Masumiyet Müzesi İncelemesi
Puan vermedi
Bu kitabı, dizisi çekilmeden önce okumuştum ve çoğu karakterin hayatın olağan akışına uygun davranmadığını düşünmüştüm. Dizisi çekilince neredeyse herkesin benimle aynı fikirde olduğunu gördüm. Öncelikle psikoloji alanına ilgi duyuyorsanız veya bu alanda eğitim görüyorsanız okumanızı tavsiye ederim. Ama kafa dağıtmak,stres atmak ya da güzel bir hikaye okumak istiyorsanız okumayın çünkü sinirleriniz bozulup daha çok strese girebilirsiniz. Takıntılı,gamsız,olaylara olması gereken tepkileri veremeyen insanları psikolojik yönden incelemek isteyenler için biçilmiş kaftan. Dili akıcı ama bütün roman boyunca Kemal'in şımarıklıklarını okumak beni biraz sıktı. Kemal babasından kalan mirası sayesinde bu kadar uzun süre aşk acısı çekme lüksüne sahip bir karakter. Üstelik çektiği acıyı kendi kendine yaratıyor. Birazcık cesur olsa mutlu bir hayatı olabilirdi. Hem Sibel ile evlenip bir yuva kurmayı hem de sözde "sevdiği kadın" olan Füsun ile onun gururunu hiçe sayıp dost hayatı yaşamayı istiyor. Yanlış anlaşılmasın fakirler aşk acısı çekemez demek istemiyorum ama Kemal orta veya az gelirli bir ailenin oğlu olsaydı bu kadar şımarık olamayacağı için kendi yarattığı acılarda boğulmazdı. Füsun'a gelecek olursak Kemal'e olan bağlılığını sağlıklı bulmuyorum çünkü Kemal onu hayal ettiği gibi sevmeyince intihar edecek kadar Kemal'e bağımlı bir hayat tarzı benimsemiş. Kendi ayakları üstünde durmak istediğini söylüyor ama aynı zamanda bunun koşulunu Kemal'in ona destek olmasına bağlıyor. Buna karşılık Kemal Füsun'u sevmiyor çünkü Füsun'un para kazanınca kendisini terk edeceğine inandığı için kızın önünü kesip mutsuz bir hayata mahkum ediyor. Ayrıca Füsun'u değil, hayalini seviyor. Füsun'un istekleri onun için önemsiz. Füsun'un evinden "izinsiz" aldığı eşyalarla bu hayali canlı tutmaya
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
10/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 69. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 21:40
“Gitti ammâ ki neylesin bî-çâre Âteş-i dille cân ü dil pâre” Şeyh Galib’in henüz 26 yaşındayken, “Nâbî’nin Hayrâbâd’ından daha iyisi yazılamaz” iddiasına meydan okuyarak 6 ay gibi kısa bir sürede kaleme aldığı Hüsn ü Aşk, Türk edebiyatının sadece en parlak mesnevilerinden biri değil, aynı zamanda tasavvufi ve alegorik bir şaheser Kitap, aynı kabilede doğan, birbirlerine aşık olan Hüsn (Güzellik) ile Aşk’ın hikayesini anlatır. Ancak bu sıradan bir kavuşma hikayesi değildir. Kabile büyükleri, Aşk’ın Hüsn’e kavuşabilmesi için onu Kalp Diyarı’na (Diyâr-ı Kalb) gönderir ve oradan Kimya’yı getirmesini şart koşar. Aşk’ın çıktığı bu yolculuk, aslında insanın kendi içine, nefsine ve hakikate yaptığı yolculuğun (seyr-i sülûk) ta kendisidir. Yol boyunca karşılaştığı engeller, devler ve cadılar insanın dünyevi hırslarını ve nefsin oyunlarını temsil ederken; ona rehberlik eden Suhan (Söz/Akıl) ise mürşid-i kâmili simgeliyor. Aşk o kadar acı çekip, o kadar yol yürüdükten sonra anlıyor ki: Aradığı Hüsn, aslında kendisinden başkası değilmiş. Yol da kendisiymiş, yolcu da, o uğruna canını dişine taktığı sevgili de... Bizim de hayatta peşinden koştuğumuz, “O olmadan asla mutlu olamam” dediğimiz şeyler (başarılar, sevgiler, unvanlar) aslında günün sonunda dönüp dolaşıp kendi içimizde tamamlamamız gereken eksiklikler değil mi? Aşk’ın geçtiği o zorlu yollar, aslında bizim kendi nefsimizle, egomuzla verdiğimiz mücadeleymiş meğer. Hikayenin sonunda Aşk’ın anladığı o büyük sır, edebiyat tarihinin en ters köşe ve en sarsıcı finallerinden biridir: Aşk, aslında Hüsn’ün ta kendisidir. Yol da yolcu da aranan da aslında tek bir kaynaktan ibaret Hüsn ü Aşk, aceleyle okunup bitirilecek bir kitap değil; her beytin üzerine dakikalarca düşünülecek bir tefekkür yolculuğu. Klasik edebiyatımızın bu
Hüsn ü AşkŞeyh Galip · İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,680 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yazarın Kibrine Kurban Giden Bir Hikaye
7/10
·244 syf.··
2026 13. kitabı
Güzel hikaye, çöpe atılmış karakter gelişimi. Yazarı az çok tanıyorsan, onun kendi kibrini Ruth'un ruhuna üflediğini anlarsın. Hikaye de bunun üzerinden gidiyor zaten. 19. ve 20. yüzyıllarda bir kadından beklenen evlenip çocuklarına bakmasıdır fakat karakterimiz Ruth, okuldaki arkadaşlarının aksine, zihninde çok daha başka dünyalar dönen ve bambaşka zevklere sahip olan bir kız. Yazma yeteneği de oldukça yüksek. Eric ise Ruth'un öğretmeni. Ruth'taki bu ışığı görüp onu kendi elleriyle şekillendirmek istiyor. Kendi evine alıp eğitmeye başlıyor. Bu eğitim sırasında aralarında hafif romantik anlar yaşanıyor. Eric, eşine rağmen Ruth'a aşık oluyor ve Ruth da buna karşılık veriyor hatta daha doğrusu teslim oluyor. Bu teslimiyet bir süre sonra Eric'in tanrı kompleksine girmesine neden oluyor ve Ruth'u kısıtlamaya başlıyor. Buraya kadar klasik bir 19. yüzyıl romantizmi diyebilirsin ama asıl saçmalık bundan sonra başlıyor. Ruth bir süre sonra kendisini kısıtlanmış hissediyor ve evden ayrılıyor. Gittiği yerdeki genç bir askerle durup dururken öpüşüp evlenme kararı alıyor. Erkekleri parmağında oynatmaktan zevk alan bir kız nasıl oluyor da bir anda evlenme kararı alıyor? Özgürlüğüne bu kadar düşkün olan ve aşık olduğu adamın evinden özgürlüğü uğruna ayrılan bir kız, nasıl oluyor da kendinden yaşça küçük, dümdüz bir adamla daha doğru dürüst tanımadan evlenmeye kalkıyor :D Karakter gelişimi saçmalığı bitmiyor bu arada. Ruth'a aynı zamanda Eric'in oğlu da aşık, adı Jonas. Jonas döneme göre duygusal, naif/feminen görünen ve kitap boyunca ailesi tarafından aşağılanan bir karakter (gerçi hak etmiyor da değil :D). Ancak bu kadar naif olan Jonas karakterinin, hikayenin sonunda Ruth'a saldırıp elini ısıran ve kalçalarını avuçlayan birine dönüşmesi tamamen yazarın narsist kişiliğinden
1000Kitap
RuthLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20184,394 okunma
Hayatı Erteleyebilir Miyiz?
8/10
·272 syf.·
2026 10. kitabı
Bazı kitaplar bittiğinde hikâyesi aklında kalır. Bazıları fikriyle yaşar. Beni Asla Bırakma ise bende daha farklı bir iz bıraktı. Kitabı bitirdiğimde dönüp baktığım şey ne distopyası oldu ne de arka plandaki sistem. Garip bir şekilde aklımda kalan şey insanlar oldu. Bu benim için de küçük bir sürprizi. Çünkü distopya okurken ilk dikkatimi çeken şey sistemlerdi. İktidar nasıl çalışıyor? İnsanlar nasıl yönlendiriliyor? Toplum hangi mekanizmalarla şekillendiriliyor? 1984'ü okurken de, Cesur Yeni Dünya'yı okurken de peşinden gittiğim sorular bunlardı. Beni Asla Bırakma'da ise kendimi bambaşka bir şey yaparken buldum. Sistemi çözmeye çalışmıyordum. Kathy'yi anlamaya çalışıyordum. Tommy'nin neden öyle davrandığını düşünüyordum. Ruth'un içindeki eksiklikleri görmeye çalışıyordum. Belki de bu yüzden kitap bana birçok kişinin söylediğinin aksine hiç sıkıcı gelmedi. Çünkü ben bu kez dünyanın nasıl çalıştığını değil, insanların o dünyanın içinde nasıl yaşadığını merak ediyordum. Bu da bana kitap kadar kendimle ilgili bir şey gösterdi. Belki de okur olarak değişiyordum. Kazuo Ishiguro elinde korkunç bir malzeme olmasına rağmen onu hiç dramatize etmiyor. Daha sert bir yazar bu hikâyeyi bir isyan romanına dönüştürebilirdi.Daha öfkeli bir yazar sistemi sayfalar boyunca teşhir ederdi. Daha politik bir yazar sloganlar üretirdin. Ishiguro ise bunların hiçbirini yapmıyor. Bize yalnızca insanların hayatlarını anlatıyor. Ve tam da bu yüzden roman daha rahatsız edici hale geliyor. Çünkü karakterler kaderlerini bilmelerine rağmen zincirlerini kırmaya çalışmıyorlar. Kaçmıyorlar. Savaşmıyorlar. Devrim yapmıyorlar. Sadece yaşamaya devam ediyorlar. İlk başta insan bunu anlamakta zorlanıyor. Sonra fark ediyor ki romanın asıl sorusu sistem değil. İnsan. Kitap boyunca beni en çok düşündüren şey "ertelenme"
Edebiyat
Beni Asla BırakmaKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 202512,2bin okunma
Herman Melville - Moby Dick
Puan vermedi·640 syf.··
2026 17. kitabı
Aslında esere bir romandan ziyade o dönemin balina tanıtım kitabı desem daha yerinde olurdu. Balinaların tarihinin, biyolojik özelliklerinin ve çeşitlerinin ele alındığı kısımların yanında hikayenin kendisi hem sönük hem hacimsiz kalmıştır. Eser balinalarla ilgili İncil ve Kur'an'dan çeşitli kişisel eserlere varan birçok alıntıyla başlar. Anlatıcı eserin baş kahramanı Ishmael'dir. Tam bir klasik özelliği olarak esere hacim yapsın diye tasvir ve tarifler uzun tutulur ancak bunu çok da sıkıcı bir şekilde yapmaz. Denizler ve denizcilikle ilgili döneminin bilinen neredeyse tüm özelliklerini vermiştir diyebilirim. Hâttâ o dönemde çeşitli yanlış balina tasvirleri gerçekmiş gibi kabul gördüğünden dolayı dönemde yaşayıp hiç balina görmeyenler için detaylı bir balina tasviri de yapar. Balinalarla ilgili bir olay geçtiğinde o duruma uygun verilebilecek bir bilgi varsa o dönemki bilgisiyle alıntı yaparak sanki bir dipnot gibi araya sıkıştırır hatta balinanın içini bile tasvir eder. Aslında bunu yaparken balinaları, özellikle de ispermeçet balinasını oldukça över. Eserin yazarı Melville iyi bir Hristiyan'dır, Yunus peygamberin kıssasından bahsederken bunu kendince bilimsel dayanaklara dayandırmaya çalışır ve inanmayanları kınar. Bir kısımda denizciler mürekkep balığı görür ve içlerinden biri "Mürekkep balığı varsa balina da vardır." der. Araştırıldığında bu balinanın temel besin kaynağının mürekkep balığı olduğu görülür yani verdiği bilgiler gerçekten tutarlıdır. Eser aralarında İstanbul'dan, fesli Türk denizcilerden, Osmanlı'dan Tarsuslu Aziz Pavlus'tan, Tatarlardan, Timur'dan bahsedilmesi böylesine meşhur bir klasik olması açısından beni mutlu etti. Davy Jones'tan da bahsedilir. Davy Jones ölen denizcilerin bekçisi ve denizlerin şeytani efendisi olarak adlandırılan mitolojik
Moby DickHerman Melville · Zeplin Kitap · 20207,3bin okunma
10/10
·256 syf.··
2026 31. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 05:25
Eser şu soruları sorar • Insan özgürlük olmadan mutlu olabilir mi? • Düzen mi daha degerlidir, özgürlük ü? • Aşk insanı neden değiştirir? • İnsanı insan yapan şey akıl mı, ruh mu? Sembolik olarak İntegral: * Aklın ve matematiğin mutlak egemenliğini, * Bireyselliğin yok edilmesini, * Devletin insan üzerindeki tam kontrolünü, * “Mutluluk için özgürlüğün feda edilmesi” fikrini temsil eder. Roman, D-503’ün tuttuğu bir tür günlükten oluşur. Ancak bu günlük sıradan bir insanın duygu ve düşüncelerini anlattığı bir günlük değildir. D-503, bu metinleri İntegral’in gelecekte ulaşacağı uygarlıklara Tek Devlet’i tanıtmak amacıyla yazmaktadır. Tek Devlet her şeyi formüllere indirmek ister. Ama insan ruhunda her zaman bir “X”, yani hesaplanamayan bir taraf vardır. Biz romanındaki başlıca karakterler şunlardır: D-503 * Romanın anlatıcısıdır. * İntegral uzay gemisinin baş mühendisidir. * Başlangıçta Tek Devlet’in düzenine gönülden bağlıdır. * Roman boyunca büyük bir iç dönüşüm yaşar. I-330 * Gizemli, cesur ve sıra dışı bir kadındır. * D-503’ün hayatını altüst eder. * Kurallara meydan okur ve özgürlüğü temsil eder. O-90
BizYevgeni İvanoviç Zamyatin · Can Yayınları · 202311,9bin okunma