"Kroisos, odun yığınının üstünde ayakta durmuş; böyle tam bir felaketin ortasında Solon'u düşünecek zaman bulabilmiş ve şu sözün tanrısal anlamını kavramıştı: "Hiçbir canlı mutlu değildir" ; bunu düşünmüş, göğsünden derin bir inilti yükselmiş ve karanlık bir dilsizlikten çıkarak, üç kez, "Solon! " diye bağırmış. Bunu işiten Kyros, adamlarına buyurdu, "Kroisos'tan sorunuz, bu çağırdığı kimdir? " diye; bunlar odun yığınına yaklaşıp sordular. Kroisos bir süre sustu, cevap vermedi, sonra kesin bir emir üzerine şunları söyledi: "Bir adam ki, dünyayı yöneten kişiler onunla konuşabilmiş olsaları, bu benim için büyük hazinelerden daha değerli bir şey olurdu. "
Sayfa 50·Kitabı okuyor
Zaman "zaman, alaycıların, din düşmanlarının gurur dolu sözlerini duyduğum oldu: Tanrı en sevgili, en pak kulunu iblisin eğlencesi etmeye nasıl kıymış, onu evlatlarından edip vücudunu irinli yaralarla ne diye sardırmış! Bunlar öyle yaralarmış ki, adam içindeki irini bir çömlek parçasıyla kazıyarak temizlermiş... Bütün bunlar sadece şeytana, “Bir azizin, uğrumda nelere katlanacağını gör!” diye gösteriş yapmak uğrumda nelere katlanacağını gör!” diye gösteriş yapmak için miymiş... Oysa amaç, ölümlü dünyayı bir an ölümsüz gerçekle karşı karşıya getirmektir. Ulu Tanrı dünyayı yarattığı günlerde, her günün sonunda, “Yarattığın her şey iyidir,” diye övündüğü gibi Eyüp'le de gururlanmaktadır. Tanrıya övgüleri duyuran Eyüp de yalnız Yaradana değil, bütün insanlığa sonsuzluğa kadar hizmet etmektedir. Zaten dünyaya gelişinin nedeni budur: Tanrım, bu ne kitap, içinde ne yüce örnekler var! Kutsal tarih gerçekten büyük, insanlara mucizevi güçler veren bir eserdir! Sanki bütün dünyayı, insanları ve insan tabiatını temsil eder, içinde her şey gösterilmiş, adlandırılmış, sonsuzluğa dek kararlaştırılmıştır. Bundan brasscha nice çözümlenmiş, açıklanmış sır da var içinde!.. Yıllar sonra Tanrı, Eyüp'ü tekrar kalkındırır, servetini yeniden bağışlar. Bir zaman sonra da ona yeni çocuklar verir. Hey Ulu Tanrım! İnsan düşünürse, kaybolan, yokluğunu çektiği evlatların yerine yenilerini sevmek kolay mıydı acaba?.. Ne kadar sevse de öbürlerini hatırladıkça tam anlamıyla mutlu olabilir miydi? Olabilirdi, mümkündü bu. Büyük tabiatın o sırlı eli eski bir acıyı yavaş yavaş onarıp sakin, içli bir sevinç haline getiriyor, coşkun delikanlılığı durulmuş, huzurlu ihtiyarlığa döndürüyor. Her sabah güneşin doğuşunu kutsarken kalbim eski günlerdeki gibi övgülerle dolu. Ama günbatımının o upuzun, çapraz
Sayfa 389·Kitabı okudu
Reklam
Rivayet olunduğuna göre, kıyamet gününde en parlak yıldızdan daha parlak bir yüze sahip bir kavim haşrolunur. Melekler, bu mutlu insanlara 'Sizi bu ihsana mazhar eden ameller ne idi?' diye sorduklarında şu cevabı alırlar: 'Bizler, ezan sesini işittiğimizde, derhal abdest almaya koşardık. Hiçbir meşgûliyet bizi bu vazifeden alıkoyamazdı. Sonra, yüzleri ay gibi parlayan bir grup haşrolunur. Bunlar meleklerin 'Bu fazilete ne ile eriştiniz' sualine şu mukabelede bulunurlar: 'Bizler, namaz vakti gelmeden abdest alırdık'. Yüzleri güneş gibi parlayan üçüncü bir grup ise, 'Bizler, ezanı ancak mescidde dinlerdik' derler.
Bizden önceki kuşaklar anlatır: "Atatürk'ün mutlu çağında" Nâzım Hikmet'in adı, şimdikince korku çemberleriyle sarılmış değildi... Ve onlar, Nâzım'ın şiirlerini plâklardan dinliyorlar, piyeslerini alkışlıyorlardı! O zamanlar; Sen şimdi yalnız saçımın akında Alnımın çizgilerindesin memleketim., diyen,.. Bir vapur geçer boğaz'a doğru Nâzım usullacık okşar vapuru., Söylemiyle yanan, ve Fikret'i Yunus'u Akif'i Bedrettin'i... Aynı ülküsel coşkuyla seven Nâzım; "yalnızca komünist olduğu için vatan haini" sayılmıyordu!
Üsküdar
Üsküdar bir ulu rüyayı görenler şehri Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri Hepsi der: Hangi şehir görmüş onun gördüğünü? Bizim İstanbul'u fethettiğimiz mutlu günü Elli üç gün ne mehabetli temașa idi o Sanki halkın uyanık gördüğü rüya idi o Şimdi beş yüz sene geçmiş o büyük hatıradan Elli üç günde o hengâme görülmüş buradan Canlanır levhası hâlâ beşer ettikçe hayal; O zaman ortada her saniye gerçek bir hâl Gürlemiş Topkapıdan bir yeni şiddetle daha Şanlı namıyla büyük top denilen ejderha Sarf edilmiş nice kol kuvveti gündüz ve gece Karadan sevk edilen yüz gemi geçmiş Haliçe Son günün cengi olurken ne şafakmış o şafak Üsküdar gözleri dolmuş tepelerden bakarak Görmüş İstanbul'a yüz bin meleğin uçtuğunu Saklamış durmuş asırlarca hayalinde bunu…
‘ne mutlu bize tanrım, ne mutlu ki ölmek var; ağrıların, aşkların ve sevmelerin bir sonu var; yeniden ne mutlu bize tanrım, bize bir ölmek yarattın ve üstelik bunun sorumlusu biz değiliz. bir de șu yaşamak olmasa...’
Sayfa 33·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam