Yaklaşık 10.000 adımlık bir yürüyüşün ardından oturduğum bir parkta kitabı bitirdim. Şimdi aynı yolu geri yürüyeceğim. Antalya’da hafif yağmur çiseliyor, kitabıma birkaç damla yağmur damladı. Öyle sanıyorum ki beni buraya getiren düşüncelerim kitap bittikten sonra bu yazdığım yazıya da sirayet etmiştir.
Yazar paylaştığı deneyiminde bize insanın ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor. İkinci Dünya Savaşı filmleri ve kitapları bana her zaman ilgi çekici gelmiştir. Bunun sebebi insanın aslında nasıl bir hayvan olduğunu görmek ihtiyacıdır. Bir çok olay ve yaşam tecrübesi itibari ile insanın özünde kötü olduğunu düşünmekteyim. Sadece kötü olmaya fırsat bulamamıştır. İnsanlık ve dünya tarihini düşündüğümüzde sizler de bu düşünceye varabilirsiniz.
Bir kimyager olan yazar kampta kaldığı dönem boyunca türlü insanlık dışı muameleleri, açlıkları, şiddeti tüm çıplaklığıyla anlatmış. Kimyager olmasın avantajıyla son birkaç ayında nispeten rahat etmiş. Eğer anlattıkları doğruysa bu dönemde de diğer insanlara yardım etmeyi asla bırakmamış. Ve yazar kamplarda %90’lara varan ölüm oranlarına rağmen hayatta kalmış olmasını içindeki bu insaniyeti kaybetmemesine bağlıyor. Kitap bunlar da mı insan diyerek Nazi subaylarından mı yoksa hastalıktan ve açlıktan per perişan hale gelmiş olan diğer tutuklulardan mı bahsediyor bilemiyorum. Sanırım iki tarafta insan değil, veya bizim insanlık adına bahsettiğimiz şey özümüzdeki bu hayvanlık.