-"Ayhan Baba ne diyorsunuz boğazımdaki deliğe?"
+"Olur kızım öyle evlilikte."
-"Çok kan akıyor ama."
+"Korkma kızım, silinir."
-"Murat boğazımı kesti benim."
+"Yapmış bir delilik kızım, alttan al "
-"Ayhan Baba, senin oğlun benim boğazımı kesti."
-"Sigarası bitti. Bana bakmayı biraz daha sürdürdü. Yere eğildi, bıçağı aldı. Ağlayarak bir şeyler sayıkladı, hızlı hızlı konuştu, anlamadım ne dediğini. Sonra kendi boğazını kesti. Yüzüme gözüme kanları sıçradı."
+"Açsaydın ya gözünü kızım, belki ölmemişti Murat. Kurtulma şansı vardı belki."
+"Kızım?"
-"Öldüm ben Ayhan Baba."
Yaşadığı herhangi bir şeyin onları mutsuz edebileceğini düşünen binlerce aptal insanın varlığına karşılık, hastanedeki o yatakta yatmak zorunda ve yine her şeyle mücadele etmesi gereken o olmuştu.
Arkamda yaylılar çalıyor. Biri bir filmde ya da dizide gururla yürüdüğünde çaldığı gibi. Hep hüzünlü şeyler çaldığını bildiğim yaylılar, ben gülümserken bambaşka duyuluyor. Sonunda hüzünlü şeyler çalmadıkları için mi gülümsüyorum, yoksa gülümseyebildiğim için mi hüzünlü şeyler çalmıyorlar?