Yapayalnız kalmıştım ve onu sevdiğim zamanları çok özlüyordum..
10/10
·304 syf.··
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2026 17:39
Onu Sevdiğim Zamanlar, Kemal Varol kaleminden çıkan ve içimde uzun süre yankılanan bir roman oldu. Bu kitabı okurken bir hikâyeyi takip ettiğimi hiç hissetmedim. Daha çok bir hatıranın içine yürüdüm. Anlatıcı bana olay anlatmıyordu. Kalbinde sakladığı bir zamanı yavaşça açıyordu. Roman düz bir çizgide ilerlemiyor. Belleğin kıvrımlarında dolaşıyor. Geçmiş ile şimdi iç içe geçiyor. Sanki yazar zamanı ilerletmek istemiyor. Onu durdurmak istiyor. Kaybolmasın diye. Aşk var bu romanda. Ama yüksek sesli bir aşk değil. İçte büyüyen, hatırladıkça can yakan bir sevme hali. "Onu" sevmek yalnızca bir kişiyi sevmek değil gibi geldi bana. Bir dönemi, bir gençliği, bir memleketi, bir dili sevmek gibi. Paris ile Arkanya arasında kurulan o mesafe beni derinden etkiledi. Paris'in soğuk düzeni ile Arkanya'nın yaralı sıcaklığı arasında gidip gelen anlatı, insanın kendine olan uzaklığını hissettiriyor. Göç burada sadece bir yer değiştirme değil. Dilin yerinden edilmesi. Hafızanın sürgünü. Bu romanda gündelik hayata ait en küçük ayrıntılar bile ağır bir anlamla karşımıza çıkıyor. Peynir, kola, beyaz tülbent.. Gündelik hayatta elimizin altındaki sıradan şeyler. Ama bu romanda sıradan kalmıyorlar. Her biri güçlü bir simgesel yük taşıyor. Neredeyse bir hançer gibi saplanıyor insanın içine. Özellikle peynirin ölümle kurduğu bağ beni derinden sarstı. Beyaz tülbent masumiyetle, kayıpla ve yasla birlikte anıldığında içimde ağır bir boşluk oluştu. O kadar tanıdık, o kadar basit şeylerin bir anda acıya dönüşmesi.. İşte bu yüzden romanın etkisi geçmiyor. Müzik de anlatının içinde sessizce akıyor. Özellikle Ahmet Kaya'nın Paris'teki varlığı bir hatırlatma gibi. Bir sürgünün sesi gibi. Şarkılar sadece fonda çalmıyor. Toplumsal belleğin ve kırgınlığın taşıyıcısı oluyor. Elanor'un içindeki yarım kalan
Roman
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,986 okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2025 53. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Ekim 2025 00:00
“Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık.” Yaygın inanışa göre Dostoyevski'nin ünlü bir sözü. Okumayanlar ne demek olduğunu anlayamayacaktır elbette. Kitap 6 harika öyküden oluşuyor: Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Bir Delinin Anı Defteri, Fayton... Neva Bulvarı; harika bir Neva Bulvarı betimlemesiyle başlayıp, bizi o eşsiz güzelliğindeki sokaklarında kaybedip sonradan iki farklı hikâyeye dönüyor. Bir ressam ve bir teğmenin ayrı ayrı hikâyesi. Bir kadın için (farklı kadınlar, farklı hikâyeler) en fazla ne yapabilirsiniz? Çarpıcı bir öyküydü ikisi de, aşırı beğendim. Burun; neşeli şekilde uyandığınız bir sabah burnunuzun yerinde olmadığını fark etseniz ve kimse de bunu yadırgamasa ne hissederdiniz? Üstelik bir de bu burun sağda solda üniforma içinde geziyorsa? Çok eğlenceli bir hikâye fakat ben herkesin çıkarttığı ast-üst ilişkisi anlamını çıkartamadım, olsa olsa derim ki “burnunuza sahip çıkın, başkalarının işlerine karışmayın ki burnunuz