bunun başlıca nedeni, yalnızca bir yerden bir yere gitme çabanızın, başka herhangi bir şeyi fark etmenizi zorlaştırmasıdır. hatta bazı yönlerden hayal kırıklığı yaratır ya da en azından beklentilerinizden farklıdır.
Felçli bir kimsenin altından koltuğunu çekip değneklerini bir tarafa bırakmasını yahut bir mucize olmaksızın "döşeğini sırtlanıp yürümesini" istemek ne ise, bilginim diye geçinen okurdan kitaplarını bir tarafa bırakıp kendi kendine düşünmesini beklemek de odur. O kitaplarına zihni-fikri dayanak diye sıkı sıkıya sarılır ve onun kendiyle baş başa kalma korkusu bir boşluktan duyulan ürküntü yahut dehşete benzer. Nasıl ki diğer insanlar alelade havayı teneffüs ederlerse, o da ancak bilgi addettiği şeylerin atmosferinde yaşayabilir. Onun aklı ödünç alınmış bir şeydir. Kendine ait fikirleri yoktur ve başka insanların fikirleriyle yaşamak zorundadır.
Kitap kurdu etrafına kelimelerden örülü basmakalıp hükümlerden bir ağ örer ve etrafındaki eşyayı sadece başkalarının zihinlerinden yansıyan pırıltılı gölgelerinden görür. Tabiat onu şaşırtır.