#üçbüyükusta nın yaşam öykeleri, tarzları, yaklaşımları, edebi dehaları var bu kitapta. #balzac topluma, #dickens aileye, #dostoyevski bireye hitap etmiş, #stefanzweig ise müthiş analiziyle, anlatımıyla harmanlayıp bizimle buluşturmuş. Farklı bir anlatım olsaydı, okuyabileceğimden emin değildim açıkcası.
Sığdırabildiğim ölçüde bu üç büyük ustayı, Zweig gözünden özetlemeye çalışacağım alıntılarla.
Balzac: Tek bir eseriyle değerlendirilmek istemiyor, tersine bir bütün olarak, dağları ve vadileriyle sınırsız uzaklıklarıyla hain uçurumları ve coşkun çağlayanlarıyla birlikte bir manzara gibi değerlendirilmek istiyor. Bütün romanları bitirebilseydi, erişilmezliği yüzünden kendisinden sonra gelenler için bir dev, korkunç bir engel halini alırdı.
Dickens: On dokuzuncu yy'da, dünyanın hiç bir yerinde bir yazar ve halkı arasında bu derece sıkı bir gönül ilişkisi kurulamadı. Dickens dindar ve saygılı oluşuyla herşeye karşı iyilik sever bir hayranlığı, sürekli bir coşkusu, bir sevinci vardı. Bu burjuva dünyasında, yoksulluk eviyle arasındaki orta tabaka da kalmayı tercih etmişti. Sadece yalın insanların yanında kendini rahat hissediyordu...
Dostoyevski: İlk bakışta sınırları belli bir eserle, bir yazarla karşı karşıya olduğu sanılır, ancak bir süre sonra sınırsız bir şey çevresinde dönen yıldızları ve bambaşka müziği olan bir evren keşfedilir. Hayal ve yakıcı berraklıkta ki gerçeklik arasında durur onun dünyası. Yaşamla ölüm, dehayla çılgınlık arasında gidip gelir...