Puan vermedi·148 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 20:13
Mouffe'a göre, her ne kadar "merkez siyaset", "ideolojilerin sonu", "sağ-sol ayrımı kalmadı" gibi söylemler yaygınlaşmışsa da siyasetin özü çatışmadır. İnsanları yalnızca iyi yönetilmek isteyen bireyler gibi kurgulamak, farklı kimliklerin, aidiyetlerin görmezden gelinmesine yol açar, bu da sağ popülizm, aşırı milliyetçi hareketler gibi çeşitli uç siyasal projelerin ortaya çıkmasına sebep olur. Bu duruma yol açan, "Üçüncü Yol" gibi merkezci konsensüs siyasetçilerinin antagonizmaları siyasal alandan dışlamalarıdır Mouffe'a göre. Böylesi bir dışlama, siyasi tercihleri de bireysel özelliklere indirger, oy verme davranışını cahillik veya irrasyonellikle açıklamaya çalışmak gibi. Halbuki gerçekte olan siyasal karşıtlık ve çeşitliliktir. Şu halde ortadan kaldırılması gereken düşmanlar çıkmaz açığa, ama bu mücadele edilmeyecek anlamına da gelmez. Düşman değil, meşru bir hasım haline gelen insanlar olması gerektiğini düşündükleri şeyler için mücadele ederler. Mouffe ortak demokratik kurallar çerçevesinde mücadele edilen bu modele agonistik demokrasi diyor, gerçekleştirilebilirliği ise hayli şüpheli. Elbette çatışmanın bitmeyeceği, günümüz siyasal partilerinin temsil krizine ve popülizmin yükselişine yönelik teşhisleri bu çalışmayı değerli kılıyor. Ancak önerisi bulanık, hatta uygulanabilirliği mümkün mü emin değilim. Temsili sağlayacak ve demokrasiyi işler kılacak olanın sınıf, cinsiyet, ırk vb. gibi çeşitli tahakküm biçimlerine karşı çıkan grupların geniş bir sol hegemonya oluşturması olduğunu iddia ediyor. Burası da epey zor, günümüz birleşememelerini ele alırsak. Kaldı ki sağ grupların birleşmesi sol grupların birleşmesine göre her zaman daha kolay. Yine de sağ popülizmle mücadelenin yolunu bir karşı mücadeleyle solun birleşmesi olarak görmesi umut vaat ediyor.
Demokratik ParadoksChantal Mouffe · Epos Yayınları · 201515 okunma
9/10
·233 syf.··
Beğendi
·
2026 183. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 20:05
"Seni leylekler getirdi " çocukluğunda duymamış olan var mı? Leylek galiba toplumumuzda umut,sevinç getiren hayvanların başında geliyor ki böyle bir cümle kurulmuş . Bu kitabı da farklı kılan bu .Hikayeyi bir leyleğin anlatması. Alegorik anlatımıyla dikkatimi çeken bir kitap oldu Masumiyetin Yükü.. Leylek ,anne ,babası ,kardeşiyle yaşamı öğrenmeye çalışıyor. Güçsüz olan kardeşlerini kaybediyor.Ben bununilk duyduğumda çok üzülmüştüm ama doğal seleksiyon hayatın her alanında gerekli galiba ..Leylek bir taraftan kendi ailesini anlatırken, bir taraftan da yuvalarını yaptığı evin içinde yasananlara tanık oluyoruz. Sema bir Ermeni genci olan Aram la aşk yaşıyor. Ama Ermeniye kız verilmiyor oralarda .Nurullah da okuldan beri Semaya aşık. Onla evlendiriliyor .Serdar dünyaya geliyor. Ama Sema hala Aram ı seviyor .Arada görüşüyorlar. İhanet fitili ateşliyor. Leyleklerin de yükü artıyor. Çünkü leylekler yuva yaptıkları evin derdini ,tasasını alıp götürüyor göç ederken, üç ay Afrika da dinlendikten sonra tertemiz ,masumca ,temizlenmiş olarak geliyorlar aynı eve .. Bakalım geri geldiklerinde neler olacak ? Çok hoşuma gitti bu hikaye. Leylekler resmen bilge kişi gibi .Doga olaylarında kadar mükemmel ki her şey yolunda ,her şey olması gerektiği gibi ... Fabl okumayı çok severdim küçükken ,aynı hislerle okudum kitabı... Hayvanlardan öğreneceğimiz çok şey var bizim.. Kitapla kalın dostlar.... Masumiyetin Yükü Ahmet Haşim Güler
Masumiyetin YüküAhmet Haşim Güler · MKB Halk Kütüphanesi Yayınevi · 202612 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bu Hikaye Senden Uzun Osman.Bazı İnsnlar Gider,Bazı Cümlelr Kalır
9/10
·129 syf.·
2026 161. kitabı
