Puan vermedi·1142 syf.··
2026 1. kitabı
İlk kitap zaten şaheserdi ama Rothfuss bu ikinci ciltte dünya inşasını katlayarak zirveye taşımış. Artık sadece Üniversite'nin koridorlarında değil; Vintas'taki saray entrikalarında, gizemli Fae diyarının büyüleyici ve tehlikeli atmosferinde ve Ademre'nin sert, felsefi savaşçı kültüründe soluk alıyoruz. Her yeni mekân o kadar sağlam temeller üzerine oturtulmuş ki, Lethani felsefesinden Fae'in zamansızlığına kadar her detay bir kültür antropoloğu titizliğinde işlenmiş. Dünya âdeta canlanıyor. Kurgu tasarımı ise tam bir satranç ustalığı. Rothfuss yine iki zaman çizgisini ustaca kullanıyor, ama bu sefer Kvothe'un anlattıklarıyla meyhaneci Kote'un gizemi arasındaki uçurum daha da derinleşiyor. Kitap boyunca Kvothe'un efsanevi başarılarının altında yatan gerçekler, pişmanlıklar ve bedeller o kadar ince örülmüş ki her bölüm yeni bir teoriye kapı aralıyor. Ademre'de öğrendiği dövüş sanatı ve Fae'de kazandığı deneyimler, ilerideki olaylara adeta birer tohum gibi serpilmiş. Kalınlığına aldırmayın; bu kurguda tek bir gereksiz cümle bile yok! Dünya ve tasarım tutkunları için okuması şart, serinin en iyi halkası kesinlikle bu! Bilge Adamın Korkusu Bilge Adamın Korkusu
1000Kitap
Bilge Adamın KorkusuPatrick Rothfuss · İthaki Yayınları · 20182,837 okunma
9/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
Eserin, 7-8 yaşlarında bir çocuğun gözünden masalsı bir kurgusu var. Çocuğun bir adı yok. Annesi ve babası küçükken terk etmiş, dedesi ile birlikte dağlarda yaşıyor. Bulundukları yerde kendisinden başka çocuk yok. Tek başına oyunlar oynayıp, hayaller kuruyor. En büyük hayali ise Issık Göl'de gördüğü beyaz gemiye binip babasına kavuşmak. Bu Beyaz gemi, onun için yalnızca bir ulaşım aracı değil; aynı zamanda umudun, özgürlüğün ve hayallerinin simgesidir. Köydeki insanlar bencil, çıkarcı ve acımasızdır. Özellikle Orozkul karakteri, güç ve çıkar uğruna insani değerleri hiçe sayan yozlaşmış tiplerin sembolüdür. Dede Mümin ise eski değerleri, doğa ile uyumu ve insan sevgisini korumaya çalışan bir figürdür. Eser boyunca çocuğun hayalleri ile yetişkinlerin gerçekleği arasında sürekli bir çatışma vardır. Sonunda bu iki dünya arasında uçurum kapanmaz. Çocuğun beyaz gemiye ulaşma umudu gerçekleşmez ve trajik bir sona sürüklenir. Keşke sonu daha farklı olsaydı dediğim kitaplardan biri oldu, Beyaz Gemi. Bittiğinde "Çocuk için daha farklı bir son olabilir miydi?" diye düşündürüyor. Sade dili ve akıcı anlatımıyla çabuk okunan bir eser, okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Edebiyat
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,5bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·396 syf.··
2026 13. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 18:26
Bazı kitaplar bittiğinde aklınızda olaylar kalır, bazılarıysa bir karakter bırakır. Madame Bovary benim için ikinci gruptaydı. Emma Bovary’ye ilk başlarda kızamadım. Çünkü onun mutsuzluğunu anlamak zor değildi. Hayatın ona sunduğu gerçeklikle, hayal ettiği hayat arasında derin bir uçurum vardı. Fakat sayfalar ilerledikçe fark ettim ki Emma’nın trajedisi yaşadığı hayat değil, hiçbir hayatın ona yetmeyecek olmasıydı. Sürekli başka bir mutluluğun peşinden koştu. Uzakta olan her şey ona daha parlak göründü. Ulaştığı her şey ise kısa süre sonra değerini kaybetti. Sanki hayatı olduğu gibi sevmeyi değil, hayal etmeyi seviyordu. Roman boyunca en çok dikkatimi çeken şey buydu: Emma’nın aradığı şey belirli bir insan, belirli bir aşk ya da belirli bir hayat değildi. O, hiçbir zaman tam olarak var olmayan bir mutluluğun peşindeydi. Charles Bovary ise romanın en acı karakterlerinden biriydi. Ona çoğu zaman kızdım. Bu kadar saf, bu kadar kör ve bu kadar edilgen olması beni öfkelendirdi. Ama kitap bittiğinde dönüp baktığımda onun trajedisinin aptallığı değil, sevgisi olduğunu düşündüm. Gerçeği göremeyecek kadar sevmesi… Madame Bovary okurken beni Dorian Gray kadar sarsmadı. Babalar ve Oğullar kadar zihnimi meşgul etmedi. Hatta yer yer yavaş ilerlediğini düşündüm. Ama kitap bittiğinde Emma’nın yüzü zihnimde kaldı. Çünkü Flaubert bana kötü bir kadın anlatmadı; arzularının peşinde sürüklenirken kendini tüketen bir insan anlattı. Kitabı kapattığımda aklımda tek bir düşünce vardı: Bazı insanlar başlarına gelen felaketlerin kurbanı olur. Bazıları ise o felaketi adım adım kendi elleriyle inşa eder. Emma Bovary ikinci gruptaydı.
Alıntı
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201940,9bin okunma
Sana Çiçek Getirdim Algernon
10/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2026 43. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 14:36
Zeka sahiden her sorunun cevabı mıdır? İnsan bazen en çok anladığında yalnızlaşmıyor mu? Bazı kitaplar bittiğinde hikâyeyi değil, kendini düşünmeye başlarsın. Algernon'a Çiçekler tam olarak böyle bir kitap. Zekânın insanı mutlu edip etmediğini, sevginin ne kadarının anlayışa bağlı olduğunu ve insan olmanın aslında ne demek olduğunu sorgulatıyor. Charlie'nin değişimini okurken bazen umutlandım, bazen gururlandım, bazen de içim parçalandı. Ama en çok da şu gerçeği düşündüm: İnsanların bizi nasıl gördüğü ile gerçekten kim olduğumuz arasında sandığımızdan çok daha büyük bir uçurum var. Son sayfayı kapattığımda boğazımda bir düğüm kaldı. Çünkü bu kitap zekâ hakkında gibi görünse de aslında yalnızlık, kabul görme ihtiyacı ve insan kalabilme mücadelesi hakkında. Bazı hikâyeler unutulmaz. Bu da onlardan biri. Algernon'a çiçek bırakmayı unutmayın...
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202537bin okunma
Ölmüşüm gibi arkamdan konuşur musunuz rica etsem?
