SEMRA – (Kendini kaybetmiş) Haddehaneli Salih, kalk! (Sülün Ahmet ve Macide yaklaşırlar. Salih’in arkasına geçerler. Salih’in dudakları kıpırdar.)
SALİH – (Hep boşluğa bakıyor.) Haddehaneli Salih kalkamaz. Bir kere yatınca bir daha kalkamaz! Çocuklar hoşgeldiniz! Dinleyin beni!
(Herkes Salih’in üzerine eğilir.)
SALİH – İçerdeki avize başıma düştü ve ben öldüm! Kaza eseri... İnanın! Buna şahitsiniz! Eğer kusur ederseniz Kıyamette iki elim yakanızda olsun...
(Semra hıçkırmaya başlar. Salih’de sönme alâmetleri...)
SALİH – Şu, ayaklarımda ağlayan çocuk da benim oğlum Yusuf... Onu üç gün evvel tanıdım ve kabul ettim. Buna şahitsiniz. Hoş, o avukattır, size anlatır.
Okuma-anlama-kavrama bahsinde Mithat Cemal'in ve Ömer Rıza Doğrul'un müşahede ve dikkatlerine kulak verirsek;
"Akif in Sarıgüzel'deki evi... O keyifli. Çünkü bu küçük odada bu gece onu mesut edecek üç sebep var: Lamartine'in kitabı, çay semaveri, bir de kendisini anlayan biri.
Onun şarlatan olmayan kütüphanesinin karşısındayım. Bu ufacık kütüphanede okunmadık tek kitap yok ve Graziella bu camsız kütüphanenin rafında kitap saflarından dışarı çıkmış, bizi bekliyor. (...) Dağ gezer gibi her adımda bir güzel köşesini gördüğüm adamın o gece bir cephesini daha görüyordum: Eserlerde ne kadar şahsî bir intihabı [seçimi] vardı; verilmiş kararlardan ayrı bir intihab. (...) Onda zaten çok 'şahsîlik' vardı, çok 'kendi' idi. Eserleri okuma tarzı bile kendisinindi. Kitabı önce toptan sonra tenkit ederek okur, dördüncü okuyuşta intihaplarını yapardı. Az eseri çok okurdu.
O gece bir aralık 'bir kitabı bitirmek kolay değildir' dedi"⁸¹.
"Üstad'ın ev hayatı gayet sade idi. Kendisi evde bulunduğu müddetçe vaktinin çoğunu düşünmek veya okumakla geçirirdi.
Onun gibi okuyan adamlara nadir tesadüf olunur. (...) Bir eserden ne öğrenmek mümkünse hepsini öğrenmeden ve layıkiyle öğrenmeden, unutulmayacak bir halde öğrenmeden eseri bırakmazdı. Okuduğu her eseri birkaç kere okumaktan çekinmez, iyice anlamadığı her noktayı erbabına müracaat ederek layıkiyle anlamadan eseri bırakmazdı. Onun sabrına, tahammülüne şaşardım. (...)
Onun Şark ve Garp muharrirlerinden okuduğu eserlerin hepsini aynı şekilde okuduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden bilgisi çok sağlamdı ve her bildiğini iyi, hem de çok iyi bilirdi.⁸²
İsa'nın bir peygamber olmadığı; dünyaya gelen, ölen ve yeniden dirilen, Tanrı'nın vücut bulmuş hâli -hem insani hem de ilahi özellikler taşımakta- olduğudur. Hıristiyanlığın bir başka ayırt edici inancı yalnızca bir Tanrı bulunduğu ancak O'nun üç farklı biçimde var olduğu Teslis'tir: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh.