Kelebek ol gel, üç yine...
Üç noktayla biten cümleleri seviyorum, Bardağımda yarım kalan çayımı... Yarım sigaramı... İki dudakla yürek arasında kalan, söylenmemiş sözleri... Yarım kalan aşkları... Seni..." Turgut Uyar
Şiir
Reklam
"Dünyayı olduğu gibi kabul edeceksin. İki, başına gelen musibet belalara da sabredeceksin. Üç, dünyayı güzelleştirmek için çok çalışacaksın."
"KENDİNDEN ZUHÛR DİYALEKTİĞİ" NEDİR?
Etrafında ister istemez “terör”, “radikal İslâmcı örgüt”, “90’lar”, “bombalı eylemler” gibi çağrışımlar oluşmuş olan “kendinden zuhûr diyalektiği”, kamuoyu algısında terörle ilişkilendirilse de kavramı bilen dar çevre için daha derin ve kapsamlı bir hikmettir. Kendinden zuhur diyalektiği, Salih Mirzabeyoğlu’nun eserlerinde, Salih Aleyhisselâm’da tecelli eden “fütuhî hikmet”le birlikte verilir. Muhyiddin-i Arabi’nin Füsus-ul Hikem’inden aldığı misâlle, efendi kölesine “kalk” der; emir efendiden, kalkma fiili köledendir. Allah bir şeyin olmasını diler, ona “Ol” der ve o şey olur; böylece oluşun üçlü yapısı belirir: irâde Allah’tan, emir Allah’tan, oluş keyfiyeti mahlûkun kendindendir. Burada “kendinden” kelimesi yanıltıcı olabilir. Bu “kendi kendine, Allah’tan bağımsız” demek değildir. Tam tersine, “Allah’tan, fakat kulun istidadı ve fiili üzerinden” demektir. Yâni oluş, “O değil; O’ndan” çizgisinin fiil alanındaki karşılığıdır. Yaratılmış varlık, Allah değildir; Allah’tandır. Fiil de kulun mutlak bağımsız yaratışı değildir; ama kulun kendinde olan istidat ve yönelişle zuhûr eden hakikatidir. Bu yüzden oluş, hem kaderdir hem mesuliyettir; hem verili bir sırdır hem insanın kendi fiiliyle içine girdiği bir imtihandır. Mirzabeyoğlu bu hakikati kaderci bir edilgenliğe değil, kulun fiili ve istidadı bahsine bağlar. Bu, ne modern bağımsız özne fikridir ne de insanı tamamen silen cebrî kaderciliktir; kul, Allah’ın irâde ve emri altında kendi istidadının gereğini fiile çıkarır. Mirzabeyoğlu’nun, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’nden iktibasla, “kendinden oluş hikmetini anlayan, nefsinde zuhur eden hayır ve şerrin yine kendinden geldiğini bilir” demesi de buraya bağlıdır. Bu noktada “ilim malûma tâbidir” düstûru, oluş bahsinin metafizik temelini verir. __“Mâlûm” kelimesi,
İBDA Diyalektiği
(Rüya) (Lilith ile çocuk sarmaş dolaş uyuyorlardı.Lilithin gözünün önünden Suriye’de esir düştüğü kampta yaşadıkları geçti. Kabus görüyordu çığlık atmaya başladı. Çocuk yerinden sıçradı ve) Çocuk:Bir şey mi oldu (Hafiften dürter) Aşkım (Lilith hışımla uyandı,Sema aniden kapıyı açtı) Sema: Kriz mi ? Çocuk: Evet Bir su getiriyim (Lilith gözyaşları içinde çocuğun koluna sarıldı.) Lilith:Berke! Gitme! Yanımda kal gitme (Çocuk Lilithi kollarıyla sardı.) Çocuk:Tamam tamam (Semaya işaret yaptı Sema su getirmek üzere uzaklaştı.) Çocuk(Lilithi üç dört defa dudaklarından öptü):Lilith Gel bırak intikamı Zamansızlıkta olur demiştin amansız gidişler Şuan işi bırakırım bak tamam de iste yeter ki şimdi işi bırakırım Her şeyi geride bırakırım yeter ki tamam de Kimsenin bizi bulamayacağı bir yere gidelim sevgilim Aşkımızı doya doya yaşayalım Kimse ulaşamasın bize
Edebiyat
Tahanın Macerası
Ramazan bitti, şeytanlar zincirlerden koptu, Ah yine ruhumu vesvese kıskaçlar soktu, Arz ve sema odam kadar oldu, sarktı, sıktı, Allaha niyazımda sesim kısık kısıktı, Son güçle telaş içinde seccademe koştum, Alnım zulmet terlerken başı secdeye koydum, Öyle durdum, zaman sessiz bir şarkı gibi, Seccadem doğuracak bir rahmet gurku gibi, Geçti geçti sıcaklığı yayıldı içime, Çiçeklendi odam, filizlendi yeşil çime, Tavan kaburgalarını esnetti genleşip, Odamsa üç boyut kazandı derinleşip, Susuzluğu gider gibi ferahladı dünyam, Kuşlar hediye etti benimde oldu aryam, Bıçaklar köreldi, idam ipleri lif oldu, Duaların kılıcı elimde elif oldu, Nefes alma coşkusu karıncaladı başı, Zulmet üzerine nur goncaladı başı, Cehennemden azat olur gibi doğruldum, Allaha şükür hataratlardan kurtuldum!
Din
Reklam
Reklam