yerinde dursun” :) Portre; Gogol bu öyküsünde hırsın, açgözlülüğün, belki dünya malının insana iyilik getirmediğini bir ressamın koleksiyoncuda bulup satın aldığı resimden sonra başına gelenler üzerinden etkileyici bir şekilde anlatmış. Enfesti. Palto; en çok kalbimi bıraktığım öykü diyebilirim. Gogol, bizi bu öyküsüyle alıp duvardan duvara vurdu diyebilirim. Aşırı kederlendim. Akakiy Akakiyeviç, sırtındaki artık tülbent kadar inceldiği için yama tutmayan paltosunu değiştirmek mecburiyetinde kalır. İkramiyesini almadan da değistiremeyeceği için, 6 ay heyecanla beklediği paltosunu en sonunda diktirir, öyle ki iş arkadaşları kutlama bile yapar adına. Fakat sonrası kalbimizi buruşturup attı âdeta :( Bir Delinin Anı Defteri; çok eğlenceli ve aslında bir o kadar da üzücü bir günlüktü. Adı üstünde, bir delinin anı defteri, ama memur
Alıntı
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve FaytonNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202538,5bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir Kitap Değil Bir Hatıra
9/10
·160 syf.·
2025 69. kitabı
Geceydi Ev susmuştu Ben susamamıştım Sabahattin Alinin Canım Aliye, Ruhum Filiz kitabı düştü aklıma Ne çok sarmıştı beni Ne de tamamen bırakmıştı Yan yana oturmuş gibiydik Konuşmadan Aynı havayı soluyorduk sadece Mektup başka bir şey çünkü Bizim kuşağın bildiği bir şey Sandık demek Tülbent te sarılan zarflar demek El değdikçe çoğalan koku demek Hasret kokusu O kokuyla büyüdüm ben Dayımı çok küçükken trafik kazasında kaybettik Annemin dayıma Dayımın anneme yazdığı mektuplar Ben o mektuplarla büyüdüm Özlemi Hasreti Acıyı orada öğrendim
1000Kitap
Canım Aliye, Ruhum FilizSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202031,6bin okunma
10/10
·124 syf.··
2025 54. kitabı
"Bir tiyatronun galerisinde tanıştığım birisi,en iyi arkadaşım oldu.Bir tezgâhta tülbent dokuyan narin bir kıza aşık oldum. Onun ayaklarını ellerimin içine aldım." " Savaş zamanındaydık...Anam bir sabah ekmeğin üstüne belli belirsiz tereyağ sürmüştü .Bütün ömrümce bol tereyağlar sürülmüş ekmekler yedim.Fakat o günkü tereyağın sevincini duyamadım. " "Kimdim, neydim,kimi seviyordum?" Sait Faik’in Sarnıç kitabı benim için tam anlamıyla İstanbul’un eski sokaklarında dolaşmak gibi bir deneyim oldu. Deniz kokusu, insan sesleri, dar sokakların gölgesi… Hikâyelerin her satırında sanki adım adım şehrin içinde gezdim. Okurken sık sık şunu düşündüm: “Bu adam en küçük sahneyi bile öyle bir anlatıyor ki, sanki gözümün önünde yaşanıyor.” Hikâyeler sade ama inanılmaz içten; insanın hem kendine hem de çevresine farklı bir gözle bakmasını sağlıyor. Kitaba ismini veren ‘Sarnıç’ hikâyesi Bu hikâye özellikle aklımda kaldı. Sarnıç, bana göre çocukluğun masumiyetini, eski taş yapıların bile bir ruhu olduğunu hissettiren çok özel bir anlatı. Okurken anlatıcının o eski yapıya duyduğu hayranlığı, gizemi ve çocuk aklıyla içini bir dünyanın saklandığını düşünmesini çok sevdim. Sarnıç, biraz da geçmişe duyulan özlemi anlatıyor. Çocukken dev gibi gelen o yapı, yıllar geçse de duygusu hiç solmayan bir hatıra gibi duruyor insanın içinde. Kitabın bütünü ise birbirinden bağımsız ama aynı ruhu taşıyan kısa hikâyelerden oluşuyor. Sait Faik, her sayfada insanı ne kadar iyi gözlemlediğini hatırlatıyor. Balıkçılar, işçiler, sokakta karşılaşılan insanlar, adalar, martılar, deniz… Hepsi yumuşak bir sıcaklıkla anlatılıyor. Kimi hikâyeler gündelik hayatın içinden, kimi daha duygusal hatta yer yer masalsı. Ama ortak nokta şu: Sait Faik sıradan bir olayı bile öyle bir anlatıyor ki insanın içinde
