10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 21:20
Dünya bilim tarihinin en önemli isimlerinden olan merhum Fuat Sezgin hocamızın bu kitabını okuyunca "İslam Dünyasındaki Zenginlik" in ne kadar çok olduğuna bir kez daha şahit oldum. Fuat Sezgin'in hayatından yola çıkarak bilim ve araştırma dünyasının içerisinde İslâm Dünyasının etkilerinin ne kadar çok olduğunu bu kitapta bir kez daha fark ediyoruz. İslâm, aslında bilim ve araştırmaya çok değer veren bir din ve bunu Kur'an'ı Kerim'de çoğu ayette dile getirir. Zaten İslamiyet'in yayılışı ve İslam'ın en önemli temsilcilerinden olan Osmanlı Devleti'nin Kuruluş ve Yükselme dönemlerinde de bu durumu fark ettiğimiz müddetçe bilimde ne kadar ileri gittiğimizi görmemek için ancak kör olmak gerekir. Ne zamanki İslâm'dan uzaklaştık işte o zaman bilim ve araştırma dünyasından da uzaklaştık ve yetkiyi Batı Dünyasına verdik. Bilim ortak mirastır. Zamanında Batı'dan ilmi alıp geliştiren İslâm Dünyası, zamanla elindeki ilmi Batı Dünyasına verdi ve ne hikmetse kendisini artık hep Batı'dan eksik gördü. Oysa eksiklik İslam'da değil bizzat ilim ve bilimi kullanmayı öteleyen insanlarda idi.Bu eksiklikten kurtulmanın reçetesi ise bellidir: İslam'a sarılıp ilim ve bilime önem vermek. İslâm Dünyasının ilim ve bilime verdiği değeri öğrenmek isteyen herkese bu kitabı okumasını tavsiye ederim.
Bilim Tarihi SohbetleriSefer Turan · Pınar Yayınları · 20194,239 okunma
Puan vermedi·254 syf.··
2026 73. kitabı
Türkçülüğün temelinde, ulusçuluğa dayalı oryantalist düşünce yer almaktadır. 1789 yılında gerçekleşen Fransız İhtilali sonucunda Avrupa'da baş gösteren milliyetçilik (ulusçuluk) akımından Osmanlı Devleti de etkilenmiştir.İkinci Meşrutiyet'in ilanından hemen sonra güçlenen Türkçülük akımı, Fransız İhtilali'nin etkisiyle ırka/etnisiteye dayalı bir devlet kurma düşüncesini doğurmuştur. Osmanlı toplumunu oluşturan "yetmiş iki milletin", İngiliz siyasetinin de etkisiyle milliyetçilik ve bağımsızlık (istiklal) fikrini benimsemesi sonucunda, gayrimüslim tebaa arasında bağımsız devlet kurma ideali oluşmuştur. Osmanlı'dan ilk bağımsızlık talebinde bulunan Sırplar ve ardından bağımsızlığını kazanan Yunanlar bu durumun en somut örnekleridir. Bu akımın Osmanlı toplumundaki en büyük etkisi ise ümmet anlayışından kültürel milliyetçiliğe geçişin yaşanması olmuştur. Bu alandaki ilk oryantalist çalışma, Joseph de Guignes tarafından 1756-1758 yıllarında yayımlanan Hunların, Türklerin, Moğolların ve Daha Sair Tatarların Tarih-i Umumisi adlı eserdir. Dönem içinde gerçekleştirilen ilk ideolojik çalışmalar ve kurulan yapılar ise kronolojik olarak şöyledir: 1908 - Türk Derneği: Yusuf Akçura, Ahmet Mithat Efendi ve Necip Asım gibi isimler tarafından kurulmuştur ancak etkisi bakımından zayıf bir ideolojik yapıya sahiptir. 1911 - Genç Kalemler Dergisi: İlk defa düzenli ve sistematik bir yayın çizgisi takip edilmiştir. Türk bilincini yaymak amacıyla yayımlanan ilk manifesto niteliğindedir ve halk üzerinde ciddi bir etki yaratmıştır. 1912 - Türk Ocağı: Türkçülük düşüncesinin kurumsallaşmasında en önemli merkez olmuştur. 1914 - Türk Bilgi Derneği: İlmi ve akademik çalışmalar yürütmüştür. 1917 - Yeni Mecmua: Ziya Gökalp'in öncülüğünde çıkan ve fikri altyapıyı besleyen önemli bir yayın
Türkçülüğün EsaslarıZiya Gökalp · Ötüken Neşriyat · 20227,8bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Şevket Süreyya Aydemir - Suyu Arayan Adam
Puan vermedi·407 syf.··
2026 1. kitabı
Eser otobiyografidir. Çok sade ve akıcı bir Türkçe ile yazılmıştır. Yazar eserde anlatılan ilk dönemlerde Türkçüdür. Eserde soyadını da okuduğu bir romanın Türkçülük uğruna Kafkaslara gidip herkesi affetmesiyle bilinen Aydemir isimli bir karakterinden etkilenerek aldığını anlatır. Sonrasında geçirdiği ideolojik değişime rağmen eser içerisinde Türkçü olduğu zaman da solcu olduğu zaman da kendi iç dünyasını anlatırken objektifliğini korur, yani insan ilk başlarda yazarın sonradan solcu olabileceğine asla ihtimal vermezken sonradan da önceleri Türkçü olabileceğine ihtimal veremez. Atatürk gibi cephede bile okuyacak kadar entelektüel bir adamdır. O dönemde, eğer Rusya bu sınıf meselesine bu kadar saplanıp kalırsa ve Amerika aynı hızla yozlaşmaya devam ederse Çin asrının geleceğini söylemiş ve bence haklı da çıkmıştır. Yazar, Rumeli kaybedilmeden uzun yıllar önce aslında çocukların oyunlarında bile Hristiyan - Müslüman Savaşı'nın, içten içe tebalar arası bir kinin olduğunu belirtir. Yani onlar için Rumeliden atılmak sürpriz olmamıştır. Ağabeyi de kendisi de asker olmuşlardır ve nispeten bilinçli ve eğitimli bir insan olduğu için bu ricatın doğasını eserden de anlaşılacağı üzere çok iyi anlamıştır. Yazar Dersim'den bahsederken oranın daima aslında bizim gibi görünüp hiç bizim olmadığını, çevre illeri baskı altında tuttuğunu ve bunların hem Osmanlıya hem Dersim'e vergi vermek zorunda olduklarını söyler. Fıratı geçip doğuya savaşa gittiklerinde buradaki tek köprü olan İliç Köprüsü'nü Kürtler kesmiş ve devletin askerini karşıya geçirmemişlerdir. Bunlar Ruslara da bize de pusu kurup yiyecek ve cephanemizi almaya çalışmışlardır. Kafkas cephesi baştan beri ricat şeklinde gelişmiş ve yazarın aktardığına göre Karadeniz'den İran'a bütünsel bir çekilme gerçekleşmiştir. Yazar Sarıkamış
Suyu Arayan AdamŞevket Süreyya Aydemir · Remzi Kitapevi · 20215,1bin okunma
8/10
·96 syf.·
2026 129. kitabı
“Şâhidinin Kaleminden” 31 Mart Fâciası 31 Mart Vakası deyince benim aklıma ilk olarak Divan-ı Harbi Örfi'de idamla yargılandıktan sonra, beraat edip, Sultanahmet'e doğru giderken meydandaki idamları görünce, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin söylediği "zalimler için yaşasın cehennem" sözü gelir. Bunun için incelemenin merkezine de bu sözü aldım. 31 Mart Fâciası adlı eseri okudum. 96 sayfalık bu kısa hatırat, bir gün hatta birkaç saat içerisinde rahatlıkla okunabilecek bir kitap. Düşündürdüğü meseleler ise oldukça büyüktü... 31 Mart Vak’ası sonrasında Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Divan-ı Harb-i Örfî’de yargılanır ve beraat eder. Mahkemeden çıktıktan sonra gördüğü idam manzaraları karşısında söylediği “zalimler için yaşasın cehennem” sözü, dönemin karmaşasını, korkusunu ve sertliğini anlatan en çarpıcı ifadelerden biridir. Bu kitap da insanı tam olarak böyle bir atmosferin içine sokuyor. Taşkışla’da mızıka zabiti olarak görev yapan Mustafa Turan, 1966 yılında yayımlanan bu eserinde 31 Mart Vak’ası’nı Taşkışla’da yaşanan hadiseler üzerinden anlatıyor. Yazar, olayların öncesinde ve sonrasında bizzat gördüklerini aktarıyor ve bütün bu sürecin bir komplo olduğuna inanıyor. O dönemde kendisi de İttihat ve Terakki Cemiyeti mensubu olduğu için içeriden bir bakış sunması kitabı ayrıca dikkat çekici hâle getiriyor. Mustafa Turan’ın üzerinde en çok durduğu meselelerden biri ise Selanik merkezli Mason locaları ve bunların İttihat ve Terakki üzerindeki etkisi. Özellikle Emanuel Karasu etrafında şekillenen yapının cemiyete nüfuz ettiğini düşündüğünü açıkça ifade ediyor. Yazara göre 31 Mart Hadisesi de dahil olmak üzere yaşanan birçok gelişme, Filistin’de Yahudi devleti kurulmasına karşı duran Sultan Abdülhamid’i tahttan indirmeye yönelikti.
