Tolga Kürşad

Tolga Kürşad
@tolgakursad
Okumadan Shakespeare okumayın! /777. İnceleme...
9/10
·293 syf.··
2026 18. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2026 09:30
Bitti! Uykusuz bir gecenin sabahında yazıyorum şimdi. Önce kitabı, ardından filmi... Beş yüz yıllık acının yükü var ruhumda. Beş yüz yıl acı çeksem içim bu kadar acımazdı belki... William Shakespeare okumayın demiştim bir yazımda, - Hamlet - #157244403 Shakespeare okumak ruhta ve bedende telafisi olmayan hasarlar bırakıyor! Bu kitabı okuyunca daha iyi anladım nedenini, "Büyük acılar yaşayan insanlar ancak büyük eserler bırakabilirmiş geriye. Sanat için yetenek değil, büyük kayıplar vermek gerekirmiş." Ölmeseymiş Hamnet, olmazmış Hamlet! "Her yaşayan ölür, sonsuzluk hepimizin sonu." "İçindeki yaşam sevincini bu daracık evde yaşamak mı öldürüyor?" Böyle başlamamalısın! Bu bir Shakespeare kitabı değil... Hayır hayır! Shakespeare'in oğlu Hamnet'in ölümünü anlatan bir kitap da değil! Bu bir Agnes kitabı! Agnes Hathaway... Vahşi, doğayla iç içe, sezgileri güçlü, kadınların yırtıcı gücünün temsili Agnes. Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabındaki kadının emsali, #296633659 kitaba göreyse kimi zaman cadı, farklı bir kadın... Onlar gibi olmazsan farklı olmakla yargılar seni toplum! Ve hatta en yakınındakiler, ailen! "Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir. Şu ya da bu yöne gitmişler ve engellenmişlerdir. Engellenmiş umutları ve düşleri de vardır. Aksini söyleyen biri, hâlâ uykudadır." Bir kadının ne kadar güçlü sezgileri varsa öyle seziyor olacakları Agnes, Bir kadının ne kadar şifalıysa elleri, o kadar şifalı... Hayvanlar ve otlar insanlardan daha çok yer tutuyor hayatında. Yaralı... Ve yaralı Shakespeare! İnsanları birbirine bağlayan yaralarının benzerliğidir belki de! Yarası yarasına denk düşeni sever insan! - Sana aşık olmamın en büyük nedeni bu. +Havada uyuyamayışım mı? - Hayır. Dünyayı herkesten farklı
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,5bin okunma
Tolga Kürşad
Hocam bir kitabı daha muhteşem bir şekilde yorumlamissiniz, kitapla ilgili içimde öyle Fırtınalar esiyorki, ne yazsam, ne söylesem derken sizin yorumunuza denk geldim ve soylemek istediklerime çok iyi tercüman oldunuz, aslında roman sadece Hamnet in kaybı gibi anlasilabilir fakat gerçek hayatta da en degerlilerimizi kaybettigimiz zamanki duyguları, kalanlarin neler cektiklerini o kadar muhteşem anlatmiski tekrar aynı acıları ve özlemleri yaşıyorsunuz. Dünyadan kötülüğü ve acıyı silmemiz mümkün değil, hümanizm hiç gerçekçi görünmüyor, çünkü bütün kötüler yok olsa, iyi diye kalanlarin bir kısmı kötülerden boşalan alanda kötülük gorevlerini sürdürecekler. Gerçek yaşamda acılar hep olur ve bu acıların en siddetlisini de sözde insan adındaki canavarlar yapar, hep sorumusumdur kendime acaba esrefi mahlukat olarak yaratılan insanlar tabiri tüm insanlar için mi kullanılır yoksa sadece Cook küçük bir azınlık için mi kullanılır, bu kadar zalim ve kötü olan insanlar nasıl olurda yaratilmislarin en şereflisi olabilir ki.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
FUJİYAMA'DA KENDİNİ KEŞFETMEK
Puan vermedi·104 syf.·
2018 15. kitabı
(Bu inceleme kitabın içeriğine dair bilgi içerir!) İnsan bazen hayat karşısında kendisini bir suyun akışına kapılmışçasına çaresiz hisseder. Suyun yönünü değiştirmek mümkün olmadığı gibi sürüklenmek de ağır gelir çok zaman. Pişmanlıklar, hayal kırıklıkları, ertelenmiş umutlar birikir hızla. Zaman baş döndürücü bir hızla geçip gitmektedir, ancak kapana kısılmış gibi yaşamaktan başka da bir şey gelmez elden. İşte Cengiz Aytmatov’un, Kaltay Muhammedcanov’la birlikte kaleme aldığı "Fujiyama" adlı tiyatro eserinde de geçmişle ya da birbirleriyle hesaplaşmaya çalışırken kendini ele veren, kendini arayan insan tiplerini görürüz. Bu kahramanlar hayatı bir yük gibi omuzlarında taşırken, aslında kendilerinden ne kadar uzaklaşmış olduklarının farkında değildirler. Her birinin büyük hayalleri, ertelenmiş umutları, derin pişmanlıkları vardır, ama gerek içinde yaşadıkları toplumun şartları, gerek aldıkları eğitim, gerekse yaptıkları yanlış tercihlerden dolayı hiçbir şeyi değiştirememekte, kendilerini suyun akışına bırakıp mutsuz olmayı tercih etmektedirler. Fujiyama adını verdikleri dağda yaptıkları piknik sonunda artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Taşlar yerinden oynamıştır bir kere ve tüm bu olanlardan sonra onları eski yerine koymak imkansızdır. Aytmatov, yazarlık hayatı boyunca sadece iki tiyatro eseri kaleme almıştır. Bu eserlerden ilki yukarıda bahsi geçen "Fujiyama", ikincisi ise Muhtar Şahanov ile birlikte kaleme aldığı "Sokrat’ı Anma Gecesi"dir. Büyük yazar, bir röportajında Fujiyama’yı Kaltay Muhammedcanov’la ortak yazmasının sebebini –bu sebep "Sokrat’ı Anma Gecesi" için de geçerli olmalıdır- şöyle açıklamaktadır: "Biliyorsun Fujiyama’yı Kazak Dramturg Kaltay Muhammedcanov ile beraber yazdım. Niçin kendim yazmadım? Çünkü bu benim direkt konum değil. O
Kültür-Sanat
Fuji-YamaCengiz Aytmatov · Nora Kitap · 2017696 okunma
Hercaiokumalar /Ayşe isimli okura yanıt verildi
Tolga Kürşad
Eseri çok güzel ozetlemissiniz. Fakat atilan tasla olen kisi Ayşe APAY değil sanki, ben Ketebe Yayınlarından okudum kitabı. Mehmet ÖZGÜL cevirisi idi. Orada köylü bir kadından bahsediyor hatta kocası aramaya çıkmış diye geçiyor. Ayşe APAY in kocası ise savaşta oluyor. Belki de çeviri ile ilgili bir durum bilemedim. Fakat kitabı güzel yorumlamissiniz teşekkür ederim.
“GELECEĞİ ELİNDEN ALINAN ADAM”IN SON ÇIRPINIŞLARI: EYLEMBİLİM
7/10
·114 syf.·
Beğendi
·
2018 32. kitabı
Ahmet Erhan, “Yarasanın 21 Şiiri”nde “Mesela alfabenin 14. harfinde ölmek / Yarım kalmış bir ansiklopedinin sayfalarında kalmak / Adamım, / Kendini kıran bir dal kadar yalnızım” diyerek yarım kalmak üzerine düşündürür bizi. Üstat Yahya Kemal de “Bir tel kopar ve ahenk ebediyyen kesilir” dizesiyle insanın bitmek bilmeyen trajedisine dikkat çeker. Öyle ya ölüm varsa sanatkârın sonsuza kadar sanat eseri üretmesinden söz edilebilir mi? Ölüm zorunlu bir yarım bırakıştır son kertede. Bir de yaşarken, nefes alırken, hala vaktimiz varken ve hayal kurabiliyorken vazgeçtiklerimiz, yarım bıraktıklarımız var ki böylesi çok daha trajiktir kanımca. Nikos Kazancakis’in “Zorba” romanında, o sıradışı ve gözüpek kahramanı Aleksi Zorba’ya söylettiği şu cümleler böylesi bir yarım kalmayı zihnimize kazır: "Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avare et ve korkma! (s.261) Oğuz Atay da “Eylembilim” romanını “telin kopması ve ahengin ebediyyen kesilmesiyle” yarım bırakmıştır. Ancak onun da yaşarken yarım kalmışlıkları yok mudur hayatında? Vardır elbette, olmasa “Eylembilim” romanının kahramanına şu cümleleri kurdurtmazdı herhalde: "Yarım kalmış, gerçekleştirilememiş hayallerimin hüznünü yaşıyordum."(s. 61) “Eylembilim”, Oğuz Atay’ın ölümünden sonra yayımlanmış yarım kalmış romanıdır. Atay bu romandan ilk kez Günlüğünde 1976 yılının mart ayında söz eder. Bundan sonra eylül ayına kadar Eylembilim’in bahsi geçmez. Eylembilim, 1987 yılında Oğuz Atay’ın Günlüğüne ek olarak yayımlanır. Ancak daha sonra kızı Özge Atay’a, üstünde gönderenin isminin olmadığı, posta ile gönderilen bir paketin içinden Eylembilim’in 74 sayfalık kayıp bölümü çıkar ve roman 1998 yılında “Eylembilim” adıyla ayrı
EylembilimOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 20206,8bin okunma
Tolga Kürşad
Ne yalan söyleyeyim, ben kendimi analiz etmede dahi mahir sayılmam, fakat siz Maşallah Oguz Atay i ne de güzel analiz etmişsiniz, bu tarz incelemelere bayiliyorum, okuduğu diğer kitaplardan alıntılarla çok daha anlamlı kilmissiniz incelemenizi, Çok teşekkür ederiz, elinize saglik.