Sen
Öldürttün beni! Sıkılmış bir kurşuna! Issız bir sokakta, Faili meçhul bir karanlıkta... Şiirsel bir duygu değildi, Sana olan sevgim, Sadece kendimi senin kimliğinde bulmak istedim. Kürt kadınların başında beyaz tülbent, Benle seni anımsatıyordu... Tenin esmer! Bir halkın rengi temsil ediyordu, Meçhule giden kurşunları sıksanda, Yalnızlığım sen öldürttün...
Şiir
"Mükemmel diye arzuladığınız kadınlar şu anda tülbent ile mercimek süzüyor."
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Nerede o eski bayramlar yüzsüzlüğü: Siz eski insan mısınız ki?
Bugün bayram diye nenemlere gittik. Bir baktım bizden 1-1.30 saat önce giden teyzem ve kuzenim salonun yerlerini süpürüp koltukları siliyordu. Şaşkınlıktan sonra nenemle selamlaşınca söylediklerinden ayrıyetten sinirlerim bozuldu. Halı süpürüldükten sonra bezle silinecekmiş bir de. Saat 12. 30 olmuş ve bayram temizliği, gün öncesi yerine gününde yapılıyordu. Daha saçlarım bile ıslaktı. Direkt kokacaktık yani, normal hijyen takıntım bayramda son seviyeydi, neyse. Süpürmeye el attım. Kirada kaldıkları ev, dubleksin normal bir kat oluşu gibi büyük ve genişti: Allah kolaylık versindi. "Madem az kişiyiz ve sınırlı süre var. Halılar süpürüldükten sonra suyla şehadetlensin. Bezle temizlenmesi yeterli olmayacak zaten." deyince teyzem "Olsun yine de yapılsın, temiz olsun." dedi. "Sen buna temizlik mi diyorsun, gerçek temizlik istiyorsan böyle olmaz. Ya halı yıkamacıya vereceklerdi ya da günler öncesinden kendileri yıkayıp namaz öncesinde açacaklardı. Benim temizlik ağzımı açtırmayın." diye yükselmiştim biraz. Çünkü bayram anne tarafının ve dayımların ailesi temizliğe dokunmamış. Bize de denmedi. Yoksa sabahtan gidilirdi o zaman duş alınıp geri gidilirdi. Koskoca ev için 4 kişiydik. Sadece dayım ve nenem varken her zaman dip bucak temizlik yapılmıyordu. Tam aile olan dayımların evlerinde yapılması gerekirken onların evi tercih ediliyor ve temizlikte kimse yok, şaka gibi. Onun dışında da ağzımı açmadım. Bayram diye ve Allah rızası için yapıldığından onları fırçalamadım ve eve dönmedim. Dayımda etrafta dolanıp "Yapmayın, oturun. Gerek yok." tarzı laflar ediyor. Var ya kendimi zor tuttum "Yapılsaydı gerek olmazdı ama yapılmadığı için gayette gerek var ve gerizekalı gibi konuşacağına sadece eline sağlık de en fazla ve sus!" demedim. Cevap vermemeyi seçtim ama 5-6' dan sonra "Ne
Gadir-i Hum
Van-Edremit
"Bir mavi türküdür tutturmuş gider Van Gölü, Edremit bağlarında yeşilin binbir tülü... Karşıda Süphan, başında beyaz bir tülbent gibi, Dünyada cenneti ararsan, işte burası der gibi." Ümit Yaşar Oğuzcan
➡️ *Kurban nasıl kesilir?* *Sual: Kurbanı nasıl kesmek gerekir? Kadınlar kurban kesebilir mi?* *Cevap:* *(Cevhere)*de diyor ki, (Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hacca giderken yüz kurbanlık deve götürdü. Altmışüçünü kendi kesti. Sonra bıçağı hazret-i Ali’ye verdi. Geri kalanı O kesti). Kurbanı kesilecek yere sürükleyerek çekmek, bıçakları hayvanı yatırdıktan sonra bilemek ve birini ötekinin gözü önünde kesmek mekruhtur. Önce diz boyu çukur kazılır. Kurbanın gözleri tülbent ile bağlanır. Kıbleye dönük olarak sol yanı üzerine yatırılır. Boğazı çukurun kenarına getirilir. İki ön ve bir arka ayakları, uçlarından bir araya bağlanır. Üç kere bayram tekbiri okunur. Sonra *(Bismillâhi Allahü ekber)* diyerek, deveden başka hayvanın boğazının herhangi bir yerinden kesilir. *(Bismillâhi)* derken, (h)yi belli etmek lâzımdır. Belli edince Allahü teâlânın ismi olduğunu düşünmek lâzım olmaz. (h)yi açıkça belli etmezse, Allahü teâlânın ismini söylediğini düşünmek lâzımdır. Bunu da düşünmezse, hayvan, leş olur. Yemesi helal olmaz. Bunun için, her zaman *(Allah teâlâ)* dememeli, *(Allahü teâlâ)* deyip (h) harfini belli etmeğe alışmalıdır. Hayvanın boğazında *(Meri)* denilen yemek borusu, *(Hulkum)* denilen hava borusu ve *(Evdac)* denilen iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört borudan üçü bir anda kesilmelidir. Kesenin de kıbleye karşı dönmesi sünnettir. Hayvan soğumağa başlamadan, yani çırpınması durmadan ensesini de kesmek mekruhtur. Yalnız ensesinden kesmek haramdır. Hayvan tamam ölüp çırpınması durmadan, kafasını koparmak ve derisini yüzmeğe başlamak da mekruhtur. Kesmesini bilenin kendi kesmesi müstehabtır. Kadının kesmesi de caizdir. Bilmeyenin, vekiline kestirmesi ve kesilirken yanında bulunup, (En’âm) sûresinin yüzaltmışikinci *(İnne salâtî)* âyetini *(lâ şerîke
Alıntı
Avrupa bizi kıskanıyor mu?
Sorunun cevabından daha kıymetli bir şey varsa o da soruya nereden baktığımız. İnsan hep bilmediği hakkında çok konuşur ve insan hep sahip olduklarının nankörüdür ya biraz öyleli bu mesele. Batının bizi kıskanmasına yoracak gerçek sebepler apaçık ve gözümüzün önündeyken bunları sıradan buluyor ve anlamıyoruz. Mesela... Yengemize neden yenge deriz de onlar bunu bilmez, düğünlerimiz neden kalabalıktır ve onlar bunu bilmez, namaz kılmakta neden zorlanır da oruç tutmayı severiz mesela ve onlar bunu bilmez, kavgalarımız neden savaş gibidir de barışmamız saniye sürmez ve onlar bunu bilmez... neyse biz de bilmeyelim; Tarihten utanalım, çocuklarımıza tarihten bize kalanları değil de uyduruk çizgi karakterlerini sevdirelim. Simit ayrandan utanalım, kahve içmeden ayılamayalım; börk giymeyelim, yazma/tülbent örtmeyelim; batının bize sunduğu rengarenk, transparan ve davetkar kıyafetlerine yapalım tüm yatırımımızı. Akraba ziyaretlerinden kaçalım, 1+1den seyredelim hayatı; kırda bozkırda peynir ekmekten ar edip alışveriş merkezlerinde en iyi burgeri yarıştıralım. Dayımın kızı, amcamın oğlu değil kuzenimiz olsun. Sevdasından lal kesildiğimiz aşklarımız değil puanladığımız tek geceliklerimiz olsun. Kütüphaneye, sinemaya gittiğimiz, felsefeyi edebiyatı tartıştığımız, eleştirerek ayağa kaldıran dostlarımız olmasın. Yoklukta iş atarız diye karşı cinsten ve düşmemizi bekleyen hemcinsten düşmanı dost belleyelim. Sabahlara kadar savaş stratejisi üretecek değiliz ya, olduk olası okumayı da sevmeyiz zaten, o halde yaşasın hangover. Atalarımızın, çocukları 8/10 yaşlarındayken yaptıkları evlilik anlaşmalarını cahilce bulup çocuklarımızın masumiyetini lise sıralarında öldürmeleriyle övünelim. Annelerimizin babalarımızın disiplinine karşı gelip kapital hiyerarşiye boyun bükelim. İşte, ancak ve