23.58 TL + 8.95 TL 8.95 TL, 9 TL'den 5 Kuruş eksik olduğu için İlk önce 23.58 ile 9'u toplarız daha sonra 5 kuruş çıkarırız. Yani problemi 32.58 TL - 0.05 TL = 32.53 TL haline getirip çözeriz.
Büyük Doğu Beyannamesi
• Salı, 28 Haziran 1949, nazarımızda tarihî bir gün... Zira Büyük Doğu Cemiyeti, kanun hükmüyle o gün kuruldu. Ana Nizamnamemizin iki nüshası şu anda Hükümetin elindedir. • Büyük Doğu okuyucularının proje şeklinde de gördüğü ve kanunun ilâna mecbur tuttuğu, 9 fasıllı ve 63 maddeli Ana Nizamnamemizi, son kıvamile ve inceden inceye elekten geçiren, anlar ki, üstüste bindirilmiş cevhersiz kalıplar değil, bazı kalıpların içinde eritilmiş dâvalı mânalar bahis mevzuudur. • Kâinatın en muğlak meselesi olan insanı, en kaba kemiyet ifadelerine göre istife sokan şu veya bu cemiyet şeklinin umumî manzarasında, kimse Büyük Doğu vâkısını bulamaz. Biz, ablak ve umumî hatlar içinde herhangi bir cemiyet kurmak hevesinde değiliz; en ince ve hususî çizgilerile bütün bir ruh mimarlığı işini tezgâhlaştırmak dâvasındayız. Dileğimiz şudur ki, Türk insanı, bütün iç ve dış unsurlarını, terkibindeki ölçüyle beraber, o tezgâhtan devşirsin... (Büyük Doğu Cemiyeti bir Ocaktır.) • Ona, cemiyet yerine parti de diyebilirler. Yalan değil, bir parti kurmuş bulunuyoruz! Her parti siyasî bir cemiyettir ve kanunda parti diye bir tarif yoktur. • Şunun için parti ismini arzulamadık ki, Allahın izni ve Türk Milletinin tam benimseyişi sayesinde (hep)i elde edeceğimiz güne doğru, çıkış noktamız, şimdilik, kemiyet sathını köpürterek işe girişen parti misallerine göre bir (hiç)den ibarettir; ve bu hâl bazı demagocya ustaları tarafından Donkişotvari bir fakirlik diye istismar edilebilir. • Kasasında milyonlar ve arkalarında yalnız "isterük!" veya "istemezük!" çığlığını ezberlemiş kiralık homongoloslardan yüzbinler bulunan parti misallerinin köpürtüğü kemiyet sathına karşılık, bizim keyfiyet sathımızın inci ve yakutla döşeli olduğunu kim anlayacaktır? Zaten bizim muhtaç olduğumuz Büyük Doğucular da bu anlayışın
Sayfa 13·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
ARVASİLER
Vatanımız bulunan Başkale kasabası, bir zamanlar derebeyliği ve sonra Hakkâri vilâyetinin merkezliğini muhafaza etmişti. Nihayet Hakkâri vilâyetinin ve sonra sancağının merkezi içen Birinci Dünya Harbinin başlarında Rus askeri Đran tarafından gelerek oraları istilâ ederken yurttaşlarımız Ermeniler silâhlandılar ve Müslümanların mallarını yağana etmeğe koyuldular. O sırada bizim evimizi de tamamiye soydular ve hiç bir şey 'bırakmadılar. Kışın başlangıcı sıralarında, aile efradımız, yakındaki dağ ve köylere kaçıp sığınmaktan başka çare bulamadılar. On gün sonra Đlâhî inayet eseri olarak kasaba geri alındı ve ailece oraya dönüldü. O kış, malsız ve imkânsız olarak günü gününe yaşadık ve bin zorlukla bahara girdik. O sene. Mayıs'm ikinci pazar gününe tesadüf eden Receb ayının birinci günü akşamı, düşman kasabamıza bir saatlik mesafeye yaklaştığından hükümet tahliye emrini verdi. Tekrar dağlara ve çöllere düştük. Mayısın 12 nci günü evlerimizi, akaretlerimizi, çarşılarımızı, medreselerimizi. ¦ camilerimizi tamamiyle yakıp kül ettiklerini haber aldık. Bu vaziyetten sonra bize hicret yolu göründü. Düşman istilâsına devam ederek Van taraflarını işgal altına aldı. Van'ın şimal cihetinde bulunan bâzı Kedânî aşiretleriyle-Ermeniler ayaklandılar ve dünyanın yaratılışından beri görülmedik zulüm ve vahşetlere yol açtılar. O sırada hicret edenlere cenubu garbı istikametinden bir firar yolu aramaktan gayri hiç bir tedbir düşmez oldu. Bu istikamete yol veren bir derenin iki yanındaki düzlükte, çoğu kadın ve çocuk o kadar insan birikti ki, bir kaç ordu kadar kalabalık belirtiyordu. Eli silâh tutanların hemen hepsi Erzurum taraflarında ve cephede olduğu için bu kalabalık, tam bir ana - baba günü manzarasiyle müdafaasız kimselerden ibaretti. Kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlardan bu
İki mecidiye, yani çürük para hesabıyla elli kuruş, Bedevî için çok para idi; üstüne üç daha koysa kabilenin incisi Kalsum'u alırdı. - Onun Kalsum diye söylediği bu kadın adı bizim Gülsüm'ümüzdür; aslında ünlü Mısır muganniyesinin adı da Ümmükalsum'dur, Ümmügülsüm değil- daha kötüsü yanında, uçkuruna bağlı yalnız on tane ikilik gümüş para vardı.
Sayfa 28
Yani şâir demek istiyor ki, milyonlar çalan adam, el üstünde tutulur da, üç beş kuruş çalanı küreğe koyarlar... "Milyonla calan mesned-i izzetde serefrâz Bir kaç kuruş mürtekibin cây-ı kürektir! Hey koca Ziya Paşa: Ah o "Terkib-i bend"i alıp da okuyalım. Vallahi bayılacaksın . Bak, bak, bir beytini daha hatırladım: İman ile din akçadır erbab-ı ganada, Namus u hamiyyet sözü kaldı fukarada..."
Bununla berâber dine ve din adamlarına karşı sinsi bir baltalama hareketinin başlangıç tarihi çok eskidir. Önce medreselerden fennî ve dünyevî ilimler kaldırılmış, sonra da medrese mezunlarının emsallerine kıyasen maaşları asgaride tutulmuştur. Böylece din adamlarının Dünya'dan habersiz yetişmesi sağlanmak istenmiş sonra da az maaşla onların ele güne muhtaç hale getirilmesi ve binnetice itibarlarını kaybetmeleri te'min olunmak yoluna gidilmiştir. Buna dâir tarihi bir vak'a zikredelim: 1909 Meşrûtiyet İnkılâbı hengâmında bizde ilk ansiklopediyi «Muhit-ul Maârif» ismiyle vücûda getirmiş olan Emrullah Efendi Maârif Nâzırı iken idadilerde (liselerde) dinî ilimleri okutan medrese me'zunu hoca efendilerin « b eşy ü z kuruş» maâş almalarına mukabil, aynı mekteplerde fennî ilimleri okutan Dârülfünûn (Üniversite) mezunu muallimlere « ik ib in kuruş» verilmekte idi. Hoca efendiler bu âşikâr haksızlık ve adâletsizliği protesto için Bâyezid'den o zaman Çemberlitaş'ta bulunan Maârif Nezâreti'ne doğru yürüyüşe geçmişler. Bu haber Nâzır Emrullah Efendi'ye ulaşınca, endişeye kapılmış ve etrafındaki üst kademe me'mur arkadaşlarına: «-Şimdi ne yapacağız!. Bu adamlar yerden göğe kadar haklı. Fakat bu, beni aşan bir iş!. Bir kaanun mes'elesi!. Allah aşkınıza, şu işe, hoca efendileri incitmiyecek bir çâre bulunuz?» demiş. Nâzır'in muhataplanndan biri olan büyük matematik âlimi ve Nezâret'in o zamanki müsteşarı Salih Zeki Bey: «- Muhterem nâzırım!. Siz bu işi bana bırakın!..» demiş. Halide Edip Adıvar'ın ilk kocası olan Salih Zeki Bey, Nezâret'in taş merdivenlerinden, önündeki medhalde toplanmış olan sarıklı, lâtalı topluluğa seslenmiş: « - Buyrunuz hoca efendiler!. Sizi dinliyorum. Ne istiyorsunuz?!» Hocalardan biri kalabalığın içinden öne çıkmış ve: « - Arkadaşlarımız adına irad-ı
Sayfa 16·Kitabı okudu
Reklam
Reklam