Buraya ne geldin,iki gözüm,
bütün bunları ne söylersin bana?
Bilmiş ol, yapacağım her dediğini,
hadi yaklaş bana, sarılalım birbirimize,
bir ancık da olsa ağlayalım doya doya.
Böyle dedi, uzattı dost ellerini,
ama hiçbir şey tutamadı eliyle,
ruh gibi kaçmıştı bir duman gibi
yerin altına, ıslık çala çala.
Dış dünyaya durmaksızın gülümseyen yüzümü gösterirken, iç dünyam ölüydü. İşte bu, bin derdi tek bir saç teliyle taşımak gibi, yağa ter karıştırmak gibi bir çabaydı.