Hislerimi anlatmakta ne kadar zorluk çekiyorum, kelimeler ne kadar yetersiz ve aynı kelimelerle aynı dilden konuşamamak ne kadar ıstırap verici, bir bilsen!..
Mezar…Çile…
Ruhun talim alanı olan dünyaya, ruhumuz olgunlaşşın diye geldik…
Fikir, ölmek için yaşamaktır; ve her nakış bir adım ölüm...
Çilemiz, bilerek veya bilmeyerek bundan…
“öfkeye, zaman ki sana hasta olmuş, incelikli haytasın, nüks ederken raksına mahallenin maşallahı, eyvallahı, güzelleş be oğlum şimdilik ölümüne kadar hayattasın. Şimdilik, ölümüne kadar hayattasın”
"Bir çift kanattınız hüznün rüzgarlarında. Dağılıp gitti melekleriniz, beyazın öte dağlarında. Ağlasın arkanızdan bir ağızdan, tüm dehşetiyle kolera. Tıbı, sen harbi hayalet, sağlam gariban, ruhuna el-fatiha.."
"Hayat, zaman içinde var olmuş her şeyin bir plânıdır. Düşünce, ses, göz, yüz, duygu ve rüyâlarla donanmış olarak, zaman ve mekâna aldırmadan, bir zaman kaymasıyla unutulmuşluğun karanlığından, zamansız sonsuzluktan tekrar geri gelmek umuduyla, varlığımızın kapı ve pencerelerinin ardında fırsat kollar."
Gerçekten önemli olan bir tek felsefe meselesi vardır; intihar. Hayatın yaşanmaya değip değmediği hususunda bir hükme varmak, felsefenin temel sorusuna karşılık vermektir. Gerisi, dünyanın üç buudlu olup olmadığı, aklın 9'mu yoksa 12'mi kategorisi bulunduğu sonra gelir. oyundur bunlar; önce karşılık vermek gerekir. Nietzsche'nin istediği gibi, bir filozofun saygıdeğer olabilmek için, başkalarına tavsiye ettiğini önce kendisi yapması gerektiği düşünülürse, bu karşılığın önemi iyice anlaşılır; çünkü karşılık kesin davranıştan önce gelecektir. Gönlümüzce sezdiğimiz şeyler bunlar ama, aklımıza da aydınlık gelmeleri için derinleştirilmeleri gerekir.