Esra

8/10
·392 syf.··
2023 13. kitabı
Adına vurulup nedir ne değildir hiç bilmeden yıllarca listemde tuttuğum ve aynı bilmemezlikle alıp okuduğum ender kitaplardan Yalnız Bir Avcıdır Yürek. Ama haksız mıyım, bu nasıl bir kitap ismidir? İsmiyle uyumlu bir hikâyesi var romanın. ABD'de küçük bir kasabada yaşayan birkaç "yalnız" insanın onları dinleyen ve onlara göre kendilerini tek anlayan kişi olan Bay Singer'a dertlerini, hayallerini, görüşlerini anlatması üzerine şekilleniyor roman. Bu insanların ortak noktası Bay Singer tarafından anlaşıldıklarını düşünmeleri, âdeta yalnız bir avcı gibi yürekleri bu sağır ve dilsiz adama bağlanıyor çabucak. Halbuki o da yalnız, onun da anlaşılmaya ihtiyacı var ve onu tek anlayan (ya da kendisinin öyle sandığı) dostuyla da yollarını ayımak zorunda kalmış. Yani aslında romandaki herkes kendisiyle o kadar meşgul ki karşısındakini duymaya veya anlamaya çalışmıyor. Yine de anlaşılmayı bekliyorlar. Birbirleriyle konuşamıyorlar çünkü kendilerini aşamıyorlar. Yazarın yalnızlık mefhumuna bu bakışını vok sevdim. Bir sürü yalnız insan bir araya gelince yalnızlıklar giderilmiyor, hiçbir şey değişmiyor. Mesela kitabın bir noktasında Bay Singer birkaç günlüğüne seyahate çıkıyor, onun yanına gelip de onu orada bulamayan müdavimler birbirleriyle konuşmak yerine oradan ayrılmayı seçiyorlar. Kitabın sonlarına doğru Doktor ve göçmen adam konuşacak gibi oluyorlar ama kendi fikirleriyle o kadar hemhâller ki karşı tarafı dinlemiyorlar bile, en sonunda da ateşli bir kavgaya tutuşup bir daha asla konuşmamak üzere bitiriyorlar muhabbeti. Zaten aslında Bay Singer'ı bu kadar sevme sebepleri Bay Singer'ın sağır ve dilsiz oluşu; yani onlara cevap veremiyor, akıl vermiyor, kendi sıkıntısını ya da kendi fikrini anlatmıyor oluşu. Yazar olabildiğince farklı insanlara yer vermiş ve bubu doğal akışı
Yalnız Bir Avcıdır YürekCarson McCullers · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024837 okunma
Reklam

Esra

, bir kitap okudu
8/10
·392 syf.··
2023 13. kitabı
Carson McCullers
7.6/10 · 837 okunma
6/10
·216 syf.··
2023 12. kitabı
6.5/10 Zeynep Kaçar'ın Kabuk kitabını üç-dört yıl önce okuyup epey sevmiştim; olay örgüsü bazen aşırıya kaçsa da etkileyici kurgusu ve üslûbuyla çok zevk vermişti. Yalnız'da da olay örgüsü ile ilgili ikna olamadığım yerler var ama bu kez o kadar etkileyici bir anlatım olmadığı için görmezden gelemedim sanırım, bu da kitaptan aldığım zevki biraz baltaladı. Yine de kötü bir roman değil; konusu, değindiği yerler, karakter yine etkiliyor insanı ama... Nedir bu "ama"? Öncelikle yukarıda da bahsettiğim gibi; olay örgüsündeki "fazla" şeyler beni hep iter. Belki bu bakış açım sığ ve haksızdır çünkü aslında hayatta da çok absürt şeyler olmuyor değil, ama en azından daha nadir olduğunu kabul edebiliriz bence. Şöyle şeyler mesela; karakterin sarhoş olup kendini kaybettiği bir gün clubta şarkı söylemesi ve bunu birinin çekip internete yüklemesi, bu videonun inanılmaz izlenmesi (ki bu olabilir, her hafta bir şeyler viral oluyor ama işte sonraki hafta bir yenisi gelene kadar konuşuluyor, aksi çok nadirdir), menajerlerin karakterimizin peşine düşmesi, ve ne tesadüf ki yeni taşındığı yerde iletişim kurduğu kişilerin de gazeteci olması, dolayısıyla hemen bir röportaj ayarlanması... Üstelik yazarın kitabın içinde vurguladığı "Seçimlerimizi yaşarız" minvalindeki mottosunu da alaşağı eden bir şekilde karakterimiz yine bir şarkıcı olmayı kendi seçmiyor, buna sürükleniyor birtakım tesadüflerle? Neyse, bu çok da önemli bir kısım değil aslında. Kitabın eğildiği asıl mesele ülkenin giderek sekülerlikten uzaklaşmasına paralel olarak sayıları artan tarikatlar ve bu tarikatların bir ülkeyi dönüştürdüğü gibi kadınları da dönüştürmesi. Hatta direkt arka kapaktan bir alıntı bırakayım: "Zeynep Kaçar bir kadınla bir ülkenin aslında ne kadar benzediğini gösteriyor. Kimliğinden koparılıp görülmez
YalnızZeynep Kaçar · Doğan Kitap Yayınları · 20211,607 okunma
7/10
·656 syf.··
2023 11. kitabı
John Steinbeck'in kendisinin en sevdiği, hatta "Daha önce yazdığım bütün kitaplar bu kitaba hazırlıktı" diye nitelendirdiği, birçok eleştirmene göre yazarın başyapıtı olarak görülen bir romana ne hadsiz bir puanlama benimki, değil mi? Ama sebeplerim var. Öncelikle kitabın çok emek verilerek, âdeta bir ömre sığdırılarak yazılmasını hem takdir ettim hem de okurken bunu hissedebildim ama benim genel olarak üzerine fazla çalışıldığı belli olan kitaplarla pek de uyuşamama gibi bir huyum var. Burada da Habil ve Kabil alegorisi üzerinde o kadar fazla durulmuş ki bu kadarı da fazla mı diye düşündüm ne yazık ki. Her şey fazla planlı, fazla "temsil" gibiydi. Aron'ın Adam'a, Caleb'in Charles'a ve Cathy'e benzeyişini isimlerinin baş harfiyle bile desteklemeye gerek var mıydı mesela? Ama beni kitapta asıl rahatsız eden şey Cathy karakterinin âdeta kadın suretine bürünmüş bir şeytan oluşuydu. Salt kötü olmasından da öte; içinde saf iyilik olan karakterlerin Cathy'i görünce, bakın onunla konuşunca ya da vakit geçirince falan değil, direkt görür görmez ondan rahatsız oluşu, ondan neredeyse fantastik bir öyküdeki insan dışı bir varlıktan bahseder gibi bahsetmeleri inanılmaz rahatsız etti beni ve şöyle bir yorumlara göz gezdirdiğimde gördüğüm "kötülerin gerçekçi resmedildiği" övgüsüne hiç dahil olamadım, hatta romanda ne zaman Cathy'den bahsedilse veya Cathy'li kısımları okusam üstüne kutsal su serpesim geldi, çünkü tam olarak şeytan tasvirindeydi karakter. Hiçbir gerçekçiliği yoktu. Yanlış bilmiyorsam John Steinbeck bu karakteri yazarken eski karısına olan öfkesinden beslenmiş, eğer bu gerçekse o kadının yazardaki imajı hiç sağlıklı değil. Kitap yazmadan önce bir terapiye göründeydi keşke. Bu arada; kötülük illa travmayla, yaşanmışlıkla filân açıklanmalı gibi bir isteğim de yok,
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma