Herkese kendini anlatmak zorunda değilsin.Her ilişkiyi sürdürmek zorunda değilsin.Her yükü taşımak zorunda hiç değilsin.
Şşş…
Rahatla…
Dünyanın bütün ağırlığını sırtlamana gerek yok! “Ben yapmazsam kimse yapmayacak,” “Ben olmazsam yürümeyecek,” diye her şeyin peşinde koşturmayı bırak! Yorgunsun biliyorum. Ruhun hayattan tiksinmiş durumda. Bir gün ölüp gittiğinde “yürümez,” dediğin her iş sensiz yürüyecek! Kırmaktan korkup, nazik yaklaştığın herkes seni yanlışlarınla anacak… Kendini tüketme bu kadar. Kimse seni anlamayacak. Aksine nasıl olsa taşıyabiliyor diye bütün yükleri senin sırtına yüklemeye başlayacaklar.
“Sürekli yorgun hissediyorsan, sürekli içinde bir kasvet varsa, sürekli neşeli olamıyorsan belki de bunu kendi kişiliğine yüklemeden önce çevrene bakman gerekiyor. Çünkü bazen üzgün, yetersiz ya da yorgun değilsindir; sadece yanlış insanların etrafındasındır.”
Biliyor musun, hoyratlık değil de incelik yakıyor canımı, diyor Şükrü Erbaş ve devam ediyor, “İncelik... sensin bütün zamanların açık yarası.” Cahit Zarifoğlu, “Bir incelik gösterin, incinmesin yüreğim.” Oysa dünyada en çok ince insanlar kırılıyor. “Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya,” diyerek son sözü söylüyor Gülten Akın ve Dünya hassas kalpler için gerçek bir cehennem! derken ne kadar haklı Alman yazar Johann Wolfgang Von Goethe…
“Ne olacağını bilmiyorum ama ne olursa olsun, bir şekilde yola devam edebileceğimi biliyorum.”
Kişisel gelişim zırvalıklarına inanmıyorum! Samimiyetsiz, uydurma, çokça kalıp ifadeler kullanan, kâğıt israfı diyebileceğim çalışmalar birçoğu… Lakin Beyhan hoca başka! İçimizden biri gibi sanki… Kitabı okurken, seninle aynı yollardan geçtiğini, aynı hatalara düştüğünü görüyor ve okuduğun kitap hayatını değiştirmese bile yaralarına iyi geldiğini hissediyorsun. “Bana iyi
Düşünsene mutlu-mutsuz bir ağaçsın, varoluşunun doğası hislere tabisin sadece. Ancak köklerinde bir huzursuzluk var, yapraklarını titretiyor, hayallerine rağmen; hayallerin neden. Bir şiddete maruz kalıyorsun, boşa değilmiş: kesiyorlar seni ve Shakespeare'n bir kitabına yoğuruluyorsun. Lükse bak, mutluluğa bak; tatlı ölüm, boşa gitmeyen inanç... Shakespeare'den bir parça zihin, senden bir parça selüloz. Hanginiz reankarne? Mutlusunuz kesin. Seni mutlu mutant, elden ele bir ağ gibi süzülüyorsun, bak. Boşa değilmiş zamanında sana sırtını dayamaları o yaratıkların; elleri üstündesin şimdi de. Şiddet, oluyor sana umut, şefkat. Boşa gitmeyen inanç...
İnsanlara bel bağlamayı bırakmadığın sürece; insanların, yerlerinde olsan yapacağını düşündüğün şeyleri yapmama potasiyelleri olduğunu öğrenmediğin sürece acı çekeceksin.
Cehennem başkalarıdır, diyordu ya Sartre; yolunu düşüren biraz da sensin cehenneme.