...biliyorsunuz uyku yekpare bir şey değildir. Karmaşık safhaları, inişleri çıkışları, iç içe geçmiş dönemeçleri, dehlizleri, kuyuları ve çeşitli basamakları vardır onun. Kimi zaman dünyanın dışına taşacak kadar kalınlaşır mesela, kimi zaman da tutar, tıpkı bir tülbent gibi incelir. İnceldiğinde, çeşitli sebeplerle delindiği de olur uykunun. Ne bileyim, bazen zihnimizdeki sivri uçlu bir hatıra deler onu; bazen henüz hazmedemediğimiz bir sözün acısı, bazen kolu bacağı aklımızın dışında kalan bir düşünce yahut bir duygu, bazen de etrafımızda olup biten, bizim fark edemediğimiz meçhul bir şey deler.
Sayfa 110·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İkimiz de mi dalmıştık yoksa? Ömer bizi.. annesini çoktan beri mi çağırıyordu? Ben Hurrem'den daha evvel duymuş, daha evvel fırlamıştım, fakat Ömer'in üstüne eğiliverip: "Söyle canım!" diyen o oldu. Ömer sadece, anne deyip başka bir şey demiyordu, başka bir şey demiyor, bir bardakçık su olsun istemiyordu. Elektrik ışığı artık çok kuvvetli, çırılçıplak ve kör edecek kadar kuvvetliydi. Ve ben Ömer'e bakıyordum: Bir defacık da, baba demesini benden futbol ayakkabısı, maç için izin, polis romanları almak için para istemesini, benden bir lira, beş lira, beş bin lira istemesini bekliyerek, hırsla bekliyerek bakıyordum. Ve karım, kolunu onun başının altına koymuş: "Ömer, söyle canım, ne istiyorsun Ömer, beni çağırdın" diye soruyor, Ömer'in ondan canını istemesine hazır soruyordu. Fakat Ömer, bir bardakçık su bile istemez ki... Ömer ancak, anne diyebilir; fazlasına takati yok ki... Dudakları soluk, kuru ve çatlak. Yüzü, zayıflamış ve minimini kalmış olan yüzü, ardında çıralar tutuşmuş bir tülbent gibi kırmızı. Gözlerinin altı çürümüş, gözleri çökmüş. Ömer bu mu? Mahalle takımının santrforu Ömer, Fevzipaşa Mektebînin ele avucu sığmaz Ömer'i, akranlarını top gibi yere vuran Ömer bu mu? Yarının elektrik mühendisi, yarının kaşifi Ömer bu mu? Karım ayağa kalkmadan, çılgın gibi dönerek bacaklarıma sarıldı ve boşanıverdi: Sarsıla sarsıla hıçkırıyor ve: "Bitti, bitti, artık bitti!" diye inliyordu. Beni kendime, ancak bu getirebildi: _ Ne yapıyorsun Hurrem, çocuk musun sen.. ya Ayla da uyanırsa, dedim.
Sayfa 65·Kitabı okudu
Bu yazılarda, kurgu eserlerindeki muğlak anlatıcılarının takıp da ardından dünyayı gözlemledikleri maskeleri terk ediyor, kitaplarındaki en derin sır olan ahlaki müphemliklerden kaçınıyor. Bu durum, futbol üzerine yazılarının daima çocukluğuyla yakından alakalı olması ve bu yakın alakanın onu ya samimi olmaya ya da tamamen sessiz kalmaya mecbur bırakmasıyla açıklanabilir belki. Bu sayede onun küçükken okuduğu eserleri ve edebiyatta attığı ilk adımları öğreniyoruz; o futbol dönemlerinin arka planındaki Marías ailesini, örneğin gazoz kapaklarıyla maç yapmak için direkleri tahtadan, ağı ise tülbent bezinden kaleler inşa eden ağabeylerinden birini, Fernando'yu tanıyoruz; Soria'da geçirdiği üç aylık yaz tatillerinden haberdar oluyoruz ki bu seyahatler, İspanya'nın bu en küçük il merkezine ve o sırada Üçüncü Lig'de yer alan kulübü Numancia'ya duyduğu ebedi sempatinin de kaynağı. (Avusturyalı yazar Peter Handke, Versuch über die Jukebox adlı kitabında [Jukebox Üzerine Deneme] Numancia stadına bir kış günü yaptığı ziyareti anlatır.)
• Lale çiçeği Avrupa'ya Türkiye'den gitmiştir. Bu bir beyaz laleydi ve adı da "tülbent lale"ydi. Fransızca lalenin ismi olan "tulipe" bu tülbent isminden bozmadır.
Sayfa 117
Tarih