Bu anıların bir tanesinde bile onu önemli biri olarak algılamıyordum. Yani, o anları yaşarken algılamıştım, ama şimdi tekrar düşündüğümde değil. Artık ölmüş olduğu için durum farklıydı. Ölümün içinde o her şeydi, doğal olarak, ama ölüm zaten her şeydi, çünkü hafifçe çiseleyen yağmurun altında yürürken bir alana varmış gibiydim. Ve bu alanın dışında kalan şeylerin hiçbir anlamı yoktu. Görüyordum, düşünüyordum, ve sonra gördüğüm ve düşündüğüm şeyler arka planda kalıyordu, geçerliliğini yitiriyorlardı. Hiçbir şey geçerli değildi. Sadece babam, ve onun artık ölmüş olduğu gerçeği; geçerli olan tek şey buydu.
Hakkındaki yorumlar çok uç olmasına rağmen daha kitaba başlamadan benim iki uçta da yer almayacağımı biliyordum; çoğu şey abartıldığı kadar değildir benim gözümde çünkü. Öyle de oldu. Ne çağdaş edebiyatta çığır açan bir eser olarak gördüm ne de değersiz, boş bir eser olarak.
"Konusu yok, hiçbir şey anlatmıyor." diyenlere asla katılmıyorum, bana göre her şey bir romanın konusu olabilir; dilerse mutfaktan salona gittiği süreci de roman olarak yazabilir bir yazar. Ben sıradan bir insanın sıradan "kavgalarını" okumaktan oldukça zevk aldım. Yazarın kendisinin sözlerini yazayım hatta:
"... ayrıca öğrenmiştim ki hiçbir istediğimizi elde edemediğimiz, her şeyin gücümüz ve yeteneklerimizin erişiminin dışında kaldığı bu aptalca önemsiz hayatlarımızın bu dünyada bir yeri vardı" syf 368
Evet, kesinlikle hepimizin sıradan, sıkıcı, önemsiz hayatlarının bu dünyada bir yeri var, üstelik bu, önemsiz bir yer de değil. O yüzden herkesin hayatında anlatmaya değer bir şeyler muhakkak vardır, yeter ki anlatmayı sevelim, bilelim. Karl Ove en basit anısını dahi okunabilir kılacak şekilde, dürüstçe ve edebiyatın alametifarikasından ödün vermeyerek yazmış. Kronolojik bir sırada ilerlemiyor okuduğumuz anılar ve bazen gerçekten fazla detaya boğuluyoruz ama o detaylardan oluşuyor aslında hayat; ve Karl Ove bize bütün bir hayatını anlatmayı vadediyor. Bu vaadi de karşılıyor.
Okuduğum için oldukça memnunum, seriye devam edeceğim.
KavgamKarl Ove Knausgaard · Monokl Yayınları · 2025604 okunma