İnsan hayatın bu son günlerinde en bilgece sözlerin söylendiğini, vasiyetlerin bırakıldığını, her şeyin özünden söz edildiğini düşünür... Ama acı her şeyi süpürüp götürüyor. Bezler, uyuşturucu bantlar, yatıştırıcı haplar, üzerine kan sızmış çarşaflar arasında dünya hakkında bilgelik ve zarafetle düşünmek mümkün değil. Bazen düşünüyorum da acı, en somut fiziksel acı, dünyadan ayrılmamızı kolaylaştırmak için gönderilmiş olmalı. O korku dolu saatlerde en korkunç olayı düşünmemek için. Asıl mesele şuradaki sıkışma, parçalanma, kemiğin iliğine saplanan o keskin sancıyla baş etmektir (bu aşamadaki metastazlı kemik acısının en dayanılmaz ağrılardan biri olduğu söylenir), içine işleyen o bıçağı biraz da olsa köreltmektir. Ve insan kendine şöyle der — böyle acı çekmektense iyisi mi şimdi, hemencecik öleyim. Acının fiziği, insanı ezici boşluktan ve yüz yüze geldiği ölümün o metafizik hiçliğinden kurtarır.