Tarih
“Şâhidinin Kaleminden” 31 Mart FâciasıMustafa Turan · İslâmbol Yayınları · 20253 okunma
Puan vermedi·64 syf.·
2026 6. kitabı
Ömer Seyfettin’i genelde o meşhur, biraz da tüyler ürperten hikayeleriyle tanırız ama "Turan Devleti"ni okuyunca karşımda bambaşka bir figür buldum. Bu kitap bir hikaye kitabı değil, resmen bir milletin "ben buradayım ve ölmedim" diye haykıran manifestosu. Okurken, yazarın o dönemdeki o büyük yıkımların, Balkan bozgunlarının ortasında nasıl bu kadar dik durabildiğine hayret ediyorsunuz. Metindeki o "mefkûre" vurgusu bana şunu hissettirdi: İnsanı ayakta tutan şey yemek içmek değil, uğruna ölebileceği bir fikrinin olmasıymış. Seyfettin, "millet" kavramını o kadar insani ve kültürel bir yerden tutuyor ki, hani o kuru ırkçılık tartışmalarının çok ötesine geçip bizi dilde ve gönülde birleşmeye çağırıyor. Bazı yerlerde üslubu o kadar ateşli ki, sanki yanınızda durmuş, omuzlarınızdan tutup sizi sarsıyor gibi hissediyorsunuz. Makineleşmiş, ruhsuz bir tarih okuması değil bu; her kelimesinde bir sızı, bir umut ve devasa bir aşk var. Modern dünyada o kadar dağılmış durumdayız ki, onun o "birleşme" ve "kendini bulma" çağrısı, sanki yüz yıl önceden değil de tam da bu sabah yazılmış gibi taze geliyor insana. Bu metin, sadece bir ideolojiyi değil, bir insanın kendi köklerine duyduğu o bitmek bilmeyen tutkuyu anlatıyor aslında.
Turan DevletiÖmer Seyfettin · Su Yayınları · 1980211 okunma
Puan vermedi·542 syf.··
2026 52. kitabı
Kendisinden sonraki bütün tarih araştırmalarına metod ve muhteva olarak kaynaklık etmiş bir baş eserdir. "Türkler, İslâmiyeti umumî ve millî din hâline getirince Altay dağlarından Akdeniz kıyılarına kadar Cihân-şümûl Selçuklu İmparatorluğunu kurmuşlardır. Bu suretle İslâm dünyasına hâkim olan, Yakın-Şark'ı ve husûsiyle Anadolu'yu Türkleştiren Selçuklular, İslâm dünyasına ırkî, siyâsî, iktisadî, içtimâ ve kültürel yeni müessese ve unsurlar getirerek İslâm medeniyetini çöküntüden kurtarıp ona taze bir kan ve hayatiyet vermişler; çeşitli kavim, din ve mezhepler arasında vücûda getirdikleri yeni nizâmı, meydana çıkan yeni devletler ile, dört asır sürdürmüşlerdir. Türkiye Tarihi'nin cihanşümul Osmanlı Devleti'nden önceki devresi...
Tarih
Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm MedeniyetiOsman Turan · Ötüken Neşriyat · 2021329 okunma