Nereden başlasam bilemiyorum.
Bazı kitaplar vardır size farklı pencereler açar ve siz farklı atmosferleri solursunuz.
Bazı kitaplar da vardır ki sizi öyle pencereyle falan kandırmaz, tutar kolunuzdan gökyüzüne çıkarır ve size seslenir; bak işte sen dünyayı sadece kendi etrafında olanlardan ibaret sanıyordun, yaşamı, kuralları, toplum yargılarını, toplum düzenini, toplum ahlakını sadece yaşadığın dönemin paradigmasından algılıyordun bak bakalım her şey senin yaşadığın dönemdeki dünyaya mı ait?
Bu kitap önce sizi kolunuzdan tutup gökyüzüne çıkarır fakat indirmek için falan uğraşmaz çünkü bilir ki sizin doğru bildiğiniz tabularınız teker teker üstünüze yığıldığında zaten kendiliğinizden zemine çakılacaksınız.
Dünya nedir? diye sorsalar şunu söylerim; doğduğum yıldır dünya, doğduğum medeniyettir dünya…
Dünyaya geldiğimizde sadece yaşımız büyümez, siz göremeseniz de ruhumuzun üstünde kabuklar oluşur. Oluşan bu kabuklar yaşadığımız dönemin değer yargılarıdır. O kabuklar bizi öyle çevreler ki doğal yapımızdan bizi
uzaklaştırır. Zaman öyle ilerler ki kim olduğumuzu değil asıl olan, insan nedir onu unuturuz.
Yaşadığımız dönemi sanki dünya oluştuğundan beri devam eden bir olguymuş gibi algılarız. Sadece insan olduğumuzu unutmayız aynı zamanda kendimize bir soruyu sormayı da unuturuz o da insan nedir ?
İnsanlık tarihi ilerlemesine modernlik demiştik. Peki ya modernlik dediğimiz süslü bir altın kafesten ibaretse?
Sanırım bize bunu bize özetleyecek bir yazar tanıyorum. Gelin alt paragraftaki iki alıntıya bakalım durum gerçekten de böyle mi?
Sapiens yazarı Yuval Noah Harari’nin dediği gibi “Kano ve kadırgalardan buharlı gemilere ve uzay mekiklerine vardık ama kimse nereye gittiğimizi bilmiyor.’’
‘’Yaklaşık 70 bin yıl önce Homo Sapiens'e ait organizmalar, kültür adını
Acemi bir Tolstoy okuyucusu olarak sıradan bir savaş hikayesi gibi başlayan SİVASTOPOL un derin anlamını kavrayabildim artık ..
'' Savaşlar yazarlar doguruyor ''
savaş görmuş bizzat içinde bulunmuş insanların bakışı ile sus pus evlerınde oturan elinde bir fincan kahveyle hımmm ''Bu da neymiş pek bir abartmış'' diye ahkam kesen okur arasındaki ...dönem,fikir,yediği ekmek,ayagındaki ayakkabı,silah namlusunun kokusu,top güllesinin kulak patlatan sesi, kadar fark var....
'' siz hiç ölüm korkusu nedir bilirmisiniz ? ya kan kokusu?
biz toplu halde dondukmu soguktan ? ya da bitlendikmi binlerce kişi ?
ekmegi ısırırken hüngür hüngür agladıkmı acaba ...ne kadar aç kaldık ? hangimizin bacagını sıhhıyede kopara kopara aldılar....
bu gün ölecegim diyerek güne başlayıp ...ölürken öldüğünü bile anlamayıp arkadaşına olan onıkı kopik borcunu düşünen adamların hikayesini anladığımız gün sanırım bizde insan olma yolunda bir adım daha ilerlemiş olacagız..
klasikler beni sıkıyor ,yoruyor , bunlar gelmiş geçmiş şeylerdir ,diye düşünüyorsanız söyleyecek birşeyim yok ama büyümek istiyorsanız ''OKUYUN''
barışla kalın....
SivastopolLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,005 okunma