Ömer Seyfettin. Uzun zamandır listemde ekli olan ve ağustosun son gününde son kitabım (50 ve bu sefer kesin) olarak, güzel bir kapanış kitabı diyebilirim. Çünkü onun bende yeri ayrıdır. Hep edebi tarihteki yeriyle anılır, çocuklara yazdığı öykü kitaplarıyla ama hak ettiği değer ve saygıyı görmelidir çünkü Türk fikir tarihindeki yeri de oldukça mühimdir. Merhum, Türkçülüğün özellikle 1908 yılından sonraki döneminin sayılı isimleri arasındadır. Kitabı okuyunca da ne demek istediğimi daha net ifade edebilmiş olacağım.
Özellikle Selanik'te (bizim için ora mühimdir) çıkan Genç Kalemler dergisinde onun Sade Dil davasını daha iyi anlıyor, Türk dilinin başta Arap ve Fars dilleri olmak üzere yabancı dillerden kurtulması gerektiğini inceliyoruz. Yeni çocukların konuşma dilini görse mezarında ters dönecek demek ki.
Turan Devleti kitabı ise adından da anlaşılacağı üzere Türkçülük davası güder. Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur der. Her savaşta gördük nasıl arkadan vurulduğunu Osmanlı’nınki bilhassa halen birileri tarafından ekmek aşı eksik edilmeyen Araplar da buna dahil. Osmanlıcılık düşmanı, Türklük dostudur. Bende her daim Hristiyan bir Türk'ü, Müslüman olduğunu söyleyen bir Arap'a tercih ederim. İslamiyet’i kullanıp duygu sömürüsü yapacak varsa hiç tartışmayalım çünkü İzmir – İstanbul gibi yerlerde oturanlar babalarına dedelerine kurtuluş dönemimizi sorsunlar, dediğimi anlarlar. Birileri kaçarken Papaz Eftim'in ve onun gibi Ortodoksların burada kaldığını unutmayalar. Bu da böyle biline...
Özellikle o dönemde yani Tanzimat döneminde bir Osmanlıcılık almış yürümüş. Şimdi her millet Osmanlı tebaası sayılmış, güzel ama zararı yok mu? Daha güncel örnek verelim. Sıkıntılı bir bölgede askersiniz. Kuzey Irak sınırı olsun. Bir baskın oluyor, yanınızda her milletten adam var ama
Turan DevletiÖmer Seyfettin · Su Yayınları · 1980210 okunma
"Bu uzun makaleden aldığımız şu küçük parçalar da gösteriyor ki, binlerce yıldan beri olduğu gibi doğuda ÇİNLİLER ve batıda RUSLAR arasında kalmış olan hür ve kahraman TÜRKLER hâlâ dünyanın çatısı ve Asya’nın stratejik kalbi olan bu topraklarda yaşıyor ve çarpışıyorlar."
•••
Ömer Seyfettin Osmanlı'nın dağılmasının oldukça hızlandığı dönemlerde, Osmanlı Devleti'ni kurtarmak için ortaya çıkan akımlardan biri olan "Türkçülük"ün temsilcilerinden biridir. Kendisi gerek hikâyelerinin bazılarında gerekse yazdığı makalelerde Türkçülüğün önemine dikkat çekmiş ve elinden geldiğince bunu duyurmaya çalışmıştır.
Onun çizdiği Türkçülük portresi gerek çağdaşlarıyla gerekse ondan sonra gelen aydın insanlarla pek uyuşmaz. Seyfettin tüm Türklerin bir bayrak altında birleştiği "Turan Devleti"ni hayal eder, bunun gerçek olabileceğini savunur. Oysa çağdaşı olan birçok aydın bunun asırlardır Türklerin yayıldığı geniş coğrafya ve yaşadığı farklı tarihler nedeniyle imkânsız olduğunu ileri sürer.
Ömer Seyfettin ise bu görüşü benimseyen insanlara bunun imkânını -kendince- gösterip, açıklamak için bu yazıyı kaleme alır. Bu yazıda Türkçülüğün, milliyetçiliğin, birleşmenin önemine vurgu yaparken bir yandan da yakın dönemde yaşanmış iç ve dış meselelere değinir.
Herkesin keyifle okuyacağı bir kitap değil. Hatta tarihe ilgi duymayanlar sıkılır okurken. Fakat eğer tarihe ilginiz varsa ya da genel kültür edinmek istiyorsanız okumanız isabetli olur diye düşünüyorum.
Okumayı düşünen herkese keyifli okumalar diliyorum.
Turan DevletiÖmer Seyfettin · Su Yayınları · 1980210 okunma
Üstadın okuduğum ikinci eseri oldu; bu da diğer okuduğum eseri (Bir Ermeni Gencin Hatıra Defteri) gibi siyasi ve tarihi içerikli bir kitaptı.
Ömer Seyfettin, başlangıçta milliyet fikrinden bahsederek, Türklerin kimliği ve Türkistan'daki Türkler hakkında bazı bilgiler aktarıyor. Ilerleyen kısımlarda Turan Devleti hakkındaki görüşleri yer alıyor.
Türkistan'ın başına bela olan ve bugün dahi oradaki soydaşlarımız ile aramıza giren Rusya'nın, tarihi süreçte bu coğrafya üzerindeki emperyalist fikirleri ve girişimlerine değiniyor.
Elbette bir Osmanlı'nın kaleminden Turan fikrini okumak o dönemdeki düşünce yapısını anlamak için de oldukça önemli. Fakat okudukça göreceksiniz ki o günkü Turancılık fikri neyse bugünkü de aynı.
Asırlar geçse de Turan fikri gönüllerimizden silinmeyecek, milletimiz varlığını devam ettirdikçe bu mefkûremiz yaşayacaktır...
Ömer Seyfettin… Sade dili, çarpıcı anlatımı ve insanın içine işleyen mesajlarıyla çocukluğumun eşsiz hikâyecilerinden biri. Yıllar sonra bugün onu yeniden okurken fark ediyorum ki, o satırların içindeki anlam artık çok daha berrak, çok daha sarsıcı.
Bir zamanlar sadece bir hikâye gibi gelen düşünceler, şimdi zihnimde daha güçlü yankılanıyor. Turan Devleti fikrini anlatırken; bize yabancı ideolojilerden medet ummanın boşluğunu, aslında bize bizden başka dost olmadığını ve Türkler birleştiğinde başka hiçbir güce ihtiyaç kalmayacağını, o kendine has duru Türkçesiyle kısa ama derin bir şekilde dile getiriyor. Ve en önemlisi, Turan’ın sanıldığı gibi uzak bir hayal değil, hâlâ diri bir ideal olduğunu hissettiriyor.
Türkistan üzerinde çıkar çatışması yaşayan Rus ve Çin emperyalizmine değindikten sonra ise son cümlesiyle insanı adeta sarsıyor:
“Gençler, görüyorsunuz ki: TURAN hâlâ kanayan ve yaşayan bir ülkedir.”
Bu cümle, yalnızca bir tespit değil; aynı zamanda bir uyanış çağrısı gibi… İçine dokunuyor, düşündürüyor ve insanın içinde uzun süre susmayan bir yankı bırakıyor.
Turan DevletiÖmer Seyfettin · Su Yayınları · 1980210 okunma
Ömer Seyfettin'in milliyetçi yönünü pek bilmezdim benim için şaşırtıcı oldu bu kitap ise her Türk gencinin okuması gereken kitaplar arasında olmalı tavsiye edilesi bir kitap
Turan DevletiÖmer Seyfettin · Su Yayınları · 1980210 okunma
“Gençler görüyorsunuz ki: TURAN hâlâ kanayan ve yaşayan bir ülkedir” demekte son söz olarak Büyük Türk hikaye yazarı ve düşünürü Ömer Seyfettin. Hakikaten kitabi okuduğumuzda farketiyoruz ki son bir asır Türk ulusunun yaşamış olduğu sıkıntılarıları değiştirmemiştir. Hâlâ Rusya’nın bu coğrafya üzerinde siyasi emelleri vardır ve hâlâ Doğu Türkistan esirdir ve hâlâ Turan kanayan ve yaşayan bir ülkedir.
Turan DevletiÖmer Seyfettin · Su Yayınları · 1980210 okunma
Ömer Seyfettin’i genelde o meşhur, biraz da tüyler ürperten hikayeleriyle tanırız ama "Turan Devleti"ni okuyunca karşımda bambaşka bir figür buldum. Bu kitap bir hikaye kitabı değil, resmen bir milletin "ben buradayım ve ölmedim" diye haykıran manifestosu. Okurken, yazarın o dönemdeki o büyük yıkımların, Balkan bozgunlarının ortasında nasıl bu kadar dik durabildiğine hayret ediyorsunuz. Metindeki o "mefkûre" vurgusu bana şunu hissettirdi: İnsanı ayakta tutan şey yemek içmek değil, uğruna ölebileceği bir fikrinin olmasıymış. Seyfettin, "millet" kavramını o kadar insani ve kültürel bir yerden tutuyor ki, hani o kuru ırkçılık tartışmalarının çok ötesine geçip bizi dilde ve gönülde birleşmeye çağırıyor. Bazı yerlerde üslubu o kadar ateşli ki, sanki yanınızda durmuş, omuzlarınızdan tutup sizi sarsıyor gibi hissediyorsunuz. Makineleşmiş, ruhsuz bir tarih okuması değil bu; her kelimesinde bir sızı, bir umut ve devasa bir aşk var. Modern dünyada o kadar dağılmış durumdayız ki, onun o "birleşme" ve "kendini bulma" çağrısı, sanki yüz yıl önceden değil de tam da bu sabah yazılmış gibi taze geliyor insana. Bu metin, sadece bir ideolojiyi değil, bir insanın kendi köklerine duyduğu o bitmek bilmeyen tutkuyu anlatıyor aslında.