8/10
·72 syf.··
2026 4. kitabı
Uzunn zaman sonra geldim size. Ne olursam olayım yine geldim. Kim olduysam onunla geldim. Okuyamayan biri olarak geldim. Son zamanlara öyleydim yani. Toparlanma aşamamın 2. kitabıyla geldim size işte karşınızdayım... Ölürsem arkamdan iyi hatırlayın diye kendimi açıklamaya geldim ama insanoğlu vicdanı sebebiyle ölünün arkasından kötü konuşmaz zaten. Konuşmazsınız di mi? İşte bunu merak ederek aldım kitabı. Ölü birinin ardından ne düşünürüz, neler söyleriz ve en önemlisi neleri söyleyemeyiz? Bunun kitabını yazmış Laurent Mauvignier . Kadıköy kitap günlerinde Sel yayıncılıkta görev alan bir beyefendinin tavsiyesi üzerine aldım kitabı. Çok güzel övdü, gerçekten çok samimiydi. Kitabı ne kadar içselleştirdiğini o kadar içten ifade etti ki kayıtsız kalamadım. Sel yayınlarının zaten okuyup beğenmediğim kitabı çok çok nadirdir. Yapıyorlar bu sporu. Kitap intihar eden Luc'un arkasından anne-babasın, yenge-amcasının ve onların kızı (yani Luc'un kuzeni) Celine'in Luc ile ilgili bilinç akışı şeklinde düşüncelerini içeren bir metin. Ara sıra Luc'un kendisi de dahil oluyor hatta bu akışa. Akış dediğim de öyle bir akış ki; hop oraya hop buraya atlayıp duruyor yazar. Bir annesi konuşuyor, bir yengesi; bir Luc'un yaşadığı dönemdeyiz, bir intihar ettiği günde. Allak bullak oldu zihnim ne olduğunu anlayana kadar. Ama bir kere anladıktan sonra akıyor gerçekten, korkmayın. Kitapta en çok hoşuma giden şey, aile ilişkilerini anne-baba gözünden görüp onların, biz evlatları hakkında neler düşündüğünü anlayabilmek oldu. Benim fazlasıyla cebelleştiğim ve hatta ülkemizde birçok gencin de muzdarip olduğunu düşündüğüm bir konu. Hani ebeveynlerinize karşı durabilecek gücünüz kalmadığında, artık yapacak, deneyecek herhangi bir yol, bir çare kalmadığında yavaş yavaş uzaklaşırsınız ya; aranıza uçurum girer,
1000Kitap
Onlardan UzaktaLaurent Mauvignier · Sel Yayıncılık · 2026141 okunma
Canan Tan’ın Piraye'sine Eleştirel Bir Bakış
5/10
·431 syf.··
2026 30. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 18:24
Canan Tan’ın Canan Tan Piraye Piraye romanı, okuyucuya "modern, özgür ruhlu, kendi ayakları üzerinde duran ve çok yükseklerde yaşayan bulunmaz bir kadın" imajı pazarlayarak başlar. Ancak sayfalar ilerledikçe yazarın bakış açısıyla okurun gerçekliği arasındaki o derin uçurum açılır. Çünkü karşımızda iddia edildiği gibi ne destansı, büyük bir aşk vardır ne de gerçek anlamda güçlü bir kadın karakter. Karşımızdaki Piraye, aslında son derece silik ve çelişkilerle dolu bir figürdür. Piraye’nin bu ikiyüzlü duruşu, hayatındaki erkeklere gösterdiği o muazzam tolerans tezatlığında saklıdır: İlk Perdede Kolayca Silinen Masumiyet: Üniversite yıllarında hayatına giren, kendisiyle Nazım Hikmet şiirleriyle konuşan, edebiyatla iç içe o masum çocuğu en ufak bir şeyde "benim dengim değil" kibriyle tek kalemde hayatından çıkarır, üzerini acımasızca çizer. Kendini çok yüksekte gördüğü için ona hiçbir tolerans göstermez. Feodalitenin Karşısında Eğilen Gurur: Aynı Piraye, üniversite ortamında kendini "ağa" gibi tanıtıp hava atan, ama kendi memleketine ve töresine girdiğinde ailesinin karşısında tek bir kelime bile edemeyen, kendi kararlarını alamayan muazzam ezik ve silik bir adam olan Haşim’in karşısında ise adeta el pençe divan durur. Haşim’in ve ailesinin o baskıcı, feodal dünyasına gösterdiği ucu bucağı gelmeyen tolerans, Piraye’nin o "bağımsız kadın" maskesini tamamen düşürür. Bu durum, ortada kör kütük bir aşk olmadığını; aksine Piraye’nin bilinçaltında o ailenin gücüne, toplumdaki yerine, zenginliğine ve statüsüne duyduğu gizli bir hayranlık olduğunu gösterir. Kendini erişilmez ve bulunmaz Hint kumaşı zanneden bu kadın, gerçek hayatın içine ve o töre çarkının çelişkilerine daldığında hiçbir ağırlık koyamaz. Ne o hayata tam anlamıyla isyan edebilir ne de savunduğu değerlerin arkasında
PirayeCanan Tan · Altın Kitaplar · 201350,4bin okunma