Colette! Evet, Colette. Dul, Karadul! Dansını beğenmediği erkeğini afiyetle yerken, ceza ya da ecza olsun için, aynı zamanda, kendisini de yeyip -tüketen, kara, kapkara bir dul! Tam sekiz gözlü,
Tam adı Sidonie-Gabrielle Colette olan, Fransa’nın en çok bilinen kadın yazarlarından ve edebiyat dünyasının ayrıksı ismi olarak biliniyor. Colette’i ilk defa okudum. Açıkçası, defalarca “diyalog romanlardan” hazzetmediğimi dile getirmiştim -tiyatro oyunları dışında tabii. Amma ve lâkin, oyun yazarı kimliğini, ustaca romana yedirmiş, beni son sayfaya dek sürükleyip durdu. Kendi açımdan, bu büyük bir başarı.
Colette, Cicim’i 1944’te yazmış. Girişteki biyografisini okumanızı tavsiye ederim, çünkü yaşam-öyküsünün romana yansımaları, aynadaki netlik kadar bariz. Pek çok evlilik yapmış, para kazanmış için kabare sanatçılığı yapmış... Colette’in çakma sosyete manzaralarını yansıtmasını keyifle okudum. Dönemin ahlâki anlayışı ve şekillendirdiği toplum yapısını da ele alıyor.
Yazar, çok klişe ve kalıplaşmış yaşlı erkek (genç erkek), yaşlı kadın(genç kadın) ve genç metresten (olgun metres) oluşan klasik üçlüyü Cicim’de tersine çevirirken, akıllara kazınmış bu toplum alışkanlığını ve (nasıl alışkanlıksa o artık) ezberi de bozuyor.
Okuduğuma çok memnun kaldığım, trajikomik yapısıyla insanı şaşkına çeviren, karekterlerin farklılığının üstüne, romanın çizdiği güzergâhı tahmin edememek, lezzete lezzet katıyor. Yakın zamanda Collette’in hayat hikâyesi sinemaya da uyarlandı. Başrolde Keira Knightley oynuyor. En kısa sürede izlemek istiyorum. Okuyun, okutun efendim.
*Metin içeriğine dair olaylardan bahsederek okuma zevkini kaçırabilecek unsur uyarısı *
Léa, 50 yaşında hedonist, görmüş geçirmiş, usülleri ve kültürü olan soylu bir kadındır. Kendini diğerlerinden
bekledigimden daha az entrika ve olay vardı daha çok his ve duygular yoğunluktaydı yine de beğendim güzel bir fransız klasiği, dili eski fransızca gereği bana biraz ağdalı geldi
Orta yaşlı eski kibar fahişe, yine kendi çevresinden bir arkadaşının yeniyetme oğluyla yaşadığı aşk. Roller değişmiş, bu defa genç erkek yaşlı kadın aşkı. Esas oğlan evlenmeye karar verir, kendine uygun! akranıyla evlenir ne çare ki aradığını bulamaz (ne aradığını aslında kendisi de bilmiyor) eski sevgiliye dönmek ister, reddedilir, vs vs (yazarın da vaktiyle kendinden yaşça hayli küçük üvey oğluyla aşk yaşadığı dedikodusu varmış, bu açıdan bakınca kitap belki biraz daha ilginç gelebilir) vakit bol yapacak iş yoksa okunabilir #colette #fransızedebiyatı
Benim kitabi çok sevmemin nedeni karakterlerin farklılığı mı donemin ahlak kurallarına bakış açısı mi yoksa Colette’in normlara meydan okuyan karakterini romana yansıtması mı bilmiyorum. Belki de hepsidir. Ama beni en .ok etkileyen toplumun ahlak anlayışına tam olarak uymayan bir konunun bir kadın yazar tarafından 1944’te yazılmasıdır.
Ah Colette! Romanlarını nasıl bir duyguyla yazdın, nasıl bu kadar bağladın beni kendine, okurken ki heycanımı nasıl anlatsam… Dediğin gibi gerçekten sadece hayal ürünü olan bir şey değil bu,
Paris’in Altın Çağı : La Belle Epoque
İkinci Fransa İmparatorluğu ve Prusya Krallığı arasında çıkan veraset savaşı sonrası sağlanan barış dönemi ile Birinci Dünya Savaşı başlangıcına kadar süren
Selam arkadaşlar
Kitaptan önce biraz Colette den bahsetmek istiyorum. Colette; Parisli, sivri dilli, şahsına münhasır bir yazar.. Claudine serisi ile yazarlık hayatına başlayan yazar, burjuva toplumunu, özgürlüğü, erotik temaları ele alır kitaplarında.. Cicim kitabında ise Colette'in kendi hayatından izler taşıdığı söyleniyor. Kendisini aldatan kocasından intikam almak için kocasının ilk evliliğinden olan üvey genç oğlu ile beraber olduğu söyleniyor. Filmi de olan bu kitap da ise 50 yaşına yakın Lea ile bir fahişenin genç oğlu Cheri (cicim) ile yaşadığı aşk ve ilişkiyi konu alıyor. Nükteli, farklı dili olduğu kesin yazarın ancak Paris'in siyasi, sosyal durumları ile ilgili yüzeysel değil de daha derin eleştiriler olmasını beklerdim. Kitabın kapağını içeriğinden daha çok beğendim.
Yaşı kendisinden daha büyük bir kadınla, annesinin arkadaşıyla yaşadığı ilişki ve Cicim (Cheri)’in hikayesi...
İhtiyaçlar, ilişkilerindeki dinamikler, hayatlarında olan eksiklikleri birbirlerinden
Askeriyede yüzbaşıyken yaralanan ve bu nedenle küçük bir memurluk görevine getirilen bir babanın kızı olarak doğan Gabrielle Sidonie Colette, Burgundian kasabasında, Saint-Sauveur-en Puisaye'de doğdu. Çocukluk ve genç kızlık yıllarını taşrada geçirdi. 20 yaşına geldiğinde kendisinden 15 yaş büyük olan yazar ve eleştirmen Henri Gauthier-Villars ile evlendi. Bir süre serbest yazar olarak çeşitli dergilere yazılar gönderen Colette, Belçika Akademisi ile Acaremie Goncourt üyesi oldu.
1906 yılına gelindiğinde Gabrielle Sidonie Colette, dul bir kadındı. Paris müzikollerine ve Moulin Rouge'a girdi. Başarısız bir yazar olan ilk kocası Henri Gauthier-Villars yönetiminde özyaşamsal çizgiler taşıyan ve çok sevilen "Claudine" romanlarını kaleme almaya başladı. 1900'lü yılların başında "Claudine Okulda", "Claudine Paris'te", "Claudine Evli", "Claudine Gidiyor" adlı kitapları çıkardı. Sözü edilen bu kitaplarda yaşamı tanımaya çalışan akıllı bir kadının çocukluğunu, gençliğini ve evliliğini anlatır. Dört kitabında ortak kahramanı olan Claudine'ın, özgürlüğünü kazanmaya çabaları burjuva toplumu fazla irdelemeden erotik bir sonla noktalanır. Yazdıklarıyla kendi yaşamını temel olarak ortaya koyan Gabrielle Sidonie Colette, gerek "Claudine'ın Evi" gerekse "Sido" adlı romanlarında kendi çocukluğunu, yaşadığı memleketin özelliklerini ve annesini anlatır.
Yapıtlarında Paris müzikhol dünyasını da sık sık irdeleyen yazar, bu çevreyi olabildiğince açık bir dille konu etmekle birlikte toplumsal-eleştirel derinlik kazandıramaz. Genç bir teğmene duyduğu aşk nedeniyle kendi kişiliğini bulan revü şarkıcısı "Mitsou" ve zengin bir hayat kadını olan annesinin bir arkadaşıyla dostluk kuran üçkağıtçı "Cheri"nin yaşamını anlattığı romanlar, yazarın olaylar karşısındaki yüzeysel değerlendirmelerine ışık tutacak niteliktedir.
"Yeşil Başaklar" ve "Kediler" adlı romanlarında ise aşk ilişkilerini, özellikle de kadınların duygu dünyasını çevre ve yaşam koşulları içinde ince bir duyarlılıkla ele alan yazar 1954'te Paris'te yaşamını yitirmiştir.