8/10
·424 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 19:38
St.James'in alcakları serisinin ikinci kitabında Feagan'nın çocuklarından şimdinin zengin kumarhane sahibi, zenginlik takıntılı, sosyetenin çay saatlerinin dedikodu konusu Jack Dodger ile dul Düşeş Olivia Lovingdon'un hikayesini okuyoruz. Merhum Dük Lovingdon vasiyetinde, oğlunun vasiliğini ve şahsı mal varlığını Jack'e bırakır. Dük ile fazla tanışıklığı olmayan Jack okunan vasiyet ile yüklü bir mal varlığına sahip olacak ama bilmediği şey küçük bir çocuğa nasıl vasilik yapacağıdır. Dul kalan Düşes Olivia ise okunan vasiyetle ölen kocasının niye oğlunun vasiliğini bu çapkın, kural tanımaz adama bıraktığını anlayamaz. Fakat oğlu Henry ile bu adamla aynı evi paylaşmak zorunda kalır. Ailesinin isteği ile evlenen Oliva çokta sıcak olmayan bir evliliğe sahip. Sorumluluk bilinci ile kendinden yaşça büyük biri ile sadece varis için yapılmış bir evlilik. Sevgisini yönlendirebildiği tek varlığı oğlu olan Olivia'nın bi vasilik yüzünden Jack ile bir çekişme halinde olması çok doğal. İlk görüşte Olivia'da Jack'in sevmediği tüm aristokrat özellikler mevcut. Bu yüzden zıtlaşmaları da kaçınılmaz. Fakat bu soğuk görüntünün altında Oliva çok farklı bir karakter. Kitap sinir bozucu bir şekilde başladı. Bir okur olarak ana kadın karakterlerle fazla empati kuruyorum. Bu yüzden de böyle hissetmiş olabilirim. Kocası ölen bir kadının, canından çok sevdiği oğlu için hiç tanımadığı ve adı çıkmış bir vasi tayin edildiğini öğrenmek sinir bozucuydu. Bir de o adamla aynı evde kalmak zorunda olması tüy dikmek gibiydi. Jack'in çocukluktan hatırladıkları çok trajik. Biz ilk kitapta başından geçenleri az çok biliyoruz. Annesi tarafından bir aristokrata satılması, orada başına gelenler, daha sonra hapiste başına gelenler çok trajik. Tüm bunlara rağmen kendini oradan çıkarması ve başına gelenlerin
Şeytanla AnlaşmaLorraine Heath · Arkadya Yayınları · 202626 okunma
Puan vermedi·344 syf.··
2026 75. kitabı
Kafamı dağıtacak, beni yormayacak, tam anlamıyla Freida McFadden tarzı akıcı bir psikolojik gerilim okuma beklentisiyle "All Her Lies" kitabına başladım. Gerçekten de ilk sayfalardan itibaren yazarın niyetini anladım ve adeta "Hizmetçi" kitabındaki Millie’nin hikayesini yeniden okur gibi oldum. Ancak ne yazık ki bu benzerlik bir süre sonra tatlı bir esinlenmenin ötesine geçip bariz bir taklit hissiyatı verdi ve bir noktadan sonra beni fena halde baymaya başladı. ​Kitabın ana karakteri Brie’nin durumu zaten tam bir Millie klasiği olarak tasarlanmış. Paraya sıkışmış, arabada kalıyor ve önüne çıkan bu çiftlik işine adeta bir can simidi gibi sarılıyor. Tek farkı, Millie hapisten çıkmıştı, Brie ise takıntılı eski sevgilisinden kaçıyor. Fakat aralarında dağlar kadar zeka farkı var; Millie en azından akıllı ve ne yaptığını bilen bir karakterdi, Brie ise kelimenin tam anlamıyla saflık derecesinde salak. Daha ilk günden Bradley ve Grace çiftinin lüks evinin yanında, kendisine elektriği olmayan, camları tahtalarla kapatılmış döküntü bir kulübe verilmesini zerre yadırgamıyor, bu işin içinde bir iş var demiyor. Üstelik eski erkek arkadaşından kaçan, travmalı bir