Korku ile umut, biri itaate çeken, diğeri kötülükten sakındıran iki iptir. Uçan kuşun iki kanadı gibi; biri olmazsa uçuş yok. Bunlardan biri kalbi terk ederse isyan tehlikesi belirir.
Çok acayip tufaya gelmiş hissediyorum kendimi. Sigara içilen uçuş var diye beni ikna eden Tayfun’u öldürme duygum ayyuka çıkmış durumda. Havana’ya iner inmez onu vurmayı düşünüyorum ve fakat üstümde tabanca yok. Olsa da havalimanında elektronik güvenlik aygıtından geçerken bip yapardı, hemen alırlardı. Benim hiç tabancam olmadı ki! Sigara içmek istiyorum.
Gözlerime neredeyse inanamıyordum ama evet görüyordum, yıldızları yaptıkları uçuş çok çabasız görünüyordu sanki istersek kolayca onlara katılabilirmişiz gibi.
Uçuş planları havacılığın temelidir. Sadece hiçbir şeyin gözden kaçırılmadığını garanti etmekle kalmaz, aynı zamanda sürprizleri de önlerler. Ben bunları özel yaşamımda kullanmaya
karar vermiştim; çünkü kaybedeceklerim, tek başıma uçmamı haklı çıkarmayacak kadar fazlaydı.
Alaska ile Yeni Zelanda arasını, yani on bir bin beş yüz kilometreden fazla bir mesafeyi bir çırpıda aşabildiği, uydu takip sistemi yerleştirilen bir kuş sayesinde keşfedilmiştir... Saatte yetmiş kilometre hızla tam bir hafta uçmak! İki yüz elli gram ağırlığında bir canlıdan bahsediyoruz... Ve kıyı çamurçulluğu, bu molasız uçuş boyunca beyninin sadece yarısını devre dışı bırakarak uyur. Bir an bu şekilde uyuduğumuzu hayal edelim: Beynin bir küresi uykudayken, diğeri akıllı telefonla oynuyor ya da araba sürüyor...
Hayatım boyunca birilerinin beni seçmesini bekleyip durmuştum ve başkalarının onayını bekleyerek kendimi sürekli hayal kırıklığına uğratmıştım. Bunu kendim yapabilecekken neden bir başkasının bana öncelik vermesini bekliyordum?
Kendimi seçebilirdim.