Edebiyat & Roman
SarnıçSait Faik Abasıyanık · The Kitap · 20254,408 okunma
İçimi yakan kitap
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2025 37. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 29 Kasım 2025 16:44
Kemal Varol, Onu Sevdiğim Zamanlar'da sonsuz bir aşkın ışığında insanlığın onulmaz yaralarını, bu yaraların bir kadını dönüştürebileceğini anlatmış. İnsanlık adına her geçen yaş ümidimi kessem de yakama beyaz çiçekler kafama beyaz oyalı tülbent taktı bu hikaye. Aşkın kavuşulmamış, sonsuza uzayan, insanı iyileştiren hali de güzeldir diyor hikaye. Yarım kalan şarkılar, barış için uzatılan anne tülbenti, Makam Dağı'nın beyaz çiçeği... Bu hikayede en çok aklımda kalanlar olacak. Göçmenlik sorununa öyle bir yerden yaklaşıyor ki yazar insan olan anlar : Onların birer sayı değil birer ömür oluğunu... Onu Sevdiğim Zamanlar Kemal Varol
Edebiyat & Roman
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,986 okunma
10/10
·104 syf.·
2025 263. kitabı
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk Güray Süngü Güray Süngü’nün “Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk” adlı kitabı, on öyküden oluşan, okuruyla akıl oyunları oynayan ve her bir hikâyenin sonunda güzel sözleriyle insana “evet, işte buymuş” dedirten bir eser. Nükteli dili, doğal anlatımı ve farklı teknikleriyle Süngü, öykü sanatını alışılmışın dışında bir seviyeye taşıyor. Bazı öyküler birbirine bağlı, bazıları ise kendi içinde özgür. Her biri insana, topluma ve hatta insanın kendi iç dünyasına yönelttiği derin bir bakış taşıyor. Yalnızlık, yabancılaşma, aşk ve kusurluluk… Yazar, bütün bunları abartısız, ironik ve yer yer hüzünlü bir tonda ele alıyor. Dili sade ama zaman zaman derinleşen, sanatsal bir dokunuşa sahip. Benim için kitabın en özel öyküsü “Kusursuz Dünya” oldu. Hem anlatımı hem de düşündürdükleriyle akılda kalıcıydı. Bu eser, “Biraz beynim yansın, farklı âlemlere gideyim” diyen herkesin keyifle okuyabileceği bir kitap. Güray Süngü’yü ilk kez bu kitapla okudum ve bu tanışma hayli etkileyiciydi. Soğuk bir orijinallik değil, okuru içine çeken, düşündüren bir samimiyetle yazıyor. Bazı bölümlerinde “Aşk bu kadar gerçekçi anlatılabilir mi?” diye düşündüm. İçinde ne abartı ne de yapay bir romantizm var yalnızca hayatın içinden, kendi kusurlarını da fark eden kahramanların hikâyeleri… “Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk” hem diliyle hem içeriğiyle dolu dolu bir öykü kitabı. Okuru yoran değil, düşündüren, gösteriş yapmadan derinleşen bir kitap. İnsanda şu his kalıyor: “Demek ki aşk bazen gerçekten tek kişilik olabiliyormuş.”
Edebiyat
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik AşkGüray Süngü · Dedalus Yayınları · 2014700 okunma