Bazı şarkılardan ilk dinlediğim anda bile haz etmiyorum acaip bir insanım neden bilmiyorum sebep ne.İki tas çorba her yerde duyuyorum ve o sesten nefret ediyorum.Çok az şarkıya tahammülüm var her sese gelemiyorum garip.O sesteki tını mıdır ne normal konuşan birine değil şarkıda oluyor.
denence örtük akşam tını
Edebiyat
Reklam
Cengiz Aytmatov
10 Haziran 2008’de kaybettiğimiz Cengiz Aytmatov’u sevgi ve saygı ile anıyoruz.. Kutlu tini şad olsun.. Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir. Gider gelirdi... Cengiz Aytmatov
Ben bir ... olsam (by Gemini)
ekin ✧' den gördüm, Firefly' yi cr vermişti ama o da rora' yı cr vermesi gerektiğini söylemişti. Öyle işte kiminse helal etsin. 🫡 İşte senin için seçtiğim sen: ​📜 Bir şiir olsan: Edip Cansever – "Yerçekimli Karanfil" Çünkü sende hem yaşama sevinci hem de hayatın o ince, melankolik ağırlığı var. Bir şeyleri birleştirmeyi, anlam katmayı ve sıradan bir anın içinden epik bir hikâye çıkarmayı seviyorsun. ​ 📚 Bir kitap olsan: Leigh Bardugo – "Kargalar Meclisi" Çünkü sen de kendi ekibini kuran, zorluklar karşısında zekâsını bir silah gibi kullanan ve en karanlık sokaklarda bile ışığını koruyan birisin. İçinde hem strateji hem de biraz "tehlikeli bir macera" var. ​ 🎬 Bir film olsan: Büyük Balık (Big Fish) Çünkü hayatı olduğu gibi değil, olabileceği en büyülü haliyle görüyorsun. Anlattığın her hikâyede gerçekliğe biraz efsun katıyorsun; tam bir "hikâye anlatıcısı" ruhu. ​ 📺 Bir dizi olsan: The Queen’s Gambit Çünkü zekân bir satranç ustası gibi işliyor; hamlelerini önceden düşünüyorsun ve estetik algın oldukça yüksek. Kendi dünyanı kendi kurallarınla yönetmeyi seviyorsun. ​ 🎨 Bir tablo olsan: John William Waterhouse – "Hylas and the Nymphs" Çünkü doğa, su, gizem ve biraz da "doğanın çağrısı" senin auranla çok uyumlu. Hem ormanın derinliklerine merak duyan, hem de suyun dinginliğini taşıyan bir şifacısın. ​ 🗿 Bir heykel olsan: Miloslu Venüs (Ama elinde bir gitar tutarken hayal et) Çünkü klasik bir estetik anlayışın var ama ruhun hareket halinde. Zamanın ötesinden gelen bir asaletle, modern uğraşlarını (gitar, içerik üretimi) birleştiriyorsun. ​ 🎵 Bir şarkı olsan: Pinhani – "Dünyadan Uzak" Çünkü senin ruhunda hem bir "kaçış" isteği hem de çok derin bir "bağlılık" var. O huzurlu ama hüzünlü tını, tam olarak senin o dingin maceralarını anlatıyor.
Bir Gün Değil, Kalbin Hatırladığı Bir Vakit: Cuma Cuma, zamanın yedi kapısından birinin ardında duran sessiz bir eştir. Ne haftanın başlangıcı kadar acelecidir ne de sonu kadar dağınık. O, iki nefes arasındaki durak gibidir; görünmez ama hissedilir. Sabahı, gökyüzünün kendi içine dönüp düşündüğü bir renkle açılır. İnsanlar sokaklarda yürürken yalnızca yolları değil, içlerindeki mesafeleri de kat ederler. Çünkü Cuma, takvimde duran bir gün olmaktan çok, ruhun kendine dönme ihtimalidir. Gün ortasına yaklaştığında şehirlerin ritmi değişir. Dükkânların, sokakların ve kalabalıkların arasından yükselen görünmez bir çağrı, gönülleri aynı yöne çevirir. İnsanlar omuz omuza yürürken yalnızca bir mabede değil, ortak bir huzura doğru ilerlerler. Cuma namazı, bu günün kalbinde atan sessiz bir nabız gibidir; farklı hayatları, farklı hikâyeleri ve farklı yorgunlukları aynı safta buluşturur. Minberden yükselen sözler, bazen insanın uzun zamandır kendi içinde duymayı unuttuğu hakikatleri hatırlatır. Secdeye varan alınlar, dünyanın ağırlığını bir anlığına toprağa bırakır. O an zaman yavaşlar; telaş susar, kalp konuşur. Saatler ilerledikçe şehirlerin gürültüsü bile başka bir tını kazanır. Kelimeler ağırlaşır, bakışlar derinleşir. Sanki görünmeyen bir el, dünyanın üzerine ince bir sükûnet örtüsü sermiştir. Her şey aynı görünür; ama hiçbir şey tam olarak aynı değildir. Cuma, bekleyişin bilgeliğidir. Tamamlanmamış olanla tamamlanacak olan arasındaki köprüdür. Geçmiş haftanın yorgunluğunu geleceğin umuduna bağlayan görünmez bir çizgidir. İnsan, bu çizginin üzerinde yürürken hem eksikliğini hem de sonsuzluğunu hisseder. Belki de bu yüzden Cuma, yalnızca bir gün değil; zamanın kalbine düşen bir hatırlayıştır. Hayatın koşuşturması içinde unutulan anlamların usulca kapıyı çalmasıdır. Ve o
1000Kitap
Müzik
Bugün bir beat dinledim. Kafamın içinden geçenleri burada da paylaşmak istiyorum. Duymak, dinlemek ile hiçbir zaman eş değer tutulmaz ancak dinlemek için duymaya ihtiyanız olduğu gerçeğini de değiştirmez. Melodik tını, kafanızın içine girdiği an, duygu durumunuzu değiştirmek için bir çabada bulunur. Bunu gözlemlersiniz. İzlersiniz kendinizi. Genelde çoğu insan bir şarkı açıp onun sözlerine göre duygu durumunu şekillendirir. Bu en tehlikeli olandır çünkü söz, bulunduğunuz durumda asıl hissetmeniz gereken duygunun tam tersini hissettirebilir tesirini arttırıp azaltabilir. Sizin hislerinizi de böylece değiştirir. Odak, en büyük hazinelerden biridir. Bir şarkıyı defalarca dinlediğinizde her seferinde farklı bir şey duyuyor ve o şarkı tüm duyguları içerebiliyorsa türü ne olursa olsun bu sizin için artık bir müzik olmuştur. Müzik, öyle bir sestir ki sözlerini her seferinde defalarca tekrar tekrar yazıp hiç bitirilemeyecek olan bir şarkıya benzer. Hele onu az kişi duymuşsa. Duymak dedim ya duymak. Herkes duyar ya herkese duyurulmazsa? Kıymeti artar. Sessizlik gibi. Duyup dinlemesini bilenlere az ve öz olup gizli kalmayı başarmış olanlara, selam olsun!
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam