Yakın Uzaklıklar
10/10
·72 syf.··
2026 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 12:58
Ve bugün biliyorum ki yine de konuşmalıydım, cesaret edip söylemeliydim: Hayır, anlamıyorum ama anlamak istiyorum, anlamam lazım, demeliydim. Belki anlamamanın hiçbir şeye engel olmadığını, onunla olmak istemeye engel olmadığını söylemeliydim; birlikte söylenmesi gerekenleri söylemenin yollarını arardık, o an olmasa da başka bir anda elbet ortaya çıkıverirlerdi, işte hepsi bu kadardı, bizi engelleyen şeyin karşısında aptal gibi titremek yerine, her şeyi olduğu gibi söylemekle başlamalıydık. (s.50) Birkaç kez alıntısına denk gelip beğendiğim ve kitapçıda görür görmez almalı ve hemen okumalıyım hissi vermişti bu kitap bana, belki de adı bende bu duyguları uyandırdı. Çekirdek bir aile ve az sayıdaki akrabalardan oluşan bir çevre var kitapta. Ailesiyle yaşayan, hayata çok tutunamayan, iç dünyası çok katmanlı ve anlaşabileceğine inancı olmayan biri ana karakterimiz genç delikanlı Luc. Bazı sevgiler, bazı duygular, bazı cümleler zamanında dile dökülmüyorsa, bazı çatışmalar hiç yaşanmıyorsa insan hep yarım kalır. Luc için herkes için hayata veda edecek somut nedenler yoktur belki ama insanın her şeyden vazgeçmesi için biriken olmamışlıklar, suskunluklar, dev gibi boşluklar, çatlaklar vardır. Geç kalınmışlıklar vardır. 72 sayfalık bir günde bile bitebilecek kitabı gerçekten bile isteye yavaş okudum. Yolculuğum Luc ile devam etsin istedim. Ondan sonra kalanların mücadelesini azar azar okumak istedim. Hızlı geçişlerle herkesin ağzından kendi penceresini anlatmaya çalışması da kitabı okurken hoşuma gitti. Sakin bir tarzı olan bu kitap benim için çok güzeldi. Tavsiye edebilirim.
Onlardan UzaktaLaurent Mauvignier · Sel Yayıncılık · 2026145 okunma
10/10
·176 syf.··
2026 2. kitabı
*Metin içeriğine dair olaylardan bahsederek okuma zevkini kaçırabilecek unsur uyarısı * Léa, 50 yaşında hedonist, görmüş geçirmiş, usülleri ve kültürü olan soylu bir kadındır. Kendini diğerlerinden ayırdığı benzer özellikler taşıyan anasının gözü kadınlarla gündem ve gösteriş alışverişi yaparlar. Bu kadınlardan birinin oğlu olan 25 yaşındaki Chéri’yle altı yıl birliktelik yaşarlar. Bu birliktelik sırasındaki iletişimleri ego savaşları gibidir. Léa hep Chéri’sini öğütleri ve öğretileriyle; neyi nasıl yapması gerektiğini deneyim farkını kullanarak üstünlük taslayarak çiğner. Léa her zaman çok anlayışlı ve kibardır da. Güzelliğinin farkında olan Chéri ise buna karşılık hayata dair üstün öğretiler kazandığına inanmaktayken gençliğini yakmaktadır. 19 yaşından 25’ine kadar Léa ile geçirmiş olduğu zamanı güzel bir genç kadınla evlenerek sonlandırdığını düşünürler. Fakat o sırada yavru ceylanıyla tanışan tazı kendini üç aylık bir depresyona sürükleyecektir. Hikayenin sonunda Léa müthiş acısına rağmen Chéri’yi çılgın bir anne tarafından değil de bir sevgili tarafından gençliği gençlikte öğrenmesi üzere itekler.1 İçerisinde iken değil sonrasında anlamış olduğumuz sonuçların trajik kabülüyle sonlanır. 1. “Ben de Lili kadar bitiğim… Çabuk, çabuk, küçüğüm, git gençliğini ara. Kocakarılar senin gençliğini ancak kemirdiler, ama o hala var, seni bekleyen genç kadında ara gençliğini. Gençliği onda tattın. Gençliğin doyurmadığını, fakat her zaman ona dönüldüğünü bilirsin. Hem karşılaştırma yapmaya dün geceden başlamadın… Ama ne diye öğüt verip duruyorum, ruhumun soyluluğunu göstermek mi istiyorum? Sizin ikinizle ilgili ne biliyorum ki! O seni seviyor muhakkak. Senin üzerine titremek sırası onda şimdi. O seni sapık bir anne gibi değil, bir sevgili gibi sevecektir. Sen ona şımarık
