Edebiyatın resmi konu aldığı eserlerle birlikte resim sanatından ilham alınarak yazılmış metinler de önemlidir. Oscar Wilde'ın Dorian Gray'in Portresi romanı ve Gogol'ün Potre öyküsü, resmi gerçeküstücü öğeler kullanarak konu edinen eserler. Bununla birlikte tabloların imgesel gücünden esinlenerek kaleme alınmış metinler de mevcut. Böylelikle resim sanatının bir başka sanat dalı olan edebiyatı ne kadar etkileyebildiğini görebiliyoruz. Videoda belirttiğim "Nejad Devrim & Mübin Orhon: İki İmge Yolcusu" sergisi, "Gözyaşı Kırmızısı" adlı öykümü yazmama vesile olmuştu. Keza ressamların da edebiyata eser bazında etkisi mevcuttur. En güzel örneği de Cihat Burak. Onun yaşamında yayımlanan "Cardonlar" ve "Yakutiler" ile vefatı sonrası yayımlanan "Zenci Kalınız!" adlı öykü kitapları bunu bize gösteriyor.
Bu konuyu detaylıca incelediğim videoyu izlemek için: youtu.be/rWivmmWnxHE
Edebiyat yıllıkları geçtiğimiz yıllarda karşımıza çıkan önemli çalışmalardı. O sene edebiyatta yaşananları gerek soruşturma, gerek kapsamlı yazılar ve gerekse de yayımlanmış metinler üzerinden irdeleyen kitaplardır. Öykü, şiir yıllığı gibi tekil türler üzerinden olabileceği gibi hepsini inceleyen edebiyat yıllıkları da vardır. Hatta Varlık Yayınları'nın 1970-1980'li yıllarda yayımladıkları yıllıklar, toplumsal, politik meselelere de değinen çok daha kapsamlı çalışmalardır. Geçmişte Tan Yayınları, Adam Yayınları ve Yapı Kredi Yayınları gibi yayınevlerinin yayımladıkları yıllıklara şimdilerde ancak sahaflarda denk geliyoruz. Günümüzde artık nadiren yapılan bir işe dönüşmüş durumda. Son olarak Olağan Hikâye dergisinin 2024 yılındaki öykülere ve öykücülüğümüze kapsamlı bir bakışla hazırladığı Hikâye Yıllığı yayımlandı.
Bu konuyu detaylıca incelediğim videoyu izlemek için: youtu.be/p7cAAcJSUFU
Oğuz Atay'ın tek öykü kitabı Korkuyu Beklerken, öykücülüğümüze damgasını vurmuş bir eserdir. İçinde sekiz öykü barındıran kitapta özellikle mektuba dayalı anlatım kendini gösteriyor. Korkmak, utanmak gibi duyguları başat olarak öykülerde görüyoruz. Oğuz Atay edebiyatından iyi bildiğimiz, onun "Disconnectus Erectus" olarak isimlendirdiği "Tutunamayan" kişilerini bu kitaptaki öykülerde de tanık oluyoruz. Özellikle "Tahta At" öyküsünde -otobiyografik öğeleri de içeren- Tuğrul Tuzcuoğlu karakteri bunun en tipik örneğidir. Toplumun erkeğe yüklediği role ve statülere karşı duruş vardır öykülerde. Bunu hem kadın mantosu giyen, dış dünyayı tamamen yok sayan Beyaz Mantolu Adam'da hem de para için dansöz kadının yerine oynamaya çalışan Tuğrul Tuzcuoğlu'nda görürüz. Kitabın ilk baskısında bulunmayan, yazarın yaşamındaki son metni "Demiryolu Hikayecileri - Bir Rüya" ise final cümlesiyle iyi bildiğimiz nefis bir alegorik öyküdür. Kafkesk atmosferi öykünün başından sonuna kadar hissederiz ve bu dünyaya kırgın giden yazarın yaşadıklarını çok daha iyi anlarız: "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?
Bu kitabı detaylıca incelediğim videoyu izlemek için: youtu.be/qdYdCSIyASM