Mayısın sonuna yaklaşan günlerden biriydi. Çakmaklı sahilinde deniz kıyıya ağır ağır vuruyor, çam ağaçlarının arasından süzülen rüzgar reçine kokusunu Haşim Baba'nın çay bahçesine taşıyordu. Burası insanın saate bakmayı unuttuğu yerlerden biriydi. Toprak zemine düşmüş çam iğneleri, yıllardır aynı yerde duran masalar, uzaktan gelen martı sesleri ve denizin hiç bitmeyen uğultusu, günün geri kalanından ayrı bir dünya kuruyordu. Denize yakın taraftaki masalardan birine oturmuş, önümde duran Aylin Balboa Bu Hikâye Senden Uzun Osman 'ın sayfaları arasında dolaşıyordum. Bazı satırların altını yeniden çiziyor, bazı cümlelerin başına dönüyor, kitabın bende bıraktığı hissin tam olarak nerede başladığını anlamaya çalışıyordum. Not defterim açıktı. Çayım yavaş yavaş soğuyordu. Tam o sırada sahil tarafından üç kişinin çay bahçesine doğru yürüdüğünü gördüm. Önde Alper Canıgüz vardı. Yanında Murat Menteş yürüyordu. Birkaç adım gerilerinde ise Nermin Yıldırım. Çay bahçesine girdiler. Önce boş masalara göz gezdirdiler. Sonra Alper Canıgüz'un bakışı benim masamda durdu. Masanın üstündeki kitaba baktı. Açık duran not defterine baktı. Sayfaların arasına sıkıştırılmış kağıtlara baktı. Ardından hafifçe gülümseyerek diğerlerine işaret etti. Onlar da dönüp baktılar. Murat Menteş kitabın kapağını seçmeye çalıştı. Seçtiği anda yüzünde tanıdık bir ifade belirdi. Nermin Yıldırım ise önümde duran notlara göz attı. Üçü kendi aralarında birkaç saniyelik sessiz bir bakışma yaşadı. Sonra Alper Canıgüz omuz silkti. Konu edebiyatsa, dedi, bizsiz olmaz. Murat Menteş güldü. Bazı masalar çağırır insanı, dedi. Bu masa da uzun zamandır sesleniyor belli ki. Nermin Yıldırım boş sandalyelere baktı. Bazı kitaplar tek başına konuşulmaz zaten, dedi.
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,6bin okunma
Puan vermedi·353 syf.··
2026 39. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 20:39
Bir Dinozorun Anıları: Beklediğim Fosil Değil, Sıradan Bir Kaya Parçası "Ben de bir "dinozor" olarak, bu kitabı okumak için 353 sayfa harcadım ve itiraf ediyorum: Umarım dinozorların soyu, bu kitap kadar yorucu olduğu için tükenmemiştir." Merhaba kitap dostları. Uzun zamandır duyduğum, herkesin "mutlaka okumalısın" dediği Mina Urgan'ın "Bir Dinozorun Anıları"nı nihayet bitirdim. Saygıdeğer bir akademisyenin, İngiliz Edebiyatı'nın duayen isminin yaşam öyküsünü merak ederek başladım, ancak bitirdiğimde hissettiğim tek şey büyük bir "Eee, ne olmuş yani?" hissiydi. Kısa Konu (Sanki Önemliymiş Gibi) Kitap, kendine "dinozor" diyen, dolu dolu yaşamış, sol görüşlü, Türkiye'nin önemli edebiyat simalarıyla (Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Falih Rıfkı Atay, Nâzım Hikmet gibi) haşır neşir olmuş, üniversitede profesörlük yapmış güçlü bir kadının hayatından kesitler sunuyor. Düşünsenize, Atatürk'le dans eden, Shakespeare çeviren, Moby Dick'i Türkçeye kazandıran, üç darbe görmüş bir akademisyenin anıları. Konu olarak kesinlikle etkileyici ve "vaat dolu". Kâğıt üzerinde okunmayı hak eden, görkemli bir hayat hikayesi. Neden "Hiiiç" Beğenmedim? (Sebeplerim) 1. Olay değil, hisler: Kitap, beklentimin aksine bir "anı" kitabından çok, bir "samimi ağıt" niteliğinde. Yazar, yaşadığı dönemin toplumsal olaylarını değil, bu olayların onun iç dünyasında yarattığı burukluğu, öfkeyi, hayal kırıklıklarını ve özellikle "darbe yıllarındaki" çaresizliğini anlatıyor. Yani somut bir olay örgüsü ve aksiyon bekleyen biri için kitap sürüncemede kalıyor. 2. Anlatımın Ağırlığı: Mina Urgan, bir İngiliz Edebiyatı Profesörü. Bunu fazlasıyla hissediyorsunuz. Bazı bölümler öylesine detaylı ve "profesör edasıyla" yazılmış ki, okurken bir anlık "Bu kadar ayrıntıya gerçekten gerek var mıydı?" diye sorguluyorsunuz.
1000Kitap
Bir Dinozorun AnılarıMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 202214,3bin okunma
8/10
·192 syf.·
2026 5. kitabı
Kitap, ilk başta kısaca bazı mutasıvvlardan bahsediyor. Ahi Evren, Hacı Bektaş ve Yunus Emre başlıklarıyla devam ediyor. Bu mutasıvvlar hakkında kaynak neredeyse pek olmadığı için, kitapta kısa bilgiler verilebilmiş. En ilginç olan Hacı Bektaş oldu benim için. Gerçek Hacı Bektaş ile Alevilik-Bektaşilik'te anltılan Hacı Bektaş çok farklı. Üstelik şunuda öğreniyoruz kitap'tan; Hacı Bektaş'ın öğretisi, yolu, inancı ile günümüzdeki Bektaşlik çok farklı, hatta Hacı Bektaş ile alakası yok denebilir. Hacı Bektaş, Bektaşilik diye bir tarikat kurmamış, ondan sonr yerine gelen Balım Sultan kurmuş ve zamanla Bektaşilik şekil değiştirerek günümüzdeki halini almıştır... Bu konulara ilgisi olanlar okumalı.
Bir Devir Üç VeliHaşim Şahin · Kapı Yayınları · 202511 okunma
Puan vermedi·149 syf.··
2026 7. kitabı
Necip Fazıl M. Orhan Okay Kitap üstadın hayatını ve eserlerini anlatıyor. "İlk şiiri 18 yaşında iken (1923), 23 yaşında bütün sanat çevrelerince Kaldırımlar Şairi diye şöhret bulan, öldüğü 1983 yılına kadar şiir yazmaya devam eden Necip Fazıl Kısakürek'in, edebiyat ve fikir tarihimize mührünü vurmuş 60 yıllık bir yazı hayatı vardır. Şiir, tiyatro, hikâye, roman, deneme, fikra; târihi, dinî, tasavvufi incelemeler; siyasî ve sosyal makaleler yazmıştır; 42 yıl süreyle, hem tek başına denebilecek bir azimle dergi ve gazete çıkarmak, nâdir görülen bir hâdisedir." S.9 Necip Fazıl sesini çok iyi kullanıyormuş. Ahmet Haşim bu konuda şöyle demiş: "Çocuk, bu sesi nereden buldun sen?" diye üstatça takdirlerini söyler. Gerçekten bu şiirde ses, ilk mısralarda bir nefes sessizliğiyle başlayıp, son misrada bir çığlık olmaktadır." S.34 "Türk Cemiyeti, 1908-1923 arası büyük sosyal krizler içine düşmüştür. Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet olmak üzere üç farklı rejim yaşanmıştır. Arka arkaya Balkan, Dünya ve İstiklal savaşlarıyla ağır toprak ve insan kayıplarına uğramıştır aynı zamanda ihtilaller ve inkılaplar olmuştur." S.36 "Necip fazıl'ın ilk şiirlerini vermeye başladığı yıllarda şiirimiz bu durumlardan etkilenmiştir." S.37 "Daha ilk mısralarında insanın trajik varlığının dikkat çektiği 1924 yılında 'Örümcek Ağı' ile ilk şiir kitabını çıkarır. Örümcek ağını teşkil edense dertleridir." S.35 ÖRÜMCEK AĞI Duvara bir titiz örümcek gibi, İnce dertlerimle işledim bir ağ. Ruhum, gün doğunca sönecek gibi, Şimdiden hayata ediyor vedâ. Kalbim yırtılıyor her nefesinde; Kulağım, rûhumun kanat sesinde, Eserim duvarın bir köşesinde; Dışarda çığlığım geziyor dağ dağ. S.34 "Kaldırımlar şiirini çok defa değiştirmiş. Öyle ki 1928'den 1969'a kadar bir kaldırımlar şiiri doğmuş gelişmiş ve
Necip Fazıl KısakürekM. Orhan Okay · Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları · 198725 okunma