Pusula

Pusula
@theoverthinker
İflah Olmaz Bir ASOSYALİM : Yaşamak zorunda bırakıldığım bu son derce garip gerçek dışı dünya sanki hasta bir beynin ürünü kötü bir fantezi.
LİSE
İSTANBUL
İSTANBUL, 3 Aralık
1067 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Susan Sontag, Metafor Olarak Hastalık’ta kanser teşhisi söz konusu olduğunda, tuhaf bir “eveleyip geveleme politikası”ndan söz eder. Kanserin, örneğin kalp krizinden farklı olarak, iğrenç, uğursuz, insan önünde anılmamasını gerektiren bir yanı var sanki. Kanser hastasının mitolojisi yoktur, kanserden ölmenin romantizmi yoktur. Bakışlar üzerinden kaçırılır. Hastalık sizi içten fetheder, yiyip bitirir. Sadece saydam derinin altından beliren kemikler kalır. Verem hakkında şiirlerimiz ve Büyülü Dağ’ımız var, ama kanser için bir büyülü dağ yok. Kanserin büyüsüz dağı.
Sayfa 80 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Babam aramızdan ayrılırken dünya, tabii ki, bundan habersiz ve bizim kişisel trajedilerimizle ilgilenmiyor, hayat devam ediyor. Sokakta insanlar beni durduruyor, bir şeyler için tebrik ediyor. Birkaç etkinlik ve söyleşi daveti alıyorum. Reddetmeyeceksin, diyor babam yine tereddüt ettiğimi hissederek. Gidiyorum. Kendimi toparlamaya çalışıyorum. Konuşmaların birinde aniden babalar ve çocukluk konusu açılıyor. Boğazımın düğümlendiğini, sesimin inceldiğini hissediyorum, masanın üzerindeki su şişesinden uzun uzun içiyorum...
Sayfa 75 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Yaşamın büzüşmesi. Bedenin güçten düşmesinin, teslim olmasının farklı aşamaları olur. Gün be gün farklı bölümler pes eder. Artık ayaklarımı hissetmiyorum diyor. Sağ bacağımın dizden aşağısını hissetmiyorum. Sol ayağım. Kollarına, bacaklarına, göğsüne, sırtına, çıkıntılı sivri kemiklerine faydasız merhemler sürüp ovalıyorum. Bulmaca çözmeye devam ediyoruz. Artık ne sesi ne de gücü var. Sadece kelimeleri eliyle havaya yazıyor. En sonunda dayanılmaz bir acı olur, hayatın kendini hayattan koparan.
Sayfa 72 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
İnsan hayatın bu son günlerinde en bilgece sözlerin söylendiğini, vasiyetlerin bırakıldığını, her şeyin özünden söz edildiğini düşünür... Ama acı her şeyi süpürüp götürüyor. Bezler, uyuşturucu bantlar, yatıştırıcı haplar, üzerine kan sızmış çarşaflar arasında dünya hakkında bilgelik ve zarafetle düşünmek mümkün değil. Bazen düşünüyorum da acı, en somut fiziksel acı, dünyadan ayrılmamızı kolaylaştırmak için gönderilmiş olmalı. O korku dolu saatlerde en korkunç olayı düşünmemek için. Asıl mesele şuradaki sıkışma, parçalanma, kemiğin iliğine saplanan o keskin sancıyla baş etmektir (bu aşamadaki metastazlı kemik acısının en dayanılmaz ağrılardan biri olduğu söylenir), içine işleyen o bıçağı biraz da olsa köreltmektir. Ve insan kendine şöyle der — böyle acı çekmektense iyisi mi şimdi, hemencecik öleyim. Acının fiziği, insanı ezici boşluktan ve yüz yüze geldiği ölümün o metafizik hiçliğinden kurtarır.
Sayfa 71 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Çocukluk dikeydir. Yukarı doğru büyürsün, boyun bahçedeki güller kadardır, herkes sana her yıl ne kadar büyüdüğünü tekrar edip durur, baban seni havalara kaldırır, parmak uçlarında yükselirsin her şey kıpır kıpır hayat ve hareket doludur, yatmak istemezsin, ancak zorla yatarsın. Yaşlılık yataydır. Azıcık dinlenelim, öğlenden sonra uzanalım, kanepeye şöyle bir uzanacağım sadece, çünkü belim. Yaşlılık uzun süreli, beklide sonsuz bir yataylığa alışmaktır.
Sayfa 130 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat