Puan vermedi·224 syf.··
2022 2. kitabı
·
310 günde okudu
·
Okunma: 30 Ağustos 2022 20:49
Bu kitabı ikinci okuyuşum bu sefer bir tahlil vesilesiyle tekrarladım. Hepimizin aşina olduğu Yusuf kıssası anlatılmış eserde. Yazıcının izleri çok aşikar şekilde. Divan edebiyatında yazılan nazım biçimi mesneviyi anımsattı kitap şiirsel tarzı ile. Eserde kurt, ayna, kuyu gibi unsurlar teşhis sanatıyla işlenmiş. Yer yer telmih de yapılmış. Benim için o eşsiz üslubuyla standart bir Nazan Bekiroğlu klasiği... En sevdiğim yazarın kitaplarını da ikinciye okumak ayrı bir tatlı... SPOİLER İÇERİR. Yusuf bir güzeldi... Öyle bir güzeldi ki bastığı kum taneleri mutluydu, tenine değen rüzgar esenlikteydi, giydiği gömleğin kumaşı Yusuf giydi diye tirildi tirildi.... Babası Hz. Yakup, oğlu Yusuf'daki peygamberlik alametinin farkındaydı. Bu farkındalık kalbinde muhabbet olup Hz. Yusuf'a akıyordu. Yazarın deyimiyle bu sevgi "Bir peygamberin Allah'ın diğer peygamberine duyduğu muhabbet, ilahi bir cezbe hâli." Bir rüya gördü Yakup'un (as.) oğlu. Hz. Yakup'un baba yüreğini bir endişe kuşattı, diğer kardeşleri rüyayı duymasın diye uyardı güzel yüzlü Yusuf'unu. Ancak olacak olup rüya duyuldu. Zaten babalarının sevgisini çalmakla suçlayan ağabeyleri Yusuf'tan kurtulmak istediler. On oğul Yusuf'u alıp kırlara gitmek için babalarından müsaade istediler. Hz. Yakup gönülsüzdü "Yusuf'u bir kurtun kapmasından korkarım." diyip izin vermese de oğullarının ısrarına dayanamadı ve sonunda razı geldi. Oğulları kalp hırsızı saydıkları kardeşlerinden kurtulmayı düşünürken aradıkları sebep babalarının dillerinden döküldü. Hz. Yusuf ve ağabeyleri düştüler yola. Başına geleceklerden bihaber Yusuf bir anda buldu kendini kuyuda. Kuyu karanlık, kuyu derin... Ama Hz. Yusuf'un kalbinde bir nur. Bir süre sonra köle tacirleri kuyudan çıkardılar Hz. Yusuf'u. Onu kontrole gelen ağabeyleri Hz. Yusuf'a üç kuruş
Yûsuf ile ZüleyhaNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202517,6bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2018 56. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2018 00:00
Yok oluşların dünyasına hoşgeldiniz. Burası düzensizliğin hüküm sürdüğü,kaosun debdebesinde her şeyin ve hayal gücünün dâhi tükendiği bir ülke… Evinin sokaklar ve başını sokabildiğin bilimum yerler olabileceği, yemek yemek için upuzun bekleme kuyruklarında saatler geçireceğin, çöp toplayıcılıkla üç beş kuruş kazanacağın,ceset soyuculardan uzak duracağın, sokaklarından kadavra toplanılan, her türlü atığın para ettiği bir yer. Yaşamak, hayatta kalabilmek adına herşeyin meşrulaştığı , gaspın, darpın, tecavüzün, intiharların normalleştiği bu şehirden arkana bakmadan kaçmak mı istiyorsun? Üzgünüm ama bu imkansız dostum. Bu şehrin girişi var ama çıkışı yok! Araştırma yapmak üzere Son Şeyler Ülkesine gönderilen ve haber alınamayan ağabeyini bulmak için bu tükenmiş ülkeye peşisıra giden Anna Blume'ın ağzından,bir mektup şeklinde izliyoruz bu şahane #distopik, #postapokaliptik metni.. Her geçen günün diğerini arattığı #madmax tarzı bir hayat sürülüyor bu ülkede. Orwell'in hafifletilmiş #1984 çağrışımı, kurgu ilerleyiş tarzıyla #Saramago'nun #Körlük'ü, ülkeye yapılan deniz suru ile#murakami'nin #haslanmisharikalardiyarivedunyaninsonu'nu hatırlatıyor. Fakat diğer distopyalarda olduğu gibi isyan, başkaldırı ve ayaklanmalar yok bu kitapta.Alışılagelmiş düzen(!) varlığını devam ettiriyor. Hayatta kalanlar ise #düzensizliğinuyumu ile devam ediyorlar yaşamlarına. Aslında bir bakıma sürdüğümüz hayat da böylesi değil midir? Kimi zaman nefret ettiğimiz hayatımıza tutunabilmek, hayatta kalabilmek ve idame ettirebilmek adına yazımı küçücük ama yarını büyük olan umudun #mucize kırıntılarına sığınmıyor muyuz? Paul Auster Son Şeyler Ülkesinde
Son Şeyler ÜlkesindePaul Auster · Can Yayınları · 20201,226 okunma
Reklam
MÜSLÜMAN'IN DİYETİ- İNCELEME VE ALINTILAR
Puan vermedi·208 syf.·
2026 3. kitabı
*Can hem boğazdan gelir hem boğazdan çıkar. *Çocuğunuz bir şey istediğinde eliniz cüzdanınıza değil, vicdanınıza gitmeli. *Gümüşlüklerden kıyafetlere her türlü lüks harcama yapılır kesilecekse de boğazdan kesilir. Mutfaktan kesilen her bir kuruş sonrasında ilaç parası olarak geri döner. *Hristiyan bir tabip, Hüseyin b. Ali r.a. "Kur'an-ı Kerim'de tıpla ilgili bir şey yoktur" deyince, Hz. Hüseyin r.a." Kur'an-ı Kerim tıp ilmini yarım ayetle özetler" "Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz" ayetidir. (Araf 31) Misafir tabip bu kez de "Peygamberiniz tıpla ilgili bir şey söylemiş midir?" diye sorunca Hz. Hüseyin r.a. Peygamberimiz sav "Mide hastalıkların evidir. Perhiz ise tedavi v ilaçların başıdır. Her vücuda alışık olduğu şeyleri veriniz" buyurmuştur. *Allah Rasulu sav zamanında Sasani İmparatorluğundan bir tabip Medine'deki hastaları tedavi etmek ister. Lakin gelişin üstünden uzan zaman geçmesine rağmen kimse gelmez. Bunun üzerine Efendimiz sav. 'i yanına giderek Medine'den ayrılmak istediğini belirtir ve neden kimsenin hasta olmadığını sorar. Bunun üzerine Efendimiz sav. "Benim ashabım iyice acıkmadan yemek, Yedikleri zaman da tıka basa yemezler, daha iştahları varken sofradan kalkarlar." buyurunca Sasanili tabip "İşte sağlığın şartı budur!" der. *"Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat hiç bir şey yeme. Şifa hazımdadır. Yani kolayca hazmedeceğin miktarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal yemek üstüne yemek yemektir." İBNİ SİNA AVRUPADAKİ İHRİŞAMLI MASALAR Özellikle Avrupa-Osmanlı sofrası karşılaştırması bu bölümde dikkat çekici. Avrupa'da sofraların bir muhabbet, toplanma ve eğlence merasimi olarak görülmesi; her türlü israfın hat safhada olması ve ihtişamlı gösterişli sofralar yapılması. Sofrada uzun süre oturulması ve bundan dolayı da
Müslüman'ın DiyetiKemal Özer · Hayykitap · 2020855 okunma
9/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2026 02:41
Beni allak bullak eden bir kitaptı.. Başlarından bi yere kadar çok fazla akmadı "ya acaba yarım mı bırakacağım" diye düşündüm ama iyi ki bekleyip bırakmamışım. Martin'in toy hallerini, Ruth'a olan saf sevgisini hem çok sevdim* hem yer yer bu kadar koşulsuz onu değiştirmeye çalışan, üstten bakan, her şeyini eleştiren biriye hiç tepki vermeden sevmesine hem kızdım hem ona sarılmak istedim. Kitabı okuyan herkes Ruth'a saydırıyordu, ben de Ruth'a Martinle sevgili olana kadar çok kızdım üstten bakan ben biliyorumcu hallerine, alttan alta onu kaba hor biri gibi görmesine yanına yakıştırmamasına, sürekli düzeltip değiştirmeye çalışmasına, hayallerine asla destek olmamasına onu asla yeterli bulmamasına çok kızdım.. Ama sevgili olduktan sonra benim Ruth'a bakışım değişti, herkes çok fazla linç etmişti ama yazarlık ve hayaller konusunda en azından bir noktadan sonra Martin'in gerçekçi olmayan bir hayalperestlikle sadece yazarak başka bir iş yapmadan para kazanmayı beklemesi(hayalleri gerçek olana kadar Ruth'un önerdiği x bir işte çalışıp kalan vaktini rahat rahat rahat yazmaya ayırabilirdi böylece yoksulluk ve açlık da çekmezdi) bence fazlaydı. Evlenmek istediği biri var ve bunun için hayallerinden vazgeçmeden düzenli bir işi olmalıydı evet Ruth bu kısımda haklıydı bence. Martin'in sadece dergilerde cevap bekleyerek geçinmeye başladığı sefalet günlerinde ben de bi noktadan sonra Martin'e kızdım, 2 kuruş kazanıyor kendini doyuracak kadar geçiniyor sonra iş aramadan yeniden aynı hataya düşüyor. Evet hayallerinden hiç vazgeçmemesi bana çok güzel dersler verdi ve imrendim ama sonsuz bir hayalperestlikle değil, hayatını idame ettirmeye çalışarak yapabilirdi bence bunu. Martin'in aşırı felsefe yaptığı her sayfa beni aşırı sıktı, yazara en büyük eleştirim budur bence bunu bu kadar
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
Cimri!
8/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2025 58. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2025 21:32
Yazardan okuduğum ilk tiyatro. Okurken çok keyif aldım, uzun zamandır yoğun eserlerin üzerine bu oyun bana çok iyi geldi. Dili sade, oldukça akıcı, çok keyifli bir tiyatro oyunu. Özellikle dev eserler okurken araya eklenebilir diye düşünüyorum naçizane. Biraz yazardan bahsetmek istiyorum. Tiplemeleriyle dünyada ün salmış bir yazar. Yaşadığı çağ bugüne dek Fransızların en mutlu olduklarını saydıkları çağdır. Yaşadığı Çağ'da Fransa sağlam temellerini atmıştır (Saint Simon, La Bruyere, La Fontaine, Madame de Sevigne vb.). Onun diğer oyun yazarlarından ayıran tiyatroyu sarayın dışına taşımış, alt-üst sınıf tabakayı kaynaştırmış olmasıdır. Onun amacı sahneye tabiilik getirmek olmuştur. Cimri eserine baktığımızda yazarın bizzat kendisi Harpagon'u (ana karakter, cimri tiplemesi) oynamıştır. Eserin kendisine gelecek olursam beş perdeden oluşmakta, kaynağını ise Plautus'un "Çömlek" komedyasından almaktadır. Kitabı okurken o kadar tanıdık geldi ki. O cimri bizim karşı komşu, yan bakkal, evimizin sahibi... Öleceğini bilse kuruşunu vermeyecek kişiler. Acıdır ki bu insanların çoğu da yaşlıdır. Sanırım hayatın onlardan götürdükleri ceplerinden de bir şeylerin gitmesine neden oluyor. Ana karakterimiz Harpagon, öyle cimri ki çocuklarından her şeyi sakınan, hayatta kalacak kadar yiyen ve bunu savunan, ne kadar yalvarılırsa yalvarılsın kimseye kuruş koklatmayan, parasının başına bir iş gelse kendinden bile şüphe duyacak kadar düşen bencil, cimri, pinti bir karakter. Çocukları ise onun tam tersi. Oğlu cömert, kızı yumuşak huylu. Bir gün evlenmeye karar veren Harpagon'un seçtiği kişi oğlunun sevgilisidir ama bundan bihaberdir. Kızını ise yaşça büyük bir adamla evlendirme çabasına giren adamdan en büyük kazancı çeyiz hazırlamamaktır. Öyle cimridir ki atlarına bir kap yemek veremez.
CimriMolière · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202227,9bin okunma
9/10
·535 syf.··
Beğendi
·
2025 90. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2025 17:18
Atatürk'le aynı sofraya oturmuş, Atatürk'ü yakın çevresinden dinlemiş, döneme tanık olmuş yazarlardan Mustafa Kemal'i okumak... Zekası, cesareti ve bilgisi duygusal zekasıyla da birleştiğinde mucizeler yaratan Tek Adam... Keşke 3 cildin her bir satırını paylaşabilseydim... İdam fermanlarının üzerine yürüyen, tutuklama emirlerini kararlığına hapseden, son kuruşuna kadar vatanına harcayan, azminin gücünü millette birleştirerek halkıyla mücadele eden, vefatından sonra aynı meydanda savaştığı kumandanları bile ağlatan bir dünya lideri... Bugün lime lime satılan, her kuruşu sömürülen, fikirlerin yasaklı, adaletin tutsak olduğu bu topraklarda hala bir kurtarıcı bekliyorsak eğer, biz hiç Mustafa Kemal'i anlamamışız demektir. Elinde asker bile yokken kazandığı savaşların, cebinde tek kuruş yokken kurtardığı vatanın, halka rağmen aydınlığa çıkardığı milletin tarihini masal gibi okuyor, hikaye gibi dinliyoruz demektir. O'ndaki idealist zihniyete, mücadeleci ruha, azimli duruşa sahip olmadıkça kimse bu ülkeyi kurtaramayacaktır. Oysa ki rehber karşımızda, harita elimizde... Küçük bir çocuğun hayallerinden doğan cumhuriyet; yetişkin sayılan yetişmemişlerin bencilliğinde, aç gözlülüğün bağnazlığında boğulmuş zihniyetlerde, vatan değil koltuk sevdası taşıyan ellerde hırpalanıp eriyor... Siyaset ticaretinin, din sömürgeciliğinin işgali altındaki bu ülke Mustafa Kemal Türkiyesi'ne kavuşmayı bekliyor. Çünkü Atatürk'ün ilericilik zihniyeti sloganlaşmak, inkilap anlayışı geçmişi aramak değildi. O'nun bıraktığını daha ileriye taşımaktı. Peki Mustafa Kemal'in bu vasiyetini yerine getirerek, mücadelesinin hakkını ödemeye çalıştık mı? Atatürkçü olmak onun ideolijisini, duygularını, duruşunu, mental yapısını anlamak ve yaşatmaya çalışmaktır. Hatta konuşmasıyla, kurduğu iletişimle,
1000Kitap
Tek Adam - Cilt 3 (Mustafa Kemal/ 1922-1938)Şevket Süreyya Aydemir · Remzi kitabevi · 01,683 okunma
Reklam
Reklam