Puan vermedi·192 syf.··
2018 123. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2018 00:00
Sen Mahir, yarısı yanık yüzüne insanların yolda dönüp dönüp baktığı, kısacık kapkara kolları, kısacık kapkara bacakları, ufacık kafası, çirkin, yamuk yumuk dişleri olan, babasız sabahların ustası sen Mahir Küçük, beynimi yaktın arkadaşım bu nedir Allah aşkına. Hikaye nedere başlıyor, nerede bitiyor bilmiyorum. Mahir anlatıyor ben dinliyorum, sonra bir bakıyorum Mahir'de benimle birlikte dinliyor anlatıcı meçhul. Kim bu derken bir bakıyorum Mahir yine başlamış anlatmaya. Öyle mi, böyle mi derken kitap bitti. Bense birbirlerinden başka arkadaşı olmayan, doğrusu bunu da pek umursamayan üç arkadaşın, düşe kalka yaşadıkları hayatlarına ve hikayelerine şahit olmakla kaldım. Şahit olduklarım doğru mu onu da bilmiyorum. Çünkü son sayfalarda zatı şahaneleri demiş ki; "okuyucunun kitabı okurken okuduklarının gerçek mi kurgu mu olduğunu kavrayamaması gerekiyordu" buyurun size kitabın özeti. Hikayeye kaptırmış okuyorsunuz, sonra acaba bu hikaye ne kadar doğru diye soruyor size "hık" diye kalıyorsunuz :) Benim için unutamayacağım bir okuma oldu kesinlikle. #arkakapak yazısında "annemi öldüreceğim gün, sabah yedide uyandım" yazıyor. Öyle kesin ve bilinçli yazılmış ki, kitabın sonuna kadar cinayet planı aradım. Buyursun benim de aklımla oynasın diyorsanız okuyunuz efendim. "On yaşındaki bir çocuğun düşleri, büyüyünce mi gerçekleşir bir tek? Kaç düşümüzü düşürmemiz gerekir bu düşe düşmek için?" "Bir insanı sevmek ayrı, ona ihtiyaç duymak ayrı şey..."
Kalbimde Çivilerle Uyumuş GibiyimAnıl Can Uğuz · Dex Kitap · 201861 okunma
Puan vermedi·432 syf.··
2018 122. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2018 00:00
Bu gün Okuyan kadinlar kulubu ile birlikte #heraybirdünyaklasiği etkinliğimiz için seçtiğimiz #masumiyetçağı ile geldim. Eski pembe dizileri bol bol anımsatan bir okuma oldu benim için. Büyük, büyük, büyük aileler, kuzenler, kalabalık 'dost' meclisleri, herkesin arkasından bir burun kıvırmalar, bir arada olunca 'ah canım benim' ler falan :) Herşey den önce kibar insanlar efendim. Kibar seviyorlar, kibar sinirleniyorlar, kibar münakaşa ediyorlar, kibar aldatıyorlar, bir cömertlik, bir bonkörlük değmeyin gitsin. Zaten yabancı isimler konusunda sıkıntı çeken ben, bir de akrabalık bağları kimliklerine yansıyıp üç dört isim ile anılınca epey sıkıntı çektim. Konumuz imkansız bir aşktan fazlası. Eşinden ayrılıp büyüdüğü yere dönen Olenska açısından yalnız bir kadının toplumda karşılanışına değinilmiş. "aaa çok ayıp cıx cıx cıx her ne olursa olsun hemen kocasına geri dönmeli" şeklinde hali hazırda dillerinin ucunda tuttukları, acaba kime yapıştırsak diye bakındıkları dedikodular var mesela. Kuzeni May açısından saf aşk anlatılırken hem geleneklerine bağlılığına değinilmiş hem vazgeçmenin erdemine. Newland içinse aşk - tutku bir tarafta, sevgi - hayranlık - verilen sözlerin ağırlığı bir tarafta. Bir entrika ile karşılaşacağıma o kadar emindim ki, gel gitlere rağmen güzel bitti. Özet niteliğinde bir kaç alıntı bırakıp müsadenizi istiyorum efendim, kitapla kalın. "Evlilikleri diğer çoğu evlilik gibi bir yanda cehalet diğer yanda ikiyüzlülüklerle ilerleyen, maddi ve toplumsal çıkarlar uğruna bozulmayan yavan bir birliktelik olacaktı. Gerçek şeylerin asla söylenmediği, yapılmadığı ve hatta düşünülmediği bir dünyada yaşıyorlardı." "Gerçek yalnızlık, insanın yalnızca taklit yapmasını isteyen bütün bu insanların arasında yaşamasıdır." "Artık yalnız değilim.Yalnızdım ve
Masumiyet ÇağıEdith Wharton · Martı Yayınları · 20201,294 okunma
Reklam
Puan vermedi·228 syf.··
2018 116. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2018 00:00
#üçbüyükusta nın yaşam öykeleri, tarzları, yaklaşımları, edebi dehaları var bu kitapta. #balzac topluma, #dickens aileye, #dostoyevski bireye hitap etmiş, #stefanzweig ise müthiş analiziyle, anlatımıyla harmanlayıp bizimle buluşturmuş. Farklı bir anlatım olsaydı, okuyabileceğimden emin değildim açıkcası. Sığdırabildiğim ölçüde bu üç büyük ustayı, Zweig gözünden özetlemeye çalışacağım alıntılarla. Balzac: Tek bir eseriyle değerlendirilmek istemiyor, tersine bir bütün olarak, dağları ve vadileriyle sınırsız uzaklıklarıyla hain uçurumları ve coşkun çağlayanlarıyla birlikte bir manzara gibi değerlendirilmek istiyor. Bütün romanları bitirebilseydi, erişilmezliği yüzünden kendisinden sonra gelenler için bir dev, korkunç bir engel halini alırdı. Dickens: On dokuzuncu yy'da, dünyanın hiç bir yerinde bir yazar ve halkı arasında bu derece sıkı bir gönül ilişkisi kurulamadı. Dickens dindar ve saygılı oluşuyla herşeye karşı iyilik sever bir hayranlığı, sürekli bir coşkusu, bir sevinci vardı. Bu burjuva dünyasında, yoksulluk eviyle arasındaki orta tabaka da kalmayı tercih etmişti. Sadece yalın insanların yanında kendini rahat hissediyordu... Dostoyevski: İlk bakışta sınırları belli bir eserle, bir yazarla karşı karşıya olduğu sanılır, ancak bir süre sonra sınırsız bir şey çevresinde dönen yıldızları ve bambaşka müziği olan bir evren keşfedilir. Hayal ve yakıcı berraklıkta ki gerçeklik arasında durur onun dünyası. Yaşamla ölüm, dehayla çılgınlık arasında gidip gelir...
Üç Büyük UstaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20256,3bin okunma
SPOİLERSİZ
10/10
·576 syf.·
2026 41. kitabı
Bu aralar yeni yazarların kitaplarını okumak, onları keşfetmek isteği var bende. O yüzden Zeynep İzem'in kaleminden olan "Örümceğin ağıdı" kitabını okumak istedim. Okuduğumda bir daha doğru karar verdiğimi anladım. Kitap o kadar sizi içine çekiyor ki, asla bırakmak istemiyorsunuz. Okuduğumda hem eğlendiğim, hem üzüldüğüm, hem utandığım(imalar yüzünden), hem onlar kadar mutlu olduğum anlar yaşattı bana. Bir kere çok akıcı bir kitap. Karakterleri, yazarın yazım tarzını çok sevdim, kitabın sayfa sayısı 500+ olmasına rağmen asla yormuyor sizi, fazlasıyla sıkıcı betimlemeler yok, yani çok akıcı ve sürükleyici bir kitap. Okuduğunuzda bana hak vereceksiniz. O yüzden de kitaba 10 puan verdim, çünkü bayıldım. Şimdi konusunu da anlatayım. Konusu: Kitabın esas konusu anlaşmalı evlilik. Ana karakterler Dünya Saygun ve Eymir Ümit Valen. Dünya 25 yaşında, 8 yıldır İngilterede yaşayan, model ve aynı zamanda oyuncu bir kız. Üç abisi var, hepsi yeraltının tehlükeli adamları olduğundan Dünya'nı düşmanlarından korumak için İngiltereye yollamışlar ve asla Türkiye'ye gelmeğine izin vermemişler. Dünya ise büyük abisi Kayahan'ın düğünde iştirak etmek için gizlice Türkiyeye kılık değiştirerek gelmiş. Peki abisinin korumaları peşindeyken hangi otelde kalmağı tercih etmiş sizce? Tabii ki abilerinin en yakın düşmanı Eymir Valen'in otelinde. Eymir 32 yaşında dünyaca ünlü tasarımcı, aynı zamanda mafya. Abileri kızın yerini bulduğunda gelip onu ordan alıyorlar. Bir kaç gün sonra Kayahan'ın düğünü oluyor ve maalesef kötü bir olay yaşanıyor. Dünya suçlu olmamasına rağmen suçlu duruma düşüyor ve büyük abisi onu cezalandırıyor. Zorla ellili yaşlarında bir mafyaya veriyor ve arkasına bakmadan gidiyor. Dünya'nı o durumdan Eymir Valen kurtarıyor ve intikam almak için onunla anlaşma yapıyor. 6 ay
Örümceğin AğıdıZeynep İzem · Martı Yayınları · 202635 okunma
Puan vermedi·344 syf.·
2026 61. kitabı
Women’s Prize for Fiction 2026’yı Virginia Evans’ın “Muhabbet” romanı kazandı. Kitabı geçen hafta okumuş ve üzerine notlar almıştım. Paylaşmak bugüne kısmetmiş. :) Ödüller bazen bir kitabı olduğundan büyük gösterebilir, bazen de hak ettiği ilgiyi görmesini sağlar. “Muhabbet” ise bence ikinci gruba dahil. Romanın merkezinde yetmiş üç yaşındaki Sybil Van Antwerp var. Ancak onu alıştığımız şekilde tanımıyoruz. Bir anlatıcı bize Sybil’i anlatmıyor, Sybil de oturup hayat hikâyesini anlatmıyor. Onu yazdığı mektuplardan tanıyoruz. Çocuklarına, arkadaşlarına, eski sevgililerine, yayınevlerine, kurumlara, kısacası hayatına değmiş herkese yazdığı mektuplardan. Bu tercih ilk başta biraz yapay geldi bana. Çünkü mektup romanları çoğu zaman karakterlerin konuşmasından çok yazarın zekâsını sergilediği metinlere dönüşebiliyor. Fakat Evans’ın başarısı burada ortaya çıkıyor. Bir süre sonra mektupların kurmaca bir teknik olduğunu unutup gerçekten yaşlı bir kadının yazışmalarını okuyormuş hissine kapıldım. :) Evans yaşlılığı romantikleştirmeden anlatmış. Mesela Sybil bilge bir büyükanne figürü değil. :) Geçmişte yaptığı hataları yanında taşıyan, bazı insanları kırmış, bazı insanları da affedememiş biri. Roman boyunca aslında büyük bir olay yaşanmıyor. Yaşanan şey, bir insanın kendi hayatının dökümünü çıkarması. Kitap boyunca mektupların giderek bir iletişim aracından çıkıp itiraflara dönüştüğünü hissediyorsunuz. Sybil başkalarına yazdığını düşündüğü her mektupta biraz da kendine yazıyor. Romanın asıl meselesi de burada ortaya çıkıyor sanırım. İnsan başkalarına ne anlatırsa anlatsın, sonunda dönüp dolaşıp kendi hikâyesiyle karşılaşıyor. :) Women’s Prize ödülünü almasının ardından daha çok okura ulaşacağını düşünüyorum. Bana kalırsa bunu hak eden bir roman. Tavsiyemdir.
1000Kitap
MuhabbetVirginia Evans · April Yayıncılık · 202647 okunma
8/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 00:00
Herkese merhaba #olayyerikitapkulübü eşliğinde, @ephesusyayınları tarafından gönderilen ve benim de çok sevdiğim yazarlardan biri olan John Marrs'ın Önce Sen Beni Öldürdün kitabını okuduk. John Marrs'tan okuduğum üçüncü kitap olan Önce Sen Beni Öldürdün, benim için Yolcular'dan sonra en sevdiğim Marrs kitabı oldu. Hikâye, aynı mahallede yaşayan ve dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayat süren üç kadının etrafında şekilleniyor. Liv, Anna ve Margot'nun hayatları iç içe geçtikçe dostluklarının ardında saklanan sırlar, kıskançlıklar ve karanlık gerçekler birer birer gün yüzüne çıkıyor. Kitabın en sevdiğim yanı, merak duygusunu ilk sayfadan son sayfaya kadar canlı tutması oldu. Kimin doğru söylediğini, kime güvenilmesi gerektiğini anlamaya çalışırken sayfalar adeta su gibi akıp gidiyor. Karakterlerin zaman zaman sinir bozucu kararlar vermesi ise hikâyeyi daha gerçekçi kılmış. Özellikle Margot karakteri bende güçlü duygular uyandırdı; onu okurken hem şaşırdım hem de bol bol sinirlendim. Ancak en çok sinirlendiğim karakter sanırım Anna oldu. Yaptığı bazı şeylerin sonuçlarıyla yeterince yüzleşmediğini düşündüğüm için finalde onun adına biraz daha farklı bir kapanış bekledim. Bu durum beni sinirlendirse de karakterlerin bende bu kadar güçlü duygular uyandırabilmesi, yazarın onları ne kadar başarılı yazdığını gösteriyor. Tek eleştirim ise çeviri ve düzenleme sürecinde gözüme çarpan bazı teknik hatalar oldu. Ancak hikâye o kadar sürükleyici ve akıcıydı ki bu durum okuma keyfimi çok fazla etkilemedi. Psikolojik gerilim, aile sırları, bol entrika ve karakter odaklı hikâyeler seviyorsanız bu kitaba kesinlikle bir şans vermelisiniz. Son sayfasına kadar temposunu koruyan, elden bırakması zor bir okuma deneyimiydi. Puanım: 8,5/10
Önce Sen Beni ÖldürdünJohn Marrs · Ephesus Yayınları · 202637 okunma
Reklam
Reklam