Turan DevletiÖmer Seyfettin · Su Yayınları · 1980210 okunma
İmparatorluğun (Osmanlı) son üç asrı ve günümüze uzanan siyasî, ekonomik, sosyal ve bunlarla bağlaşık kültürel etkenlerin ele alındığı müthiş ancak kısa bir kitap. Rusya'da, İngiltere'de, Fransa'da ve bilumum Balkanlarda meydana gelen sivil idareler, askerî kayıtsızlık ve diplomatik, siyasi, sosyal gelişmeler tek tek takip edilmiş. Bu da gösteriyor ki bu devletleri, her şeyiyle tek tek araştıran gözlem gücüne hâkim birileri var. Çünkü verilen bilgiler yalnızca sivil idarenin askeriye ve özellikle Rusya'nın teşekkülü hususunda değil bilhassa sosyal ve kültürel etkenleri ve olayları üzerine sıcağı sıcağına yoğunlaşmakta. Su kısacık kitaptan anlaşılıyor ki Türk ve Turan uyuyan bir peri misali uyanık. Önerebilirim. İmparatorluğun duraklama sonrası tüm atılımlarını anlama bağlamında güzel bir özet sunuyor.
Turan DevletiÖmer Seyfettin · Su Yayınları · 1980210 okunma
Eseri seneler önce okumuş olmalıyım fakat büyük ölçüde unutmuş olduğumu îtiraf etmeliyim. Ömer Seyfettin gibi erken yaşta hayata veda etmiş velut bir kalemin kendi çağını tasvir ve teşhislerini büyük bir ilgiyle okuduğumu da söylemeliyim. Ne yazık ki Ömer Seyfettin'in ilerigörüşlülüğünden ziyadesiyle yararlanqmadık hatta öldüğünde bile o tanımayarak bir kimsesiz gibi cesedini kadavra olarak kullandık. Buna ne denebilir ki? Resmen millî bir ayıp... Ömer Seyfettin'in bir torunu olduğunu biliyorum İngiltere'de kendisini ziyaret etmek istiyordum, hiç görmediği hatta belki de tanımadığı dedesiyle ilgili fikirlerini merak ediyordum ancak şartlar el vermedi. Esâsen bunu benim değil devlet ricâlinin yapması gerekir fakat bugünkü Türkiye'nin hâline bakarak devletlik vasıflarının tamamını göremediğimden temennimin içinin kısa bir zamanda doldurulamayacağını teessürle anlıyorum. Bu karanlık atmosfere karşı dahi ümitvârım yarının Türkiyesinde milli şuura malik gençlik, Ömer Seyfettine hak ettiği değeri verecek, onun eserlerini çocuk kitabı olmaktan çıkararak hak ettiği şerefi -bir sadaka verir gibi değil- geç gelen adaletin adalet olmadığı bilinciyle kalbi buruk olarak takdîm edecektir.
Turan DevletiÖmer Seyfettin · Su Yayınları · 1980210 okunma
İncelemeye Ömer Seyfettin'nin kitabı da özetleyen şu son sözü ile başlamak istedim...
Yaşayan Ülke:
{ Bu uzun makaleden aldığımız şu küçük parçalar
da gösteriyor ki, binlerce yıldan beri olduğu gibi
doğuda ÇİNLİLER ve batıda RUSLAR arasında kalmış
olan hür ve kahraman TÜRKLER hâlâ dünyanın
çatısı ve Asya’nın stratejik kalbi olan bu topraklarda
yaşıyor ve çarpışıyorlar.
1863’de Macar Bilgini (Vanbery)nin bütün batı
âlemine DÜNYANIN ÇATISI olarak ilan ettiği ve
tanıttığı TURAN, bin bir facia, tehdit ve tehlike
içinde olduğu halde 1963’de de Fransız yazarı
(Robert Guillain) in dediği gibi ASYANIN STRATEJİK
KALBİ olarak yaşamakta ve çarpışmakta devam
ediyor. Gençler görüyorsunuz ki: TURAN hâlâ
kanayan ve yaşayan bir ülkedir. }
Evet, konu Türklük olunca bir çırpıda anlatılıp işin içinden çıkılmıyor elbetti. Ama bu eserde Türk gençliğnin okuması gereken Milli bir yapıttır. Ömer Seyfettin yaşadığı dönemi çok iyi gözlemlemiş ve geçmişlede bağlantılar kurarak Türklüğün yaşadığı sıkıntılar ve geleceği hakkında bizlere ip uçları vermektedir. Okunması gereken bir eser....
Ömer Seyfettin (d. 11 Mart 1884 Gönen Balıkesir, – ö. 6 Mart 1920 İstanbul), Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Asker, şair ve güçlü bir edebi yeteneği olan bir öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne pek çok sayıda eser sığdırmıştır.
1884 yılında Gönen'de (Balıkesir) doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Beyle, Fatma Hanımın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Beyin görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanîye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesine kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsine devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu.
Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburuna tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okuluna öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçüden ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı.
Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Orduda görevlendirildi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncunun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemlere çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı. Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşının başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatmasında esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdunda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı.
Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşanın organize ettiği Babıali Baskınına katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisinde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü.
1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Beyin kızı Calibe Hanımla evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü. 1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü.
Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Martta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığına defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığına nakledildi.
En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır.
Detaylı bilgi ve kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Ömer_Seyf...