kadının erkeklere karşı temkinli olmasını beklersiniz değil mi? Hayır, bizimki eve adım atar atmaz hemen "Millie 2" moduna bağlayıp Bradley ile yakınlaşmaya başlıyor. Adam evliymiş, karısı Grace varmış hiç umrunda bile değil. İçten içe "Bradley kesin bana aşık oldu, karısını boşayıp benimle evlenecek" kafasında takılarak, adım adım kurulan o büyük tuzağın içine kendi rızasıyla ve adeta güle oynaya yürüyor. (En tuhafıma giden de bizim kızın başta bu eve gelince işinin ne olduğunu anlamamam oldu. Çünkü Bradley ile yatak aktiviteleri dışında bir icraatı yoktu. Dedim heralde sadece bu iş için geldi. Meğerse bahçe düzenlemesi
All Her LiesMatt McGregor · Inkubator Books · 20262 okunma
Reklam
5/10
·344 syf.··
2026 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 11:34
Bu kitabın neden bu kadar beğenildiğini bir türlü kavrayamadım. Şimdiki zamanla yapılan anlatımda karakterleri, olayları kabullenmek ne kadar zordu. Her şey uzaktan izletiyor, hiçbir karakterin duygusuna giremiyorsun. Buna hem şimdiki zamanlı anlatım engel oluyor hem de yazar herhangi bir sahne kurmadığı için karakterin duygu dünyasına giriş yapamıyorsun. Büyük Defter bölümü tümden fiyaskoydu. Çocukların yapabileceği şiddetin boyutunu arttırdıkça inandırıcılıktan ne kadar uzaklaştığını görememiş yazar. Herhangi bir karakterin bir amacını göremediğin için ne tarafa gideceğini bilemiyorsun. Sürekli kabus görmüş, debelenip durmuş, yenice uyanmışım gibi hissediyorum. Dil mevzuna hiç girmeyelim. "Düşen kar tanelerinin ıslak sesi" gibi bir cümleyle karşılaşmak da tüy dikti. Okumamak bir eksiklik oluşturmayacak.
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,5bin okunma
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 12:17
"Melanie Klein, Melanie Klein!" derken, şimdi de bu kitap üstüne tüy dikti gerçekten. Bu ay okuduğum kitaplar beni epey melankoliye sürükledi. Ayrıca kitabın sonunda yer alan Cem Tunçer'in sonsözü de oldukça etkileyiciydi. Kısa bir kahve molasında bitirebileceğiniz kadar ince bir kitap ama bıraktığı hüzün zihninizde uzun süre kalıyor. Sayfalar boyunca; ilgisizlik, çevresel etkiler ve takıntılarla şekillenen bir çocukluğun izlerini takip ediyorsunuz. Bir noktada şu soruyu sormaya başlıyorsunuz: Kötülük gerçekten saf hâliyle mi vardır, yoksa biraz da yaşadığımız travmaların bir sonucu mudur? Travmaları yüceltmiyorum elbette. Ancak karakterin zor geçen çocukluğunun onu nasıl şekillendirdiğini görüyorsunuz. Yaşlı dostlar edinen, ölülerden korkmayan, hamburgerlere takıntılı ve avlanmayı seven bir çocuk... Sonuçta o hâlâ bir çocuk. Sayfalar ilerledikçe onu anlamaya çalışıyor, üzülüyor, kıyamıyor; bazen de “Neden?” diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz. Kitap, yazarın yaşam öyküsüyle de paralellikler taşıyor. İntihar ettiğini ve hayat hikâyesini öğrendiğinizde, özellikle Cem Tunçer'in sonsözünü okuduktan sonra, insanda ayrı bir hüzün bırakıyor. Kısa ama etkisi uzun süren, insanı düşündüren ve buruk bir tat bırakan bir kitaptı. Sevdim.
Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp GötürmeyecekRichard Brautigan · Epona Kitap · 2026176 okunma
Melankolik de değildim, kalender de...
Puan vermedi·264 syf.··
2026 13. kitabı
Alanında uzman psikoloğun grup terapisi altında sorun yaşadığı, hayat gidişatını en çok etkileyen insanları bir araya toplayarak onları anlamaya çalışmasını konu almaktadır. Bir nevi hesaplaşmadır. Esra Ezmeci ile ilk tanışmamız. Dili sade, akışı iyi bir kitap sizi bekliyor. Sizi yormuyor ya da acabalarla doldurmuyor. Kitapta güncel psikolojik bozukluklar hakkında sade anlaşılır bir şekilde bilgi vermesi ise oldukça iyiydi. Fakat bazen gereksiz ayrıntılara oldukça fazla deginmesi ise rahatsız ediciydi. Kitabı okurken; "Evet dedim benim de zihnimle halletsem kalbimi halledemediğim, kalbimle halletsem zihnim de halledemediğim birçok sıkıntım var. Acaba dedim ben de şimdiye kadar hayatıma olumsuz iz bırakan herkesi bir masa etrafında toplayıp hesap sorabilir miyim? Meselelerin niye böyle olduğunu anlamaya çalışabilir miyim? Bunu yaparsam zihnimde dans eden her şey yerli yerine oturur mu? Herkesi kendi gerekçeleri ile kendi doğruları ile kabul edip anlayabilir miyim? En önemlisi ise buna cesaretim var mı? " "Bugünlerde daha iyi anlıyorum ki, insanları güçlü kılan en temel şey inançmış. Yaratana, kadere, aileye, dostuna, evladına, geçmişine veya geleceğine... Bir şeylere şüphesiz güvenmek, bireyde içsel bir güç oluşturuyormuş. Bir gün, en hazırlıksız anımda elime tutuşturdular hayatı. Ne yanında bir kullanma kılavuzu vardı, ne de yanımda bir yoldaş. İçime de bir fidan ekmemişlerdi ki, o serpilip ağaç olsun da onun dallarına tutunayım. Doğduğum gün değil ama işte o an koymuşlardı caminin avlusuna. Acımadan ve arkalarına bakmadan uzaklaşmışlardı cüzzamlı birinden kaçar gibi. Benim yaşamış olduğum hayatın ne bilindik hadiseleri vardı, ne de uçlarda karmaşa içindeydi. İkisinin ortasıydı galiba. Bir yandan varlığıma her gün şükrederken diğer yandan da yok olmam için dua
Süt LekesiEsra Ezmeci · Destek Yayınları · 20204,286 okunma
Az yazıp çok yaralayan şair. Kelimeleri az, etkisi büyük.
7/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 17:46
Kendi özgün sesini bulduğu 1950’den sonra özel bir dil kullanarak kaleme aldığı bu şiirlerinde şairin kendisi de röportajda belirttiği gibi, geçmiş yaşantısından süzülüp gelen ikinci kişi ile kendi arasındaki problemleri çeşitli yönlerden derinleştirdiğini, bunu yaparken de oyunlu bir mantık düzeninde mısra sayısını çoğu kez en aza indirdiğini görüyoruz. Bu kitabında ele aldığı şiirlerinin çoğunda özlü, hicivli ve şaşırtıcı bir sonuca bağlanan zekice yazılmış epigram sanatından da izlere rastlamak mümkün. Tam olarak ikinci yenici olarak nitelendiremesek de şiirlerindeki soyutlama, imgelem ve çağrışıma dayalı kapalı anlatım, ikinci yenicilerle zaman zaman etkileşim içinde olduğunu veya onlardan ister istemez etkilendiğini gösteriyor. Şairimizin 4 kitabı ve içindeki şiirlerden toplamda 70 tane şiirini dinlemek bu özel seri sayesinde nasip oldu. Peltekliği, ses tonu ve tonlamaları şiirin büyüsüne insanı ciddi derecede kaptırıyor. En beğendiklerimi aşağıya bırakıyorum ki daha sonraları tekrar tekrar dinlemek veya okumak istiyorum. Bazılarını da tabii ki ezberlemek.. … EN BEĞENDİKLERİM … . Dünya Kaçtı Gözüme’den . Giden Kelimeler Kelimeler Canbaz Pay O Gece Kalın İstasyonu Var (ezberle) Eskiden . Sen Sen Sen’den . Saçları 2=1 Tentation Aşk Şarkısı Kıvılcım Seni Seyrederdim 360 Derece Yön Anlam . Bir Kapı Önüne’den .
Edebiyat
Sen Bana Bakma, Ben Senin Baktığın Yönde OlurumÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 20192,404 okunma
Reklam
Reklam