Fransız Edebiyatı
CicimColette · Can Yayınları · 2013277 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Büyümek
Puan vermedi·80 syf.·
2025 48. kitabı
"Babamın bırakıp gidişinin tadı var suda; hiç orada olmayışının, gittikten sonra bana ait hiçbir şeyin olmayışının tadı..." İrlandalı yazar Claire Keegan 1968 yılında Wicklow'da Katolik ve çiftçi bir ailenin en küçük kızı olarak dünyaya gelmiştir. İrlanda kırsalında bir çiftlikte büyüyen Keegan 17 yaşında eğitimi için ABD'de New Orleans'a taşınır. Loyola Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Siyaset Bilimi eğitimi alan Claire Keegan 1992 yılında ülkesine geri döner. Galler Bölgesi'nde eğitimine devam eden Keegan, yaratıcı yazarlık üzerine yüksek lisans yaparken aynı zamanda lisans öğrencilerine dersler verir. Keegan eğitimini Trinity Kolej'de Felsefe yüksek lisansı ile taçlandırır. Claire Keegan'ın ilk kısa öykü derlemesi Antarctica, ABD'den dönüşünden tam yedi yıl sonra yayınlanır. Antarctica ile hem İrlanda Edebiyatı Rooney Ödülü'nü hem de William Trevor Ödülü'nü kazanan Keegan, Edebiyat sahnesine gürültülü şekilde çıkar. (Maalesef Antarctica Türkçe'de yer almıyor.) 2007 yılında Walk the Blue Fields (Mavi Tarlalardan Yürü Çev. Duygu Şahin, Yüz Kitap) adlı yine kısa öyküleri yayınlanır. 2010 yılında yayınlanan "Foster", Jaguar Yayınlarından Behlül Dündar çevirisiyle "Emanet Çocuk" adıyla 2021 yılında Türkçe'ye taşınmıştır. Foster, başlangıçta Keegan'ın adını da duyurduğu tür olan kısa öykü şeklinde The New Yorker'da yayınlanır. Oldukça ses getiren öykü The Best American Short Stories 2011'de de yer alır. Türkçe'deki Emanet Çocuk ise sonradan Faber and Faber tarafından bir novella olarak yayınlanan versiyondur. Kitabın yankıları kesilmez; Foster İrlanda Lise Bitirme Sınavı için bir metin olarak yer alırken, An Cailín Ciúin ( Sessiz Kız, 2022) adıyla sinemaya uyarlanır. Keegan, Foster'ın başarısını aşan
Edebiyat
Emanet ÇocukClaire Keegan · Jaguar Kitap · 20258,3bin okunma
8/10
·143 syf.··
Beğendi
·
2025 58. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Temmuz 2025 20:50
(biyografi) “Victor Hugo (1802-1885): Fransız edebiyatının en ünlü yazarlarından biri olan sanatçı, edebi ününü şiirleri ve oyunları ile kazandı. Romantik akımın en tanınmış adları arasında yer aldı. Toplumsal sorunlar ve politikayla yakından ilgilendi, 1848 ayaklanmalarının ardından Kurucu Meclis’e katıldı, daha sonra milletvekilliği yaptı, l’Evénement adlı bir gazete çıkardı... Victor Hugo 1829 yılında yayımladığı Bir İdam Mahkumunun Son Günü adlı romanıyla idam cezasına taviz vermez bir tavırla karşı çıktı. Klasik edebiyatın şaheserleri arasında yer alan Notre-Dame’in Kamburu ve Sefiller adlı romanlarıyla dünya edebiyat tarihine geçti.” Yazarın, bu romanı yazma gerekçelerinin anlatıldığı uzun bir girişle başlıyor kitabımız. Ölüm cezasının insanlık dışı olduğu fikrini, o yıllarda en sık uygulanan idam ceşidi olan giyotin üzerinden ele alıyor. Cezanın uygulanma şekli ile ilgili bir kaç korkunç örnekle, uygulamanın insanlık dışı yönünü ortaya koyarken, diğer ölüm cezası uygulamalarına da değiniyor kısaca. İnsanların suçlarından dolayı idamının vicdani, toplumsal, ailevi ve bireysel olarak neden yanlış olduğunu anlatırken, o zamanın iktidar sahiplerinin konuyla ilgili yanlı uygulamalarından bahsediyor. Toplumu da