı okudu
Çerçeve