hem cezanın kalkması yönündeki duyarsızlığı hem de, infazlara gösterdikleri vahşi ilgiden dolayı eleştiriyor. Meramını anlatmak için de, idam sürecinin tüm aşamalarını bir mahkumun gözünden anlattığı bu kitabı yazıyor. İşte bu girişten sonra, suçu ve kimliği belirsiz mahkumumuzun öyküsüne geçiyor kitap. Avukatıyla birlikte karar mahkemesinin yapıldığı güzel günün de etkisiyle ceza almayacağını düşünüyor baş kahramanımız. Hatta, avukatının en kötü kürek mahkumiyeti alabilecegi yönündeki sözlerine ölmeyi yeğleyeceğini söyleyerek cevap veriyor. Mahkeme
Bir İdam Mahkumunun Son GünüVictor Hugo · Müjde Yayınları · 2020152,8bin okunma
Bir Kitaba Önce Burun Kıvırıp Sonra Sarılmak
8/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
Matt Haig – Hayat İmkânsız Kitapta 72 yaşında emekli bir matematik öğretmeni var. Hayatta en çok sevdiği iki kişiyi, hem oğlunu hem eşini kaybetmiş. Hayatının artık çok sessiz ve durağan bir dönemindeyken, uzun zaman önce tanıdığı bir arkadaşından kendisine bir ev miras kaldığını öğreniyor. Bu ev İbiza’da. Hem bu mirası görmek hem de arkadaşının nasıl ve neden öldüğünü anlamak için yola çıkıyor. İbiza’ya gidiyor ve hikâye de orada, o sıcak coğrafyada geçiyor. Ve bu yolculuk hem geçmişle hem de kendiyle hesaplaştığı bir serüvene dönüşüyor. Kitaba başladığımda, hayatın yavaş, bulanık ve mat tarafıydı okuduklarım. Ama sonra... Duyguların temposu yükseldi, hisler netleşti, renkler doygunlaştı. Matt Haig duyguları sıkıştırıp yoğunlaştırmakta ustaymış meğer; bana önce boşluğu tanıttı ki sonra doluluğu hissedebileyim. Bir not düşmüşüm kendime, dönüp dönüp okuyayım diye: "Tekrar okursam, suçluluk duygusunu ne kadar güzel anlamlandırdığımı hatırlamam dileğiyle." Suçluluk, içini yıllarca havalandırmadan tuttuğumuz o eski çekmece gibi... Haig, o çekmeceyi açtırıyor, sonra diyor ki: "Bak, bu sadece senin değil. Bu, hepimizin." Ve son sayfalar… Öyle güzel bağladı ki. Mucize sandığımız şeylerin aslında burnumuzun ucunda olduğunu, gözümüzle görüp ruhumuzla kaçırdığımızı Grace'in yazdığı son mektubun üçüncü paragrafında öyle içten, öyle sade anlattı ki… Diyor ki burada: “Kalıpları kır. Daha güzel bir açıdan bak. Ama unutma, o da bir kalıp olacak, zamanı gelince onu da kır.” Sonsözde uzun zamandır yazmaya ara verdiğini söylemiş bunu okuyunca tek düşündüğüm şuydu: Bırakma Matt. Devamı gelir bunun. -spoiler sayılmayan spoiler: kitap, yeni başlayacak bir diğer maceraya kapı aralayarak bitiyor- Haig’in anlatımında sizi şaşırtan şey; cümlelerin karmaşık olmaması değil, basitliğin içindeki
Duygu ve Düşünce
Hayat İmkânsızMatt Haig · Domingo Yayınevi · 20246bin okunma
merhabalar
9/10
·324 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
O sabah yatakta gözlerini açtığında ise kendini iyi hissetmiyordu. Bir gece önce Fırat’ı görmek dengesini altüst etmişti. Geçmişin asla sandığımız kadar uzakta kalmadığı gerçeğiyle yüzleşmek, yeteri kadar uzağa gidemediği kaygısını doğuruyordu. Yoksa yıllar geçtikçe güçleneceğine, zayıflıyor muydu insan? Olgunlaşacağına koflaşıyor, dayanıklılığını yitiriyor muydu? Öğreneceğine unutuyor, bildiklerinden şüpheye mi düşüyordu? Geride bıraktığı onca şeyden ve onca yıldan sonra böyle yaprak gibi titremek, kendini başa dönmüş gibi hissetmesine yol açıyordu. Yürümüş, yürümüş ama hiçbir yere gidememişti. Belki de dünyanın yuvarlak olması, daima başladığın yere, yani kendine döneceğin anlamına geliyordu.
KahperengiHande Altaylı · Doğan Kitap · 20163,179 okunma